Sosyal medya şirketlerinin ekmeğini yediği dikkat ekonomisinin mağdurlarından biriyim. Kuvvetle muhtemel siz de öylesiniz. ‘’Bugün modern hayatlarımızı şekillendiren en büyük faktör nedir,’’ sorusuna ‘Ekranlarımız’ diye cevap veriyor, New York Üniversitesi akademisyenlerinden, Adam Alter. Televizyonumuz, bilgisayarımız, tabletler ve pek tabii cep telefonlarımız, birbirimizle olan bağlantıların merkezine oturmuş durumda. En son ne zaman cep telefonunuzu yanınıza almadan dışarı çıktınız. Boşta kaldığınız her an eliniz telefonunuza mı gidiyor. Farkında olmadan Instagram ya da Twitter’da saatlerce zaman mı geçiriyorsunuz. Telefonunuzun ekran süresi raporlarında sosyal medya uygulamaları açık ara birinci mi. Tüm bunlara cevabınız ‘evet’ ise kuvvetle muhtemel siz de bir ekran bağımlısısınız. Ekran bağımlılığı…


Bunu bir youtube videosunun kapağından çaldım. O yüzden yazının sonuna videoyu embed edip, atıfta bulunacağım.

Sabah internet kurdu Hasan Başusta’nın aşağıdaki mesajıyla güne başladım:

Çok az kişiye hitap eden, üst derece bir mizah anlayışı. Mizah + müzik + şov. Harvard’lı elemanın felsefe yorumları, örnekleri inanılmaz derecede iyi. Takibe aldım Medium’dan. Acayip bir genç.


Malumunuz, bu ararlar naif çabalarla Youtube’da söyleşiler yapmaya başladığım için @ImTolstoyevski ’nin eleştirisine kulak verdim. Örnek gösterdiği @GrahamBensinger neyi iyi yapıyor diye düşündüm. Youtube mecrasıyla ilgili kişisel düşüncelerimi paylaşayım istedim.

Youtube’da başarılı söyleşiler yapan Graham Bensinger’i tanımıyordum. Meğer kendisi Amerikanın en sevilen spor spikeriymiş. Yani meşhur (kredibilitesi yüksek) ve işin mutfağına hakim biri.

Graham, söyleşi yaptığı kişinin mekanına ve yaşamına konuk oluyor. Eğer konuk basketbolcuysa potanın altında, müzisyense stüdyosunda, ultra zenginse adasında buluşuyor. Dolayısıyla röportaj verenlerin söylemleri mekanın etkisiyle daha da güçleniyor. Sunucu da göze batmıyor.

Graham Amerika’nın en meşhur spikerlerinden biriymiş. Youtube’da da iyi bir kitlesi var…


Uzunca bir süredir, kurumlara ve bireylere, dijital pazarlama ve içerik pazarlaması alanında seminerler veriyorum. Pazarlama dünyasındaki deneyimlerim ve katılımcılardan aldığım geri bildirimler doğrultusunda, check-list niteliğinde, tek sayfalık bir doküman oluşturdum. Zaman içinde dijital pazarlama seminerlerimin bel kemiği haline gelen bu dokümanı, bloğumun takipçileriyle de paylaşmak isterim.

Dert bulup, dert çözen, aç kalmaz

Pazarlamacıların müşterilere daha fazla değeri, olabildiğince net ve hızlı bir şekilde iletebilmek gibi bir derdi olması gerektiğini düşünüyorum. Tabii burada değerin ne olduğu, müşterinin kim olduğu, müşteri beklentilerinin marka vaadleriyle nasıl buluşturulacağı gibi birçok soru beliriveriyor zihinlerde. İlerleyen günlerde bloğumda bu meselelerle ilgili düşüncelerimi de paylaşacağım.

İyi pazarlamacı…


Bazen, üniversiteliler konuşma yapmam için okullarına davet ediyor.
Vaktim ve söyleyecek bir şeylerim varsa, mutlaka katılıyorum.
Üniversitenin son yıllarına gelmiş ya da iş dünyasına yeni yeni adım atmış gençlerle muhabbete dalınca, mazideki zor günlerim canlanıyor gözümde.

Genç olmak kolay değil. Hiçbir zaman olmadı. Hayaller ve gerçeklerin göğüs göğüse çarpıştığı okul yıllarından yara almadan çıkmak, eminim çok az kişiye nasip olmuştur. Yaralar iyileşse de izleri kalıyor, yaşam okulunun karnesine yazılıyor. Neyse ki, bu okulda çoğu dersin telafisi var. Ancak, hayat okulundan kopya çekerek ya da soruları ezberleyerek mezun olmak, nafile bir çabadan öteye geçmiyor. …


Sevgili günlük, uzun zaman oldu seninle konuşmayalı. 2017’de seni biraz kendi haline bıraktım. Malum, işler son derece yoğundu. Yine de bu bir bahane değil. Asıl bahane internet ve sosyal medya ile arama biraz mesafe koymak istemiş olmamdı. İçimden bir şeyler yazmak, paylaşmak pek gelmedi bu sene. Oysa ki iletişimden ekmeğimi kazanıyorken, seni ve sosyal medyayı ihmal ederek, bizim mesleğin en büyük günahlarından birini işlemiş oldum. Korkma, bu süre içinde hiçte boş oturmadım.

