YKS Tercih Döneminin En İyi Kararını Nasıl Alırsın?

Sudan başarıları olan üniversiteler sudan vaatler sunuyorlar. Fakat cam şişede.

Hakan Eröztekin
Jul 24 · 12 min read

Senin için tek yazıda olabildiğince kapsamlı bir tercih rehberi hazırladım. Günümüzün gerçeklerine bakarak nasıl en iyi tercihi yapabileceğimizi konuşacağız. Pek çok insanın bilmediği, bazılarının kabul etmediği, bilenlerin de söylemekten çekindiği bazı acı gerçekleri de konuşacağız. Amacım seni üzmemek değil. Okuyacağın bazı şeyler seni incitebilir. Ancak hayatın gerçeği çok daha acısını yapabilir. O yüzden gel gerçekleri konuşalım. Bugün tercih dönemini, meslekleri, üniversiteleri ve ülkenin durumunu eğrisiyle doğrusuyla masaya yatırıp mevcut şartlarda ne yapabileceğimizi konuşacağız.

Başlıklar genel hatlarıyla şöyle:

  • Muhteşem Üniversite reklamları ve gerçekler
  • Durum neden böyle, bununla ilgili ne yapabiliriz?
  • Meslek kararını verirken yapacaklarımız
  • Hiçbir iyi yer tutmuyorsa ve Mezuna kalma hakkında
  • Üniversite tercihini iyi yapmak için yapacaklarımız
  • İyi üniversitelerle ilgili acı gerçekler
  • İTÜ ve Bilgisayar Mühendisliği hakkında düşüncelerim

Muhteşem Üniversiteler

Selam, nasılsın? İstanbul’da son günlerde YKS tercihi sebebiyle üniversite reklamları yağmur gibi yağıyor. Metrodaki televizyon ekranlarından duvar reklamlarına kadar her yer o muhteşem üniversitelerden bahsediyor.

Fakat bir ironi var, reklamlarda sunulan vaatler aslında sudan şeyler.

Bir bakıyorsun bilmem ne topluluğu 20 kişi almış, Türkiye’den sadece 1 kişi girmiş o da o üniversitedenmiş. Halbuki adı sanı duyulmamış bir topluluk.

İnovasyonda öncü deniyor bilmem ne laboratuarını kurmuşlar hatta ödül almış ama kimsenin daha önce duymadığı bir yerden. İnovasyonda öncü öyle olunmaz.

İlk üç tercihe burs veriyorlar ama üniversite yılda bilmem kaç bin lirayı önce ailenden alıyor. Yani ailenden tonla para alıp bir kısmını sana verecek. Bu sebeple onları tercih etmeliymişsin.

İstanbul’un en güzel semtlerinin adıyla kurulan fakat lokasyonu aslında oraya çok uzakta olan epey üniversite var. Komik.


Neden durum böyle?

Sebep aslen ortada. O kadar da iyi olmayan üniversiteler, özellikle özel üniversiteler, reklam yaparak öğrenci edinme ve daha fazla para kazanma peşinde. Sunabilecekleri çok şey olmadığı için de mevcut ne başarıları varsa onu parlatarak sunuyorlar.

Sudan başarıları olan üniversiteler sudan vaatler sunuyorlar. Fakat cam şişede.

Öte yandan o alanda en yüksek puanlı üniversitelere girebilecek sıralamaya erişemeyen öğrenciler de haliyle kararsız kalıyor.

Ailenin ekonomik durumu özel üniversiteyi karşılayabilecek haldeyse o zaman kafalar daha da karışıyor. Ortalama bir devlet okulu yerine daha yüksek sıralamada olan bir okul %50 burslu olarak tercih ediliyor.

Yani bir taraf aslında çok bir şey sunamayacak olmasına rağmen reklam yapma peşinde, diğer taraf da çok daha iyisine erişemediği için kara düşünceler içinde.

Ne yapmalı?

Aslen ideal durum tercih dönemi yaklaşmadan hatta son sınıfa gelmeden önce çeşitli meslek dalları ile ilgili araştırmalar yapmak, en çok ilgini çeken bir ikisi ile ilgili kişilerle konuşmak hatta ufak tecrübeler kazanmak. Böylece neyi sevip neyi sevmediğini daha iyi anlamak.

