İleri Dönüşüm Kutusu

2008 krizi sonrası kaleme aldığım bu kitap satmadı, birkaç kişiden aldığım övgüler dışında hiç de konuşulmadı. Sanırım zamanı gelmemişti ve muhtemelen benim de bazı yazım hatalarım vardı ama bir gün vaktinin geleceği umudunu hep taşıdığım için zaman zaman hatırlatıyorum.

2008 Krizi Neden Çıktı?

Krizin sebebini arkadaşım ve kanaat önderim Cemalettin Nuri Taşcı 2009 başında şu şekilde yazdı. Bana sorarsanız ileride tarihi bir doküman olma niteliğinde.

Mevcut kriz, büyük ihtimalle, sanayi devrinin son krizidir. Kriz, 1970’lerden bu yana giderek hızlanan bir süreci noktalayacaktır. Son kırk yılın ana eğilimleri arasında şunlar sayılabilir:

1. Sanayinin dünya ekonomisindeki hissesi sistematik bir biçimde düştü. İlk defa 1960’larda ABD’de gerçekleşen hizmet sektörünün sanayiyi aşması olgusu, neredeyse bütün ekonomilerin genel karakteri halini aldı.

2. Arz geometrik bir hızla artarak, talebi çok aştı. Dolayısıyla talep yaratma (yani reklam ve pazarlama) ayrı bir sektör olarak ortaya çıktı ve kısa süre içinde diğer bütün sektörlerden daha hızla gelişerek önemli bir büyüklüğe ulaştı.

3. Piyasada dolaşan para paketleri büyüdü, durmaksızın daha büyük paralardan konuşulur oldu, bağlantılı olarak paranın dolaşım hızı düştü.

Yukarıda özetlenen eğilimlerin tamamı yapısal eğilimlerdir, konjonktürel değil. Hepsi birbiriyle ilintili olan bu eğilimlerin yapısal bir kriz yaşanmadan çözüme kavuşturulması da imkânsızdı. Mevcut kriz bu yapısal krizdir.

Krize yol açan temel dinamikler yeni şeyler olmadığı gibi, yeni fark edilen şeyler de değildir. Roszak henüz 1986’da The Cult of Information’u yazdığında, şartlar az çok olgunlaşmıştı. Enformasyon teknolojilerinin iktisadi iklimi nasıl değiştiriyor olduğunu ortaya koyan Roszak’tan önce, daha 1980 yılında Gorz Elveda Proletarya’da, benzer dinamikleri tespit etmişti.

Roszak’ın, Gorz’un ve birçok başkalarının yıllar öncesinden analitik olarak teşhis ettikleri dinamikler kısaca şöyle özetlenebilir:

1. Verim artışı imalatın temel faktörleri arasındaki oranları sistematik bir biçimde değiştirmektedir. Birim imalatta gereken insan gücü kararlı bir biçimde düşerken, bilgi ve teknolojinin hissesi artmaktadır.

2. Dolayısıyla, nüfus durağan olsa bile, benzer bir istihdam oranını muhafaza edebilmek için daha çok yatırım ihtiyacı ortaya çıkmaktadır.

3. Daha çok yatırım, verim artışı ile birleşince, çok daha fazla imalat demektir.

4. Teknoloji ve bilgi yoğunluğunun artışı, paralel olarak, vasıfsız veya düşük vasıflı işleri tasfiye etmekte, nüfusun küçük bir bölümünü teşkil eden yüksek vasıflı işgücü üzerinde ise muazzam bir baskı yaratmaktadır. Dolayısıyla işin paylaşımı konusunda, daha önce benzeri görülmemiş bir dengesizlik baş göstermiştir.

Gorz ve Roszak’ın yaptığı tespitlere, daha sonra gerçekleşen şartları da ekleyerek, şunları söyleyebiliriz:

5. Thurow’un 1996’da yazdığı The Future of Capitalism’de de işaret ettiği gibi, para her yıl daha büyük paketler halinde dolaşmaya başladı. Verim artışına paralel olarak sermaye ve teknoloji yoğunlaşmasının kaçınılmaz bir yan ürünü olan bu hal, paranın toplumların kılcal damarlarına nüfuz etmesini zorlaştırdı.

6. Paylaşımın büyük ölçüde imalata yapılan katkıya endeksli olması yüzünden, gereken vasıfsız insan gücü düştükçe, yığınların ücret başlığı altında edindikleri toplam hissenin oranı düştü. Dolayısıyla da talep olağanüstü bir hızla daralma baskısı altına girdi.

