Kişisel Fütürist

Fütürizme merakım bir gün sosyal medyada dolaşırken esprili bir yazıya denk gelmemle başladı. 90’lar veya birkaç yıl öncesinde doğmuş neslin çok iyi hatırlayacağı floppy disklerden birinin fotoğrafı yerleştirilmişti en üste ve yazıda şöyle diyordu; “ Baba eski eşyalarını karıştırırken birden bir sürprizle karşılaşır ve küçük oğlunu yanına çağırır. Gel bak oğlum sana ne göstereceğim, derken elinde eski bir floppy disk tutuyordur. Yanına gelen küçük oğlu diske bakar ve bağırır:
– Aa baba kaydet butonunun 3D yazıcıda çıktısını mı aldın ? “
Bu küçük hikaye ilk okuduğumda beni güldürse de sonradan epeyce etkilemişti. Belki sadece 15 yıl önce sık kullanılan bir materyalden çocuğun haberi yoktu, dahası bunu bir 3D çıktı zannediyordu. 3D çıktı gibi bir teknoloji hayal edemeyeceğimiz zamanlardan, yakın geçmişteki teknolojiye inanamayacağımız zamanlara gelmiştik ve her şey göz açıp kapayıncaya kadar olup bitiyordu. Bu komik hikaye, içinde bulunduğumuz zamana dair daha fazla düşünmeme ve araştırmama yol açtı. 15 yıl önce hayal edemeyeceğimiz tasarımlar şimdi gerçekse, acaba 15 yıl sonra ne olacaktı ? Geleceği tahmin edebilir miydik ? Yoksa gelecekten korkmalı mıydık ?
Geleceğe dair düşüncelerin şu an olumsuz olduğunu görmek çok da zor değil. Herkes gelecekten endişeli ve eskiyi özlemle arar durumda. Bu büyük kaygı ve negatif hissiyatın sebebi “geleceğe katlanmak” duygusu olabilir. Geleceği; bizi bekleyen kaçınılamaz negatif bir durum yerine şekillendirilebilir pozitif bir algıya dönüştürmeyi benimsemek hayatımıza çok pozitif etkilerde bulunabilir. İşte gelecek hakkında olumlu bir bakış açısı benimseyen, geleceği şekillendirebileceğimizi düşünen ve bunun üzerine çalışan kişilere de “fütürist” deniyor. Fütürizm de “olmasını istediğimiz yarınlar için bugünden kararlar almaya yardımcı olacak çalışmaların toplamı” olarak tanımlanabilir.
Fütürizm, benim açımdan, faydalı ve faydacı bir bakış açısıdır. Bilgi dahil, her şeye bolca sahip olduğumuz bu dönemde asıl sorun, ve hatta çözüm, bu bolluk yığınını nasıl ve ne niyetlerle kullandığımızda yatıyor. Eğer Ufuk Tarhan’ın da dediği gibi “gelecek güzel gelecek” mottosunu benimsersek, bugün attığımız her adımın ileride bize döneceğini bilmek bu negatif ortamda bizi pozitif kalmaya ve pozitif işler yapmaya itecektir.
Günümüzde öne çıkmış fütüristlerden biri olan Ufuk Tarhan, 2002’de “bilişim sektörünün en başarılı iş kadını” ödülünü almış. Bundan 13 yıl önce, bilişimin ve kadının sektördeki durumunu düşünürsek, hiç de yabana atılacak bir başarı değil bu. 2006’da da Türkiye’nin ilk fütürist şirketi ve gelecek planlama merkezi olan M-GEN’i kurmuş. Sosyal medya ilk popüler olduğu zamanlarda şirketlere gidip sosyal medyayı nasıl kullanmaları gerektiğine dair eğitimler düzenlemiş. Bugün, şirketiyle beraber gelecek planlamalarına devam ediyor. Kendine ait bloğunda, sadece şirketlerin değil, insanların da kendi geleceklerini adım adım nasıl planlayabileceklerini anlatan materyaller mevcut. Ufuk Hanım’la şahsen tanışmış biri olarak, bugün olduğu yere onu getiren özelliklerinin yenilikleri çok yakından takip etmesinin yanı sıra onun heyecanı olduğunu düşünüyorum. Bu da bana, her işte olduğu gibi, fütürizmde de heyecan olmadan başarıya ulaşmanın zor olduğunu hatırlatıyor. Fütürizmde en önemli olgulardan biri, geleceğe dair heyecan duymak olabilir.