Benzer şekilde, olabildiğince planlı ve stratejik olarak sınava hazırlanarak en yüksek sıralamaya erişip onun üzerinden tercih yapmak.

Tabi bu ideal durumla kısmen eğitim sisteminin mükemmelliği sebebiyle kısmen de kendimiz sorumluluk almadığımız için pek karşılaşmıyoruz. Genellikle meslek kararı “sınavdan puanımızı alalım da ona göre seçeriz”e indirgeniyor. Doğru mu, değil. Ancak, henüz daha ideal duruma yaklaşamadık.

Peki bu durumda çözüm ne?


Meslek kararı verirken

Sınavı-Yerim bu Temmuz’da 6 yaşına girdi. Bu altı yıldır en çok önerdiğim şeylerden birisi de şuan okuyacağın strateji.

Gelecek yıllarında hatta belki ömrün boyunca devam edeceğin kariyerinde ne yapacağını ÖSYM’ye bırakma.

Tercih olarak birkaç meslek yazıp “rast gele” dememelisin. Mezun olduğu mesleği yap(a)mayan o kadar kişi var ki, bu sorunun başlangıcı bu “rast gele” oluyor.

Öyle ya da böyle, tercihini 1 adet mesleğe indirgemeye çalışmalısın. Tek alternatif, birbiriyle çok yakın olan 2 meslek olabilir. Kendi alanımdan örneklersem bilgisayar mühendisliği ile yazılım mühendisliği olabilir. İkisi aynı değil fakat oldukça yakın. Ancak yine de tercihini bire indirgemek önemini koruyor çünkü iki bölümün farkı var.

Tercihini 1’e indirene kadar araştır ve düşün. Pazardan armut ile elma seçmiyorsun, oturup uzun uzun düşün.

Sevdiğin iş ve Yaptığın İş Farkı

Bir de, zaten önemli olan fakat son 1–2 yılda ekonominin kötüleşmesiyle daha da ortaya çıkan bir durum da şu. Mesleğin geleceği ve iş bulma durumu.

Burada bu “sevdiğin işi yapmak” ile karışıyor. Hem sevdiğin işi yapıp hem oldukça iyi bir refah seviyesinde olabilirsin. Ancak bazen ikisini birarada bulmak zor olur. Malesef insanlar bunu genellikle üniversiteden mezun olma zamanlarında fark ediyor.

Şu cümleyi duymuştum:

Ben edebiyat okuyup yüksek lisans bile yaptım o yazılımcı oldu okulu uzattı ama o iş buldu ben bulamıyorum

En iyi durum elbette herkesin sevdiği işi yapması ve gelirini oradan sağlaması. Ancak toplumun değişen ihtiyaçları sebebiyle her meslek grubuna duyulan ihtiyaç aynı değil. Ben dört yıl okudum niye asgari ücret teklif ediyorlar diyen mezunlar var. Sebebin bir kısmı ekonomik durum ve başka şeyler, ancak diğer kısmı da o meslek ve üniversite.

Çok sevdiğin bir mesleği 4 yıl boyunca öğrendikten sonra aslında o işi yaparak hayatını idame ettiremeyeceğini fark edebilirsin. Bizim istediklerimiz ile toplumun (genel ölçekte dünyanın) ihtiyaç duydukları örtüşmeyebilir. Biliyorum gençsin ve risk almak peşindesin. Ancak bazen gerçekler bizden bağımsızdır ve toplumu mesleğimize ihtiyaç duyacak şekilde değiştiremeyiz.

Tercih edeceğin meslek grubuna toplumda duyulan ihtiyacı mutlaka bilmeli ve bunu dikkate almalısın.

Özellikle sanat ile ilgili mesleklerde bazı insanlar olağanüstü derecede ünlü olur ve bolca gelir elde ederler. Ancak bu çok riskli bir meslektir, çok ünlü olan birine karşılık çok kötü durumda olan yüzlercesi bulunabilir. Tam örnek değil ancak aşikar bir örneği Youtube. Herkes kanal açıp içerik üretebiliyor, popüler olup epey iyi para kazanan insanlar da var. Ancak bir tane ünlüye karşılık uğraşıp da oraya ulaşamayan kaç insan var? Belki binlerce.