7. Bu dönemde, başta otomobil sektörü olmak üzere hemen her sektör, daha yüksek gelirli kesimler için daha vasıflı imalat gerçekleştirerek, yani ürün çeşitlendirme marifetiyle, talep daralmasına reaksiyon gösterdi. Ancak teknolojinin hızla ve kolaylıkla yayılması sayesinde, varlıklı kesimler için üretilen her şeyin kitle üretimi kısa süre içinde mümkün oldu.

8. ABD, talep daralmasını erteleyebilmek konusunda dolar arzını artırmanın işe yarayacağını keşfetti. 1990’ların başlarından itibaren dolar arzı artmaya başladı. Ancak artan verim, piyasadaki dolarların kısa yoldan büyük paletler halinde toplanabiliyor olmasına yol açtı. Dolayısıyla yatırım sermayesini bir araya getirmek kolaylaştı. Dolayısıyla da daha düşük istihdam gerektiren büyük imalat kapasiteleri doğdu. Bu durumda, dolar arzının artırılmasını gerektiren bütün şartlar daha da pekişti ve çare olarak dolar arzının daha da artırılması gerekti. 2000’lerin başlarından itibaren dolar arzının artışı ivmelendi.

9. Olağanüstü artan dolar arzına rağmen, dünya genelinde yüksek enflasyon ortadan kalktı, düşük enflasyonlu ülkelerde enflasyon yükselmedi. Bu, bir yandan mal artışındaki olağanüstü ivmeden, bir yandan da paranın dolaşım hızının düşmesinden kaynaklandı.

İktisat, elbette kuşbakışı bakıldığında görülen dinamiklerden ibaret değildir. Yukarıda özetlenen dinamikler, aslında, tarih boyunca, kararlı bir biçimde büyüyen her iktisadi sistem için az veya çok geçerli olmuş, arz fazlası da verimli her iktisadi sistem için bir süre sonra sıkıntı yaratmıştır. Mısır Piramitlerinin, kendi dönemindeki bütün muadil iktisatlardan çok daha verimli olan Mısır’da arz fazlasının yol açtığı sıkıntıları hafiflettiği veya ortadan kaldırdığı tahmin edilebilir. Aslında her türlü Keynesyen politikanın ardındaki temel tedavi edici hassanın, arz fazlasını emmek olduğu söylenebilir.

Buradan benim aldığım temel pazarlama dersleri;

Kriz geçici değil. Kalıcı ve önümüzdeki dönemde gezegenimizde çok şeyi değişmeye aday. Sanayi odaklı büyüme, verimlilik, serbest rekabet, kurumsallaşma gibi aydınlanma dönemine ait ezberler bozulacak gibi görünüyor. İnsan hayatının uzaması da bir çok şeyi değiştirecek. Paranın iyice bollaştığı günümüz serbest rekabet ortamında, girişimci insanoğlu üretim kapasitesini çok hızlı bir şekilde artırabiliyor. Sıkıntıyı da bu arz fazlası yaratıyor. Çünkü talep o hızla artmıyor, artamıyor. Talebin ve tüketimin aşırı artması, gezegenin geleceği açısından da riskler oluşturuyor. Yani, yeni organize sanayi bölgeleri kurmak, binalar — yollar yapmak ve bunlar için açılacak teşvik paketlerini işi çözmeyecektir. Dünyanın ihtiyacı daha fazla sermaye birikimi değildir. Tam tersine, aşırı yoğunlaşmış sermaye şu an dünyanın baş belasıdır. Serbest rekabet vb liberal ezberler tıkanma noktasına gelmiştir.

Günümüzde nüfusun giderek azalan bir kısmı tüm dünya için yetecek üretimi fazlasıyla yapar hale geliyor. Tarımda mekanizasyon ve tohum ıslahı çalışmaları sonucunda büyük verim artışları sağlanmış durumda. Genetik müdahalelerin de şüphe uyandıran katkısıyla gelişmiş ülkelerde tarımın istihdamdaki payı son on yılda %6.2’den %4.2’ye gerilemiş. Öte yandan dünyada sanayinin istihdamdaki payı %21. Buradan istihdama yönelik olarak çıkan temel soru şu: Çalışan nüfusun yüzde otuzu dünya için gereken tarım ve sanayi üretimini gerçekleştirdiğinde, kalan insanlar ne yapacak?

O yüzden ezberleri bozmak, istihdam ve gelir adaleti merkezli düşünmek lazım. Eğitim, yatırım şart ama sadece bunlar meseleyi çözmeyecek. Türkiye bu yeni dönemi doğru öngörür ve bazı cesur adımlar atarsa bu değişimden karlı çıkabilir.

Yani ezber bozan yeni bir çıkış planına, hikayeye ihtiyaç var.

Detaylar kitapta