5 Kiloyu 10 Günde Nasıl Verdim ? (2. Bölüm)

Bir önceki yazıda metabolizmamızın çalışma düzeni üzerinde durmuştum. Bu yazıda daha çok ne yapmalıyız üzerinde duracağım.

Bahsettiğim üzere bize asıl kilo aldıran ve metabolizmamıza zarar veren şeyler rafine gıdalardır. Aslında ne vücudumuzun bu kadar karbonhidratlı gıdalara ihtiyacı var ne de rafine besinlere.

Aslolan, evrimin en başındaki insanların düşündüğü gibi düşünmemiz. Vücudumuz bize ne zaman susadığını bildirebiliyorsa emin olalım gerçekten ne zaman acıktığınıda bildirecektir. Bunun anlayabilmesi için ona biraz imkân vermemiz gerekmekte.

Karbonhidrat gibi kolay yıkılabilen bileşiklerin sürekli tüketimi bizim insülin direnci oluşturmamızı sağlıyor. Durmaksınızın yediğimiz bu türden gıdalar, kanımızda normalde dolaşması gerekenden çok daha fazla insülin bulunmasına neden oluyor. Buda en başta aşırı yağlanma problemine neden oluyor.

Aynada kendinize bakın. Kocaman bir göbek ve belimizin yanlarında çok kıyak bir tatil yapan yağlarımız. Birde neolitik çağ insanı olan atalarımızı düşünün… Özellikle biz erkekler… Bizler harika birer avcı olarak yaratıldık, sıcak ekmek yemek için değil!

Hadi lafı bir kenara bırakıp ne yapmamız gerektiğine bakalım.

Öncelikle insülün ve glukagon dengesini sağlamak için açlık süremizi belirleyelim -Baştan uyarayım, çok ciddi bir insülin direnci yaşıyorsanız bu ilk iki ila üç günlük süreç gerçek anlamda bir zulüm oluyor insana. Atlatırsanız sırtınız yere gelmez-. Önceki yazıda insülin yemekten sonraki 2–3 saatlik süreçte, glukagonda peşinden gelen 2–3 saatlik süreçte salgılanır demiştim. Bu demek oluyor ki her öğününüzün arası 4–6 saat sürmeli. Bu durumda eğer sabah 7gibi kahvaltı ediyorsanız, öğle yemeği vaktiniz 11–13 arası olmalı. Akşam yemeği vaktiniz ise 17–19 arası olmalıdır. Her vakti tutturmak zorunda değilsiniz. Öğlen yemek yemeyebilirsiniz. Yada çok az yiyebilirsiniz. Unutmayın çalışan insanlar olarak dışarda tüketeceğimiz her öğün kalitesiz yağlar ve rafine gıdalar kullanılarak üretiliyor. Bizler evcil hayvanlar değiliz. Bunlardan kaçınmamız lazım. Sadece bulduğu zaman yemek yiyebilen, sadece et ve hayvansal yağlar ve taze bitkisel ürünler tüketen atalarımızı hatırlayın.

Bu anlattıklarımı bir diyet olarak değil, vücudumuzu kullanma kılavuzu olarak düşünürseniz daha iyi olur.

Bununla beraber akşamları artık vücudumuz kendini rölantiye aldığını hissettirdiğinde bir şeyler yiyip içmeyi kesmek lazım. Bunuda siz bileceksiniz. Bu saat benim vücudum için 19:00 suları -artık yaşlanıyor muyum neyim?-. Bunun sebebi hücrelerinizin artık yemek yemekten başka uğraşacakları daha değerli işlerinin olmasından kaynaklı. Burda daha fazla hormon edebiyatı yapmak istemiyor ama yine sebebi hormonlarınız. Odanızda ve evinizde kulladığınız o lanet olası beyaz ışığıda kullamayı bırakın. Eğer iPhone kullanıyorsanız night shift özelliğini aktifleştirin ki vücudunuz daha fazla güneş ışığı benzeri mavi filtreye maruz kalmasın. Artık evimize döndük, o güzel modern mağaralarımıza, bunu unutmayın ve gerçek insanlar gibi ailenizle ilgilenin. Vücudunuz artık güneşin battını hem görsel hemde hormonal olarak algılasın.

Uzunca süre önce bir haberde doğum doktorlarının hamile kadınları özel tasarlanmış loş odalarda doğum yaptırdıklarını okudum. Bu odalar aynı bin yıllar öncesindeki annelerimizin doğum yaptığı mağaralar ve kuytular düşünülerek simüle edilmiş desem yeridir :)

Bu konuda son olarak örnek olması için kendi bir günlük sürecimi anlatayım.

Saat 06:00 ‘da uyanıp yanımda duran sudan zorlayarak içiyorum. Zorlayarak çünkü suyla pek aram yok hele sabah içmek… Bu yaklaşık 10 saattir aç kalan midem için oldukça iyi geliyor. Sonra kalkıp kahvaltıya geçiyorum. Yediğim öğün şöyle; sınırsız sayıda yeşil zeytin, ondan biraz daha sınırlı peynir, istediğim kadar domates salatalık ve yeşillik. Ayrıca içi kayısı kıvamında haşlanmış iki adet yumurta. Tabi bunları mümkün olduğunca organik olsa iyidir. Organik temin edemezseniz bulana kadar normalini yiyin.

Saat 08:00 ‘da masa başı yapıp taze çekilmiş kahveden öğlene kadar en az 2–3 fincan içiyorum. Kahve insanı zinde tutuyor. Öyle çarpıntı felan da yapmıyor, biz daha ölmedik!

Saat 12:30 ‘da öğle yemeğine çıkıp içinde et olan bir yemek yiyorum. Yanında pilav, makarna, patates, ekmek gibi karbonhidrat içeren şeyler olmayacak. 200 gr kırmızı et,tavuk ya da balık öğle yemeği için yeterli. Ekmek istiyorum derseniz lavaş yiyin, ben öyle yapıyorum çünkü.

Saat 19.30 ‘da evde oluyorum ve öğle yemeğine benzer bir öğün daha yiyorum ve defteri kapatıyorum. İçerik bakımından akşam ile öğlen arasında pek fazla bir fark yok. Öğün kapasitesini düşünecek olursak, gözünüzün önüne bir piramit getirin, piramitin tabanı kahvaltı büyüklüğünüz, ortası öğle yemeği büyüklüğünüz ve en tepesi de akşam yemeği olacak şekilde düşünün.

Uykunuza dikkat edin. Bu beslenme düzenini sağlarsanız kiloyu uykuda verirsiniz. Ben başladığımdan beri özellikle bir spor yapmadım. İlk beş kilo öyle hızlı eridiki…

Sözün özü endüstriden kaçın demiyorum ama bedeninize ihanet etmeyin. İnsan ırkının bir bireyi olarak kalın, insan olduğunuzu unutmayın.

Bir sonraki yazıda size glutenden bahsedeceğim. Ben bahsedene kadar bizi yavaş yavaş hasta eden bu protein grubu hakkında ön bilgileri toplayın…

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.