Bu durum daha geleneksel olan mühendislik, doktorluk gibi mesleklerde daha genele yayılmış durumdadır. İyi durumda olanlar mezunların birkaçı değil büyük bir kısmıdır (ya da büyük bir kısmı kötü durumdadır). Bu alanlarda bir üniversitenin aynı bölümünden mezun olan insanların kariyeri aşağı yukarı benzerdir. O yüzden eğer piyasada ihtiyaç varsa bunlar daha az riskli meslek gruplarıdır.

Ailenin durumu iyiyse, sanatsal alanlara ilgi duyuyorsan bu göze alınabilir bir risk olur. Çok başarılı bir sanatçı olabilirsin. Olamasan da ailen seni sen ayaklarının üzerinde durana kadar destekler. Nitekim bolca adını duyduğumuz iş adamlarının ve bilimadamlarının çoğunun ailesi varlıklı insanlar. Bu sebeple bolca risk alabilmişler. Çoğunluğun ailesi böyle değil biliyorum ancak bu da hayatın bir gerçeği. Ailenin varlıklı olması daha riskli meslek gruplarına yönelmeyi kolaylaştırıyor. Bu bizim inanmamızdan, ya da eleştirmemizden bağımsız bir gerçek, sevsek de sevmesek de. Aynı zamanda, varlıklı aileler için de güzel bir yatırım.

Meslek grubuna piyasada duyulan ihtiyacı daha iyi anlamak için ’den o bölüm mezunlarının ne iş yaptığına bakabilirsin. Mezun oldukları bölümle ilgili bir iş mi yapıyorlar, nerelerde çalışıyorlar? Ne kadar sürelerle çalışıyorlar? Bu belki de meslek araştırmanın en faydalı olacak kısmıdır. Bu araştırmayı mutlaka yapmanı öneririm.

Hiçbir iyi yer tutmuyorsa ve Mezuna Kalma Hakkında

Peki sıralamana yakın olan bölümlerden hiçbiri gelecek vaat etmiyorsa? Mezunları ya iş bulamıyor ya başka işler yapıyorsa? Bu durumda ne yapmalısın?

Önce mezuna kalma seçeneğini konuşalım sonra bu soruya döneceğiz.

Mezuna kalmak kolay bir seçenek değil. Bir sene daha acı çekmek. Üstelik sonunda istediğin yere ulaşabileceğin de garanti değilken.

Ben ilk yıl İTÜ Bilgisayar’ın ingilizcesini yani 5500. sıralamayı hedefleyip 50 bininci olmuştum. Gözümü karartıp tekrar hazırlandım ve ilk sınavda 2700 ikincide 3300. oldum. Eh, o zamandan beri siz de yapabildiğiniz en iyi sıralamayı yapabilin diye stratejilerimi paylaşıyorum.

50 binden 3 bine yükseltmem iki gerçeği ortaya çıkarttı:

  • 50 bininci olan bir öğrenci 3 bininci de olabilir.
  • Hangi durumda bunu başarmak mümkün onu gördüm.

Eğer ilk sene elinden gelen çabanın en fazla yarısını gösterdiysen, bir sene daha acı çekmeye ve daha kötüsünü yapma riskini göze alıyorsan ikinci kez denemek işe yarayabilir.

Onun dışında sıralamada büyük bir yükselme göstermek için tekrar hazırlanmak gereksiz risk ve kayıp oluşturur. Ek olarak, mezuna kalacaksan da sınava en fazla bir kez daha hazırlanmanı öneririm. Üçüncü dördüncü defa hazırlanmak gereksiz sene kaybı olacaktır. Başta senin sonra ailenin psikolojisine etkisini de göze almamız gerekir.

Eğer tekrar hazırlanmak istemiyorsan ya da bunun pek bir değişiklik yaratmayacağını görüyorsan bugün elinde ne varsa onunla tercih yapmalısın.

