Alışmak sevmekten daha zor geliyor.

“Adaptasyon, canlıların ortamlarında başarılı bir şekilde yaşamasını sağlayan kalıtsal değişikliktir.” Bu tanım şöyle başta dursun.

Lisans hayatım biteli 3 seneyi geçti. 3 sene sonra şöyle bir arkama baktığımda 3 farklı ülke hatta 2 farklı kıta görüyorum. Boston, Portekiz, İngiltere…

Haziran 2013, Nantucket

Boston hava alanındayım ve aklıma düşen ilk soru “Sahi benim ne işim var burda?”. Çalışacağım ve kalacağım yere varana kadar çoktan gece olmuş, içimde kesin kayboldum korkusu, ağladım ağlayacağım. Sonraki 3 gün jetlag etkisinde ya hiç uykusuz ya çok uykulu... Ertesi hafta patronumun ingilizcesini anlamadığım için ne yapacağımı şaşırdım. Derdimi anlatacak kadar bile olmadığını anladığım ingilizcemle içime kapanık 1 ay geçirdim. Sanırım alışamayacağım.

Eylül 2015, Porto

Havaalanına indiğim ilk andan itibaren bardaktan boşanırcasına yağan yağmur, Allah’ım ömrümde böyle şey görmedim. Halbuki memleketten bindiğimde Eylül ayının ortası mis gibi yaz günüydü. Aksilikler uçakta en sevdiğim ceketimi kaybetmemle başladı. Valizim ve içindeki bütün eşyalarım ıslak… Kalacağım yere varmak için metroya biniyorum, Portekizin en ünlü caddelerinden Santa Caterina’da inmişim ama farkında bile değilim. Yetişmem gereken bir otobus ve durmadan yağan bir yağmur altında güç bela son otobüsü yakalıyorum ama yağmurda kalmış köpek yavrusu gibi ıslandım. Kalacağım ev buz! Eşyalarım kuruması tam 3 gün sürdü, kesin zatüre falan olacağım. 1 ay içinde 3 kere ev değiştirdim. Ev sahibi dolandırıcının teki çıktı! O da yetmiyor romatizmam hortladı, tekrar iğnelere başladım. Berbat bir 1 ay geçirdim.

Ağustos 2016, Londra

Londra… Başka bir avrupa ülkesi beni beklerken ani bir kararla Londra’dayım. Herkesin bir süre yaşamak istediği rüya şehir. Uçaktan çok sorunsuz indim, kalacağım yer çoktan hazır, beni bekliyor. Her şey yolunda hiç bir sorun görünmüyor. Hava yağmurlu ve soğuk olacak diyorlar, her gün mutlaka güneşi görüyorum. Bu kez ben sahiplenemiyorum şehri. Bir şey var bir türlü içime sinmiyor, benim olmayan bir şey yaşıyor gibiyim. Hızlıca daha iyi bir iş, daha iyi bir fırsat arıyorum. Dönüş yok. 3 kez ev değiştiriyorum. Son zamanların en sosyal hatunu ev kuşuna dönüşüyor. Herkes Londra için ölürken adım bile atmak içimden gelmiyor. Bu şekilde 2 ay geçiyor. Tam alışıyorum belki derken telefonum çalınıyor. Yok yok sevemedi bu şehir beni. Olsun diren Gülistan.

Kasım 2013, Nantucket

Nantucket’dan ayrılık vakti… 4 ayımı burada geçirdim. Patronlarım ailem gibi oldu. Bana her şeyi emanet edecek kadar çok güveniyorlar, bütün anahtarlar elimde, sabahları ben açıyorum oteli! Muhteşem bir 4 ay geçirdim, ömür boyu gülümseyerek hatırlayacağım kesinlikle, torunlarıma bile anlatırım :D Deli gibi özleyeceğim arkadaşlarımı… Şu gün batımının renklerine hiç doymamıştım aslında. Sabah 5.45 feribotu ile ayrılacağım adadan, boğazımda bir yumruk... Gözlerim yaşlı vedalaşıyorum herkesle. Tekrar gelmek üzere kendime söz vererek ve kalbimden bir parçayı da burada bırakarak, istemeyerek dönüyorum.

Şubat 2016, Porto

Yarın uçağım var ama gitmeden Riberia’ ya oturmaya iniyorum. Ne de olsa inanılmaz bir 6 ay geçirdim güzel bir vedayı hak ediyor. Şubat ayında hava 23 derece… Ah bu havayı dönünce ne kadar çok arayacağım. Arkadaşları m ailem gibi oldu hatta son 1 ayım onların evinde geçti. Sanırım hiç unutmayacağım bir yılbaşı geçirdim. Her yer okadar yeşil ki, insanlarda nasıl sıcacık. Evimde gibi hissediyorum. Buradaki Hocalar da şaşkın, okulda en çok vakit geçiren yabancı öğrenci olarak tarihe geçiyorum. Bu süreçte hepsi ne kadar yardımcı oldu. Akdeniz insanı rahatlığı… Ah yemek masasında saatlerce geçen sohbetleri nereden bulacağım ki şimdi! Havalalanına arkadaşlarım bırakıyor. Bir daha görüşmek üzere sözleşiyoruz. Kalbimden bir parça daha bırakıyorum…İstanbul’a indiğimde gözlerimde yaş, aklımdaki soru ‘Neden döndüm ki ben şimdi?’

Kasım 2016, Londra

1 Haftalık Türkiye tatilinden yeni döndüm. Bu kez içim kıpır kıpır. Kaldığım eve kadar kocaman valizimle savaşarak gidiyorum. Daha dün yağmurluyken bugün güneşli karşılıyor Londra beni. Uçaktan iner inmez eve gelmiş gibi hissediyorum. Cristmas ışıkları yanmaya başlamış, ah bu şehir geceleri ne kadar da güzel…Büyülenmemek elde değil! Başvurduğum ilanlardan dönüş aldım, görüşmeye çağırıyorlar. Hissediyorum, güzel şeyler yakın… Kalbimden burası için de bir parça hazırlıyorum.

Demem o ki;

Hepimizin adapte olma süresi, yaşadıkları ve alışma biçimi gerçekten farklı olabiliyor. Eğer yeni bir işte, yeni bir şehirde, yeni bir ülkedeyseniz kendinize zaman verin. Değerlendirme yapmak için en az 6 ay bekleyin. Sıfırdan başladığınızı unutmadan, kendinize çok yüklenmeden ama hayallerinizin peşinden koşmayı da bırakmadan seçtiğiniz hayatı yaşayın. Adaptasyon, ne de olsa genlerimizde var :)

Ve hatırlayın:

Home is where your heart is ❤

Not: Sabahtan beri kafamın içinde ilginç şekilde çalan şarkı da yazıya başlık olması içinmiş.

Sevgiyle.