Görüşemediğimiz zaman içinde yaşamıma anlam katan önemli bir hadise oldu. Uzun mesafe koşmaya başladım. Koşmak, hele bir de uzun mesafe, hiçte bana göre bir iş değildi. Genel anlamda…


Ben bir bilgi işçisiyim. Yaptığım iş bilgi edinmek, bunları çeşitli bağlamlarda kategorize edip arşivlemek ve müşterilerimin istediği formatlarda çıktıya dönüştürmek. Bu çıktı kurum içi bir eğitim, bir CEO’nun sunumu, yeni bir pazarlama kampanyası ya da bir blog yazısı olabiliyor. iPad, doğru iş akışları ve uygulamalarla standart bir bilgi çalışanının bir çok ihtiyacını kolaylıkla karşılayabilecek yetkinliğe sahip. Yaşamını tek başına çalışarak kazanan biri olarak, üretkenlik sırlarımı yavaşça ifşa etmeye karar verdim. Bu yazıda iPad’i ana bilgisayarım olarak kullanmamı sağlayan, üretkenliğimi katlayan sistemlerden ve uygulamalardan bahsediyor olacağım. Umarım faydalı olur. Haydi başlayalım!

Kullandığım Cihazlar:

2016 model 13.3” MacBook Pro (Touch Bar versiyonu.)…


Büyük veri siyaseti yendi, dünyayı kurtarmak için aklıselim iletişimciler aranıyor

“Teknoloji insanları çalışma hayatının dışına iterken, para ve güç, algoritmaları elinde tutan bir grup elitin elinde toplanarak, daha önce hiç görülmemiş bir ekonomik ve siyasal eşitsizlik doğurabilir.” Bu sözler Sapiens kitabının yazarı, son dönemin popüler tarihçilerinden Yuval Noah Harari’ye ait.

Büyük veri ve psikometri biliminin birleşmesiyle, pazarlamacının silah setine eşi benzeri görülmemiş kuvvette bir bomba eklenmiş oldu. Öyle ki 1945 Pasifik Savaşında dünyanın başına patlayan atom bombası neyse, bu yeni silahın günümüz insanları üzerinde bırakacağı etki de en az bu kadar acılı ve travmatik olabilir. …


2016 değerlendirmesi…

Şu an elektrikler kesik. Haliyle kombi de çalışmıyor. Evin içi buz gibi… Çay yok, kahve de… Kettle’da bir bardak su ısıtmanın imkânı da yok. Allahtan tabletin şarjı tam. Yalap şap da olsa GSM’den internete girebiliyorum. Buna da şükür! Dışarıda acı acı siren sesleri yağmur hışırtısına karışmış, karanlığa karışıyor. Az önce önümden iki tane itfaiye aracı geçti. Şu manik elektrik gelgitlerinden sigortalar patladı, yangın çıktı herhalde…

Bugün günlerden 30 Aralık 2016, gitmemek için ayak direten mızmız bir çocuk gibi… Eline geçen her şeyi yerlere fırlatıp, kırıp döküyor. Bu sene ne çok kasvet yaptı! Nice yürekler dağlandı, ocaklara ateşler düştü…


Gündemle ilgisiz paylaşımlar yaptığım için beni eleştiren birkaç arkadaşım oldu. Onlara ve bu şekilde düşünen diğer dostlarıma minik bir açıklama yapmak boyunumun borcu.

Değerli dostlar,

sizler böyle düşünmeyebilirsiniz ancak, benim bu meselelerle ilgili düşüncelerim şu şekilde:

  1. Sosyal medyadan terörle mücadele olmaz.
  2. Terörü internetten lanetleyerek acıları dindiremez, terörü bitiremezsiniz.
  3. Facebook Feed’inize düşen terörü lanetliyoruz postları maalesef herkesin önüne düşmüyor. Facebook bizlerin ilgi alanına göre, en çok etkileşime girdiğimiz arkadaşlarımızdan haberleri filtreleyip, önümüze koyuyor. Maalesef, hepimiz aslında gerçeklikten kopuk, bir köpüğün içinde yaşıyoruz ve bunun farkında bile değiliz.
  4. Maalesef sosyal medya, doğası gereği (daha çok reklam satmak için) bizleri kategorize ediyor ve…

Hakan Akben

#Teknoloji #inovasyon #pazarlama ve #hayat üzerine öğrendiklerimi paylaşıyorum | #eğitim veriyor #içerik üretiyor #proje ve #konuşma yapıyorum.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store