Eğer gelecek vaat eden hiçbir meslek tutmuyorsa ya da tutanlar ilgini çekmiyorsa, şu acı gerçeği de dillendirmemiz gerekir. Herkes üniversite okumak zorunda değil. Özellikle Türkiye’de her köşe başında üniversite olduğu için bazen o 4 yıl okumak gerçekten kayıp olabiliyor. Sırf okumak için üniversite okunmaz. İlgini çeken herhangi bir işte çalışıp kendini geliştirmek, adı sanı duyulmamış bir üniversitede yıllarını geçirmeye göre sana daha faydalı olur. Bunu hesaba katarak tercihini düşünmeni öneririm.

Tutkunu keşfetmek ve sevdiğin işi yapmak

Son olarak şunu da ekleyeyim. “Tutkunu keşfetmek”, “sevdiğin mesleği yapmak” derken insanların anladığı ile gerçekte olan şey farklıdır. Bugün çok sevdiğin bir şeye birkaç yıl sonra “eh o kadar da değil” diyerek bakabilirsin. Hmm, daha önce karşılaştın mı yoksa böyle bir şeyle? :)

Ben ilkokul 4. sınıftan beri bilgisayarla ilgilenmeyi seviyorum. Yaklaşık 15 yıldır yani. Hatta o zamanlar demiştim bilgisayarı çok seviyorum, onla alakalı ne var? Bilgisayar mühendisliği. O zaman bilgisayar mühendisi olucam demiştim :) Tercihte bile tek meslek yazmıştım.

Tutkum bilgisayar mühendisliği idi yıllardır. Bu duruma rağmen, İTÜ’de okurken 3. yılımda çeşitli birkaç sebep dolayısıyla bir ara durup sorgulamıştım gerçekten bunu mu istiyorum diye. Yani her ne kadar tutkum olsa da yeri gelip sorgulamıştım. Sonuç olarak o günlerde neyi sevip sevmediğimi tartma fırsatım oldu ve şuan mesleğimi çok seviyorum.

İnce nokta şu, “tutkunu bulmak” ve “sevdiğin iş” kavramlarına ömürlük bakmamalısın. İnsan değişkendir. Daha gerçekçi ve güzel bir bakış açısı şudur “bugün sevdiğim/sevmediğim şeyleri ve olabildiğince uzak geleceğimi düşündüğümde bu şey beni en çok çeken ve yapmayı sürdürmek istediğim şey” dediğindir aslında tutkun. Belki beş yıl sonra başka bir şey için bunu söyleyeceksindir ancak bunun önemi yok, bugün önemli olan şey neyse ona yönelmelisin. Çünkü bugün itibarıyla en iyi seçenek odur.

Üniversite kararı verirken

Evine ne kadar yakın olduğuna, kulüplerinin ne kadar renkli olduğuna bakıyorsan önceliklerin yanlış demektir. Üniversiteden mezun olduğunda seni bir başka mezundan farklı kılacak en önemli şeyler bunlar değil. Üniversite kararı vermek birden fazla değişkeni olan bir süreç.

İyi bir öğrenci için devlet üniversiteleri, özel üniversitelere göre daha iyidir.

Hemen bir gerçekle başlayalım. İyi bir öğrenci için devlet üniversiteleri, özel üniversitelere göre daha iyidir. Bunda elbette pek çok değişken var ancak en önemlisi öğrencinin tüm hayatını boyunca yapacağı mesleği, kariyeri, ise kendini geliştirmek adına kesinlikle devlet üniversitesi daha iyidir. Eğer en üst sıradaki üniversitelere puanın yetmiyorsa özel üniversite daha iyi bir tercih olabilir.

Sebebi basit ve önemli. İnsanların kişiliğini ve kariyerini en çok etkileyen şeylerden birisi çevresindeki insanlardır. Devlet üniversitelerinde öğrenciler aşağı yukarı aynı seviyededir ve bunun faydası ders işlenirken de, sınavlarda da, üniversite sonrası öğrencilerin yöneldiği kariyerde de görülür. Özel üniversitelerde öğrenciler farklı seviyelerdedir. 60 kişinin sadece 5'i tam burslu olan bir bölüm, o 5 kişi için kötü bir tercih iken diğer kişiler için daha iyidir. Her ne kadar o 5 kişi ders işlenirken ve sınavlarda sınıfın seviyesini artırıp altta kalanları zorlayacaksa da herkesin daha iyi öğrenmesi için fayda oluştururlar.

