Lider olamayan bir yönetici ile yaşanabilir. Ancak yönetici olmayan bir liderle yaşamak felakete dönüşebilir.

Çok bilmek ve çok yanılmak

Atasözleri bize binlerce yıl ötesinden gelen deneyimleri aktaran kalıplaşmış sözlerdir. Evet, bazılarının yaşadığımız çağa uygun olmadığını, son derece katı, cinsiyetçi, hatta ırkçı önyargılar taşıdığını biliyorum. Ancak azınlıkta kalan bu küçük bölümü ayıklarsak çoğunluğu günümüzde de geçerli, insan doğasına dair önemli tespitler taşır. Mesela “Çok bilen çok yanılır” sözü bunlardan biridir.

Bu söz bize neyi anlatır? İnsan ne kadar çok şey bilirse bilsin, bilmediği daha çoktur. Bu nedenle bilgisine aşırı güvenen kişi, her şeyi bildiğini sanarak daha çok yanılır… Bu söz, Recaizade Mahmut Ekrem’in bir oyunun da adıdır aynı zamanda. Çok bildiğini, herkesten daha akıllı olduğunu düşünüp herkesi kandırmaya çalışan Azmi Efendi karakteri, oyunun sonunda çok bilip çok yanıldığını itiraf eder.

Her insan, kendi kişilik özelliklerine göre toplumda bir rol üstlenir, daha doğrusu üstlenmesi gerekir. Kimi bilimsel araştırmayı, kimi bürokratlığı, kimi alıp satmayı, kol ve beden gücüyle çalışmayı, kimi öğretmeyi, anlatmayı, kimi yazmayı, çizmeyi, kimi ekip biçmeyi tercih eder. Bazı insanların kişilik özellikleri de yöneticiliğe, liderliğe daha yatkındır. Bu insanlar toplumun çeşitli kademelerinde yükselir, belki bir şirkette, belki bir sivil toplum kuruluşunda, belki bir partide yönetici olur. Bunların bazıları daha da yükselir ülkenin bir bölümünü veya bütün bir ülkeyi yönetir. Bunların hepsi normaldir, modern toplumdaki işbölümünün gereğidir.

Yöneticiliğin veya yöneticinin bir ileri aşaması diyebileceğimiz liderliğin çok çeşitli tanımları yapılabilir. Bu tanımlar üzerinde durmayacağım. Ancak nasıl tanımlanırsa tanımlansın, yönetici “Her şeyi en iyi bilen kişi” değildir. Yönetici adı üstünde “yönetmeyi bilen” kişidir. Lider ise yine adından belli olduğu üzere “öncülük edebilen” kişidir. Bir yönetici, bir veya birkaç konuda uzman düzeyinde bilgi sahibi olabilir, geniş kültürüyle pek çok konuda fikri de olabilir. Bir liderde ise bunlara ek olarak etkileyici bir kişilik, eşsiz bir belagat gibi özellikler bulunabilir, kitleleri peşinden de sürükleyebilir. Ancak lider de her şeyi bilemez.

Yöneticilik ve liderlik birbirinden farklı, ama birbirini tamamlayan vasıflardır. İkisi bir arada bulunabilir veya bulunmayabilir.

Bir yöneticinin her şeyden önce insanların bilgisini, birikimini, deneyimini, uzmanlığını yönetmesi gerekir. Çünkü dünyadaki en değerli kaynak bunlardır. Bu nedenle sürekli olarak “Sizden öğrenecek değilim” diye cümle kuran bir yönetici, emin olun ki, dünyanın en etkileyici liderlik özelliklerine de sahip olsa sonuçta başarısız bir yöneticidir.

Lider olamayan bir yönetici ile yaşanabilir. Ancak yönetici olmayan bir liderle yaşamak yönettiği yapı açısından büyük sorunlara yol açabilir, hatta bir felakete dönüşebilir. Zira elindeki kaynakları doğru düzgün yönetemeyen kişi, bu açığını liderlik vasıflarıyla kapatmaya çalışır. Kendisinin her şeyi en iyi bilen kişi olduğuna çevresindeki bir halkayı inandırdıktan sonra hep aynı şeyi tekrar eder. Çevresinde oluşturduğu halkaların kendisini sürekli onaylamasını talep eder. Elindeki kaynağı da herkesi mutlu edecek optimum bir dağılım için değil, bu onay mekanizmasını büyütmek, çoğaltmak için kullanır. Bunu yaptığında, kaynak dağılımı bozulmaya başlar. Çevresindeki halkaları gerçekten bilgili, birikimli, deneyimli insanlar yerine, dağıtılan kaynaktan nemalanmaya çalışan daha niteliksiz insanlar doldurmaya başlar. Bu durum, yönettiği yapının giderek zayıflamasına neden olur.

Yönetim becerisi olmayan liderin en büyük özelliği, yönetim becerisinden yoksun olduğunu kabul etmemesidir. Bu nedenle hatalarının sorumluluğunu asla üstlenmez ve ortaya çıkan sorunlar için sürekli başkalarını suçlar, cezalandırır. Oysa iyi bir yöneticinin, ciddi bir özeleştiri ve empati yeteneği vardır. Sürekli aynı hatayı tekrarlamaz, sorun ortaya çıktığında kendisi dışında mazeretler üretmez. Gerektiğinde hataların sorumluluğunu üstlenebilir.

Bir CEO düşünün; çevresindeki kimseye kulak asmıyor, “herşeyin en iyisini ben bilirim” diyor, girdiği her operasyonda başarısızlığa uğruyor ve şirketin maddi manevi zarara uğramasına yol açıyor. Her seferinde de “Beni şu yanılttı, beni bu yanılttı” diyerek yine işin başına geçiyor ve yine aynı sonuç… Şirket batma noktasına gelse de tutumu değişmiyor.

O şirketin sonu ne olur sizce?

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.