Beni etkileyen bir diğer fütürist, Easton LaChapelle, henüz 14 yaşındayken lego parçaları, misinalar ve elektrik borularından robot el yapan bir Fransız genç. Easton kendini fütürist olarak tanımlamamış olsa da geleceğe bakış açısı ve onu değiştirmeye yönelik olumlu adımlarıyla bence tam anlamıyla bir fütürist. Easton bir gün, 7 yaşında ve kolu olmayan bir kızla tanışmış. Takma kolun pahalılığı yüzünden kızın ve ailesinin çektiği sıkıntıları görmüş. Kızı gören belki de herkes “Keşke daha ucuz bir takma kol olsa !” diye düşünmüş olabilir ama bu noktada Easton’ın , ve fütürizmin farkı “Ucuz bir takma kol için ne yapabilirim?” düşüncesidir. Koşulları kabullenmek yerine geleceği değiştirecek adımlar atma cesaretini bulmak, bu hikayedeki fütürizmin ana noktasıdır. Daha da ilham verici olansa Easton’ın 17 yaşına geldiğinde kurduğu Unlimited Tomorrow şirketi aslında, çünkü Easton bu şirketle beraber robotik el tasarlarken kullandığı kodları açık kaynak olarak sunmuş. Üstelik onun bu icadı, 14 yaşındayken yaptığı robot elden çok daha ileri bir aşamada artık. Robot el robot kola, robot kol da beyin gücüyle kontrol edilebilen bir buluşa dönüşmüş. Bu teknoloji aynı zamanda felçli hastaların tekrar yürüyebilmesi için de kullanmak üzere dönüştürülmeye devam ediyormuş.
Easton, bütün isteğine ve çabasına rağmen robot kol konusunda başarılı olamayabilirdi ve bu onu daha az başarılı bir fütürist yapmazdı. Ve eminim ki yola çıkarken dünyayı değiştirme inancıyla değil, küçük bir kızın hayatını daha yaşanılabilir kılma isteğiyle çıkmıştı. Bu düşünceden yola çıkarak önemli olanın başarıya ulaşmaktan çok düşünce şeklini değiştirmek olduğu ve illa ki çok büyük değişiklikler yaratmak gerekmediği sonucuna vardım. Bir fütürist olarak, bu görüşler doğrultusunda kişisel manifestomu ise “Çabalamaya kendinden başla!” olarak belirledim.
Kendi imkanlarım doğrultusunda attığım en büyük adım World Future Society’e üye olmak oldu. Benim için büyük sayılabilecek bir adımdı çünkü üyelik karşılığı ulaşabileceğim fütürist makaleler ve “Futurist” dergisi öğrenci bütçemin oldukça üzerindeydi. Buna rağmen, elimden geleni yapıp para biriktirerek bir senelik üyelik aldım. Buraya kadarki kısım, aslında çok kıyaslanabilir olmasa da, Easton’ın robot kolu yapmasına benziyor. Fütürizm hakkındaki bilgi birikimimi artırmak amacıyla ne yapabilirim konusunda pozitif bir adım atmış oldum. Bundan sonra ise, kendim ücretli aldığım makaleleri isteyen bütün arkadaşlarımla ücretsiz paylaşarak bir nevi Easton’ın açık kaynak kodlarla yaptığı etkiyi hedefliyorum; kelebek etkisi yaratmaya çalışıyorum.
Yaratmaya çalıştığım etki başka insanlar için başarılı olur mu bilmem ama benim için işe yaradı. Teknolojiye, insanlara ve dahası teknolojiyle insanların ilişkisine daha çok ilgi duymaya başladım. Fark ettim ki sanki gelecek bizden bağımsızmış, içinden ne çıkacağını bilmediğimiz bir hediye paketiymiş gibi davranıyoruz; halbuki hediye paketinin sürprizi dünyadaki milyonlarca bilgiyi bilemiyor oluşumuzdan kaynaklanıyor. Aslında dünyada her gün atılan bir dizi adım bir bütün oluşturarak geleceğimizi belirliyor. Öyleyse biz de kontrol edebileceğimiz bilgiyle kendi geleceğimizi yönetebilir ; kendimiz ve çevremiz için en pozitif gelecek olasılığına erişebiliriz.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.