Bu gerçeği insanlar pek dillendirmez. Ayrımcılık falan fıstık diye düşünürler ancak kuralları biz koymuyoruz, bunlar zaten olan şeyler. Ben söylesem de söylemesem de ortada olan gerçekler.

Bunu fark etmem lise yıllarıma denk gelir. Sınavda %0.1’lik dilime girip İTÜ Bilgisayar Mühendisliği’nin ingilizcesini kazandım, ancak ondan öncesine baktığımızda düz lisede okudum. Hepsi anadolu lisesi olmadan önce sınavda en kötü puan alanların gittiği lise yani. Derslerin ne kadar işlenemediğini, sınavlarda milletin muhabbet ettiğini, insanların sohbet seviyesini ve gelecek planlarının neler olduğunu çok iyi biliyorum. İTÜ Bilgisayar’daki insanların ne kadar farklı ve fersah fersah iyi olduğunu da. O liseden sonra, üniversiteye gelince bölümdeki herkesin aşağı yukarı aynı zekaya sahip olup hepsinin kendi ilgi alanlarıyla ilgili bol bol çalışıp güzel şeyler ortaya koyduğunu gördüm. Bu durum acı bir gerçek ancak bunun farkına var.

Altını çiziyorum:

İyi bir öğrenci için devlet üniversiteleri, özel üniversitelere göre daha iyidir.

Üniversite hayatı yaşamak ile kaliteli bir geleceğe hazırlanmak farklı şeyler olabilir

Biliyorsun o hayali. Üniversite hayatı deyince hepimizin aklına renkli şeyler gelir. Çoğunlukla gezmek tozmak, arkadaşlıklar, sosyal etkinlikler vesaireden oluşur. Özellikle sınava hazırlık döneminde eksikliğini çektiğimiz şeyler. Bazıları için hayalin içinde aileden ayrılıp özgürleşmek yer alır. Bunların hepsi güzel şeyler. Hatta üniversitenin ilk 1–2 yılı için en önemli şeyler bunlardır bile diyebiliriz.

Ancak üniversiteden mezun olduğunda aslında ne kadar çok çalışıp kendini geliştirdiğin en önemli şey olacak. Kulüplere katılmak, kitaplar okumak, hobilerini keşfetmek de elbet önem arz ediyor. Ancak mesleğinle ilgili ne yaptığın en üst sırada olacak.

İTÜ Bilgisayar’da okurken çoğunlukla sosyal hayatımızı derslerin arkasına koyduk. Ne zaman biraz daha sosyalleşecek olsam derslerim etkilendi. Her dönemin ikinci haftasından dönem sonuna kadar dersle ilgili yapmamız gereken çalışmalarımız oluyordu. Hatta son güz döneminde tam 120 gün boyunca neredeyse bir gün ara vermeden ders çalıştım. İşte bunlar da başka gerçekler, pek çok insanın fark etmediği şeyler.

Bölümdeki arkadaşlarımın hepsi aşağı yukarı benzer bir üniversite hayatı yaşadı ancak mezun olduğumuzda piyasada gerçekten bizim gibi insanlara oldukça ihtiyaç olduğunu gördük. Hatta ben mezun olmadan önce işte çalışmaya başladım. Üstelik aşağı yukarı her hafta bir yerden iş görüşmesi için iletişime geçiyorlar. Teşekkür edip tanıdığım insanlara yönlendiriyorum.

Bunları elbette ne kadar mükemmelim diye anlatmıyorum. Püf noktası şu: “Üniversite hayatı yaşamak ile kaliteli bir geleceğe hazırlanmak farklı şeyler olabilir”.

