KANLI SINIRLAR
ÇÖZÜM BEKLEYEN “DOĞU SORUNU”

Batının evdeki hesabı çarşıya uymadı.

Suriye’de askeri varlığını artıran ama nedense göz ardı edilen (!) Rusya, kendine bir Doğu bloğu kurdu ve belki de son anda oyuna girmeyi tercih etti.

Artık, Rusya liderliğinde Doğu da sahadaydı. Hem de Batı’nın mücadele edemeyeceği kadar güçlü ve hazırlıklı bir şekilde.

Ortadoğu’daki “pasta” aynı, ama taliplisi artmıştı. Orman kanunlarının geçerli olduğu bu kaos ortamında kaslarını geliştirenin, pastanın da büyük dilimine sahip olacağı belliydi.

Oyuna yeni giren Doğu, Rusya ile havadan ve hatta denizden, İran ve Suriye ile de karadan vurdu. Doğal olarak büyük payı da istedi. 
Peki, Batı ne yaptı?

Önce bölgedeki yasadışı gruplar arasından verilecek emirlere uyanları seçti.
Sonra Körfez Ülkelerine aldırdığı silah ve mühimmatları Türkiye üzerinden bölgeye sokarak, “bölgedeki Türkmenlere yardım” adı altında seçtiği bu yasadışı örgütlere verdi.

Hatta yetmedi, BOP Eş Başkanının emriyle, ne kadar Türkmen dense de Türkçe dahi bilmeyen bu “cihatçı” (!) grupları Türkiye sınırları içerisinde Türk Silahlı Kuvvetleri personeline eğittirdi.

Doğu’ya karşı Batı ittifakını güçlendirmeye, bu maksatla Türkiye ve Fransa’yı yardımcı oyunculuktan başrollere taşımaya karar verdi.

İngiltere’nin keskin zekâsı (!) ve ABD’nin gülen yüzünü kullanarak, kamuoyunu hazırlamak için, önce Türkiye ve ardından Fransa’da kanlı eylemler tezgâhladı ve “IŞİD yaptı” dedi.

Artık Doğu karşıtı “kutsal ittifak” hazırdı.

Madalyonun Türkiye’den bakan tarafı buyken, gerçek Batı’da durum farklıydı. Mahallenin ABİLERİ kendi aralarında Rusya’yla çoktan anlaşmışlardı bile.

Senarist İngiltere, Sayın MHP Milletvekilinin birkaç kezdir belirttiği üzere, Kürdistan’ın kurulması konusunda yıllar öncesinde Rusya’yla anlaşmaya varmıştı. Ancak, bu anlaşmada Türkiye sadece harcanan ülke olarak gözüküyordu. Hiçbir şey Türkiye’nin planladığı gibi değildi.

Plana göre;

“eski kadim aile dostumuz” Suriye; Esad’la yoluna devam edecek, giden Suriyelilerin büyük kısmını geri almayacak,

“ikinci vatanımız” İran; ambargodan kurtulacak, çıkardığı doğal gazı ve petrolü dış piyasaya pazarlayabilecek, İslam Dünyasında “IŞİD’i yok eden Müslüman ülke” olarak nam yapacak ve “Halifeliğini” ilan edecek,

“ülkesinde cami inşa etmemize izin veren, değerli arkadaşımız” Rusya; Irak ve Suriye’de çıkan ve çıkartılmayı bekleyen, Lazkiye üzerinden deniz yoluyla transferi yapılacak tüm petrol ve doğalgazda söz sahibi olacak,

“dost mu düşman mı bir türlü karar veremediğimiz” PKK ve PYD; Suriye, Irak ve Türkiye’de öncelikle ayrı ayrı özerklik ilan edecek ancak sorasında birleşerek Büyük Kürdistan’ı kuracak,

“ellerimizle büyüttüğümüz” IŞİD; Suriye’nin merkez kısmında varlığını sürdürecek, önce özerk yönetim ve sonra devlet kuracak, enerji arz güvenliği IŞİD üzerinden sağlanacak,

“sofralarından kuş sütünü dahi eksik etmediğimiz, Türkmen görünümlü” El-Nusra, Feylak ve Şam Cephesi vb. yasal olmayan gruplar; Hercele ve Delha’dan sonra Doğu’ya doğru ilerleyecek, Mare Hattının bir kısmını alacak, bir kısmını da PYD’ye bırakacak veya diğer bir deyişle IŞİD ve PYD bu bölgenin bir kısmını onlara bırakacak,

“stratejik ve bölgesel partnerlerimiz” ABD ve İngiltere; kar payları nispeten azalsa da, petrol şirketlerinin bölgedeki hâkimiyetini devam ettirecek, Türkiye’den vazgeçip “Yeni Ortadoğu”da Büyük Kürdistan Devlet Başkanı’nı BOP Eş Başkanı yapacak,

“NATO’dan müttefikimiz, demokrasinin beşiği” Fransa; IŞİD’i bahane ederek, ülkesindeki Müslümanlardan kurtulacak ve kurtulamadıklarını da sindirmiş olacak,

“din kardeşlerimiz, Levent ve İstinye semtlerini kalkındıran” Körfez Ülkeleri; petrol piyasasındaki muhtemel rakipleriyle sıkı işbirliği içerisinde olacak ve arz dengesini de bu yolla koruyabilecek,

“Vatanım dediğim Türkiye’nin geçici Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan ve kuklası AKP ise; olan biten konusunda üst aklı ve dış güçleri suçlamaya devam edecek, topraklarımızın büyük bir kısmını, altında yatan şehitleriyle birlikte, Büyük Kürdistan Devleti’ne katılması için PKK’ya verecek, bir taraftan zayıflığımızdan faydalanmak isteyen eski sınır komşularımızın saldırılarıyla uğraşırken diğer taraftan yeni komşularımızla dış politikasındaki “sıfır sorun” ilkesini uygulamaya devam edecek, Enerji Bakanı Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın derin bağlantıları ve tecrübesiyle bölgede çıkan petrol ve doğalgazın bir kısmında söz sahibi olmayı sürdürecek, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜRGEV) Başkanı Erdoğan’ın Oğlu Bilal Erdoğan iş bitiriciliğiyle Kürdistan’daki yurtların işletmeciliğini alacak, kayda değer bir vasfı olmayan Erdoğan’ın diğer oğlu Burak Erdoğan’ın gemi filosuyla, şu an İskenderun’dan yaptığı petrol ve doğalgaz ticaretini Lazkiye’den devam ettirecektir.

Şimdi sorarım size… Hangisi daha SAYGIDEĞER?

Sözde Bayır Bucak Türkmenleri, aslında cihatçı yasadışı gruplar ve Erdoğan’ın büyük damadı Çalık’ın tankerlerini vurduğu için kötülediğimiz Putin mi?

Yoksa oturdukları koltuk ve ceplerine girecek eski parayla trilyonlar için vatanını satanlar, kız alıp verdiğimiz akrabalık ettiğimiz kardeşlik ettiğimiz Suriye’yi bize can düşmanı edenler ve tüm bu olup biteni gördüğü bildiği halde sesini çıkarmayanlar mı?