Kimi dinlemeli, kimi dinlememeli?

Ne çok insan konuşuyor hayatımız hakkında değil mi?

Hele ki biz anlatmaya gönüllüysek, herkes yorum yapmaya dünden razı.

Yani şu an sokaktan birilerini çevirip ‘dur sana hikayemi anlatıcam’ desen, yorumu olmayan, tenkidi olmayan, tavsiyesi olmayan birine rastlamak çok zor. Başkalarının hayatına dokunma arzumuzu suni bir şekilde tatmin etme yolu, tavsiye, tenkit, dedikodu.

Tabii biz de sosyal bir varlığız, kimseler olmadan tek başımıza olmak istemiyoruz, bu çok doğal.

Konuşmak, paylaşmak, karışmak, anlaşmak istiyoruz. Fakat dışarıdan gelen bazı yorumlar var ki insanı engelliyor, kötü hissettiriyor, hareket yolunu kapatıyor.

Peki bu insanlar ve yorumlar konusunda ‘ne seninle ne de sensiz’ durumumuzda kimi dinlemeli?

Çok basit: Seni özüne döndürmeye çalışanı. Ama onun özüne değil, senin özüne.

Çünkü eğer biraz bilgece bir yorum yapılıyorsa, bunun tek amacı seni özüne döndürmek olabilir.

Kimsenin bilgisi dieğrinden daha üstün olmadığı gibi, kimsenin bilgisi diğerine onun kendi bilgisinden daha faydalı değil.

Senin ruhun var, içinde kitabı var, kalbine güm güm söylüyor, nereye gidilmesi, ne yapılması gerekeceğini.

Sen git içinde, en yakınında olan, senin olanı dinleme de başkasından medet um, komik değil mi?

Yine de umduysan işte, o başkası seni kalbine doğru itiyorsa dinle.

Sana sorular sorup seni kendine döndürüyorsa, bir sözüyle seni kendinle yüzyüze bırakıyorsa dinle.

Sana yaşam amacını hatırlatacak dürtüler veriyorsa, içindeki kıvılcımla temas etmeni kolaylaştırmaksa amacı, dinle.

Çünkü bilen insan bilir; herkesin amacı kendi meşalesini yakmaktır. Böyle bakınca da kimsenin doğrusu, bir başkasının doğrusu değil.

İşte bunu bilmeyeni, dinleme.

Kendi doğrusunu sana satmaya çalışanı, kalbini kapatmaya çalışanı dinleme.

Senin içinden gelene ‘saçma, lüzumsuz, faydasız’ deyip, senin içine ters gelene ‘en iyisi’ diyeni dinleme.

Tabii bunu benimsemen için sonra şunu hep aklında tutman gerek:

‘Kimseden gelecek bir öğüt senin hayatını kurtarmayacak.’

Bu konuyla ilgili hiç aklımdan çıkarmamaya çalıştığım ve çok sevdiğim iki cümle var. İkisi de başucu kitaplarımdan.

Birincisi Tanrılar Okulu’nda, Stefano D’Anna’nın dediği gibi:

Hiçbir yerden gelecek bir yardım yok. Sadece sana bağlı olan kişisel devrimini, yine sen gerçekleştirmelisin.

İkincisi ise esprili ve bir o kadar doğru, Seth Godin’in İkarus Yanılgısı’ndan:

YouTube şovunuzu yayımlamanızı bekliyor ama kimse sizin için bunu aramayacak!

Dışardan yardım istemek ve medet ummak çok çekici görünse de, doğası gereği hiçkimse bizim için olanı bizden daha iyi bilecek, bizim için olana bizi itecek güçte değil. Evet iş başa düşüyor. En fazla destek alacağız, motive olacağız, ama kimse, kimse bizim için olanı bizim kadar iyi bilmeyecek. İşte tam da bu yüzden, yaptığımız iş ne olursa olsun hepimiz birer lideriz ve öyle davranmak zorundayız.

Yaptığımız meslek veya konumumuz ne olursa olsun, hepimizin tek başımıza sorumlu olduğu ve bilgilerinin sadece bizde bulunduğu bir projemiz var: o da kendimiziz. Şimdi bu bilgiyle gerçek hayatımıza doğru yola çıkmanın zamanı gelmedi mi?

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.