Eğer okuduğun okul/bölüm veya kendi isteğin sayesinde ders çalışmak sosyalliğin önüne geçiyorsa mezun olduğunda bu gerçekten fark yaratıyor. Tam tersi, tam bir üniversite hayatı yaşayıp da mezun olduğunda iş bulamayan insanlar da var. İkisini birarada bulmak mümkün mü? Hiç sanmıyorum. Bu gerçeği şimdiden fark etmelisin.

Ve günün sonunda ne kadar çalıştığın kariyer hayatın boyunca nerelere ulaşabileceğini belirleyen en önemli faktörlerden olacak.

O yüzden sıralaması iyi bir üniversitenin çok çalışmak demek olduğunu bil. Diğer üniversitelerde de fark yaratmak için çok çalışman gerektiğini bil. Hem deli dolu bir üniversite hayatı yaşayıp hem de kolayca iş bulabilecek kadar kendini geliştiremeyeceğini bil. Aslen ömür boyunca çalışacağımızı ancak bunun çok keyifli olduğunu da bil :)

İTÜ ve Bilgisayar Mühendisliği hakkında

Yanıtımı en baştan söyleyeyim. İkisini de öneririm. Bugün tercih günüme dönsem ve karar verecek olsam yine 1. sıraya İTÜ Bilgisayar Mühendisliği yazarım.

İTÜ kendi başına ülkenin en iyi üniversitelerinden biri. Akademik anlamda çok iyi. Çok çeşitli sayıda bölümü var, kampüsleri çok güzel ve aradığın pek çok olanak var. Mezunları dünyanın dört bir yanında ve iletişime geçtiğinde yardımcı oluyorlar.

Sadece bu sonuncu faktör bile çok kıymetli. LinkedIn’de ilgini çeken bir şirkete baktığında “okulundan 20 kişi burada çalışıyor” yazısı çıkıyor, o kişilere mesaj atıp şirket hakkında bilgi edinebiliyorsun hatta istersen özgeçmişini de iletebiliyorlar. Okulun kulüpleri epey çok (100’den fazla), şehir merkezine yakın, genellikle epey öğrenciye burs sağlanıyor. Yurtlar da bol ve genellikle olanakları iyi (en düşük ücretli olanların kalitesi biraz daha az). Hemen her bölümde seçmeli sanat ve toplum bilimleri dersleri var ve oldukça çeşitliler. Ben balkan müzikleri ve felsefe almıştım.

Öğrenciler sınavda belli bir sıralama yaparak geldiği için genellikle iyi öğrencilerin olduğu bir okul ortamı var. Sıralamalar bölümlere göre değiştiği için bu durumun etkisi girdiğin bölüme göre de değişiklik gösterir.

İTÜ Bilgisayar son iki yıldır İTÜ’nün en yüksek puanlı bölümü, belki bu yıl da bunu koruyacak. Bu sayede ülkenin en zeki insanlarını bölümde görme şansımız oldu :]

Yabancı dil dersleri (hazırlık ve lisans döneminde istersen alabileceğin seçmeli yabancı diller) kaliteli. Düz lisede adamakıllı ingilizce görmedim ama hazırlıkta bir dönem sonunda 60/100 puan almamız gereken sınavı 76 ile geçtim.

Eksiklerine gelecek olursak, öğrenci ihtiyacına yetecek kadar yurt yok o yüzden genellikle şehir dışından gelenlere öncelik veriliyor ve sırada bekleyenler için liste yapılıyor. Yerleşemeyenler birkaç ay özel yurtlarda vb kalmak durumunda oluyor. Yemekhanede sabahları ve hafta sonları yemek verilmiyor ve öğle ve akşam saatlerinde de 10 dk civarı kuyruk bekleyebiliyorsun. Bunların dışında bir üniversiteden bekleyip de bulamadığım bir şeyi yok İTÜ’nün. Eğer gidersen en çok vakit geçirip sevdiğim binası olan Mustafa İnan Kütüphane’sinin kıymetini bil. Hatta şuanki iş yerim yakında olduğu için bazen hafta sonları hala uğruyorum.

Bilgisayar Mühendisliği’ni önerir miyim?

Bu güzel bir soru. İstersen hem mesleğe genel olarak hem de İTÜ Bilgisayar Mühendisliği çerçevesinde bakalım. İkinciden başlayalım.

Bölümümü kesinlikle öneririm. Hocaların bilgi seviyesi bence en önemli faktör. Eğitimim boyunca sorduğumuz sorulara cevap veremeyen hocamız hiç olmadı. Hepsi bu meslekten gelen ve derin bilgi sahibi tecrübeli insanlar. Öğrenciler de epey iyi sıralama yapmış kişiler olduğu için onlarla aynı sınıfta bulunmak bile sizi çok iyi etkiliyor. İleriki yıllarda artan grup ödevleri ile kendini daha da iyi geliştirebiliyorsun. Eğer olanağın varsa ve istiyorsan mutlaka öneririm.

Eksileri de var elbette. En önemlisi bazı hocaların yoklamaya kafayı takması (böyle hocalar 3–4 tane, çok değil). Yani o gün o saatte ille dersine gireceksin, hakikaten kaçış yok eheh. Genellikle 14 haftadan oluşan bir dönemde minimum 10 hafta katılman gerekiyor. Değil bir haftadaki 3 saatlik derse, onlardan sadece ilk saate geç kalsan bile hoca yok kabul edip dersten bırakabilir. Benim için en büyük eksisi bu bölümün. Kuralın düzeltilmesi basit ama o hocaların zihniyetini düzeltmek basit değil. Hocanın 3 saatte anlattığını ben yarım saatte bitirebiliyorsam niye katılayım ki. Tabi seve katıldığım dersler de oldu ancak sıkıcı olanlar da vardı. İlk yıllarında zaten olabildiğince derslere katıl.

İkinci eksi, çoğu zaman hocaların not konusunda “tutumlu” olması. Avrupa’da herkes 4 üzerinden 3,5-4 arası ortalama ile mezun olurken örneğin bu yıl bizim bölümden mezun olan yaklaşık 100 kişiden en yüksek ortalaması olan üçüncü kişi 3.3 ortalama ile mezun oldu. Diğer 96 kişinin ortalaması 2.2-3.3 arasında eheh. Benim için not ortalamasının pek önemi yoktu ancak yüksek lisans yapmayı düşünürsem diye, 2.7 gerektiriyor, 2.71 ile bitirdim.

Son olarak da daha önce bahsettiğim gibi, bölümün ilk yılından mezuniyete kadar üniversite sınavına hazırlanırkenki kadar yoğun çalışman gerekiyor. Sonunda ise buna kesinlikle değiyor. Ancak yine de sosyallik konusu istediğin gibi gitmiyor, kayda değer bir kısmını feda etmek gerekiyor.

Bilgisayar mühendisliğini meslek olarak da kesinlikle öneririm. Piyasada artan talep, gelişen teknolojiler vb. birçok faktör sayesinde günümüzün en aranan meslekleri arasında, bazı kaynaklarda en başı çekiyor. Yurtdışına çalışmaya gitmek için de en iyi meslek diyebiliriz.

Burada unutmaman gereken, bu bölümü okuduğun üniversitenin hangisi olduğu. İşverenler buna dikkat ediyor.

Çok yüksek sıralamalı bit yerden mezun değilsen, yazılımla ilgili iş yapmak istediğinde her ne kadar diploması olmayan birine kıyasla avantajlı olsan da iş bulman zor olabilir. Çünkü bundan 10 15 yıl önce sadece birkaç üniversitede olan bu kıymetli bölüm, eğitim adına hiçbir kayda değer hiçbir şey yapmayan ancak adı bilgisayar mühendisliği olan bölümler açan onlarca üniversite sebebiyle anlamını kaybetti. O yüzden sadece diploma almak yetmez, unutma.

Bu konuları detaylı, oldukça uzun konuşabiliriz. Özellikle merak ettiğin bir durum varsa yorum olarak bırakabilirsin.

Son olarak şunu ekleyeyim. Üniversite seçerken meslek seçerken yaptığın gibi araştırmasını yap. O üniversitenin mezunları hangi şirketlerde çalışıyor, hangi pozisyonlarda çalışıyor, ne kadar süredir çalışıyorlar, mezun olduktan hemen sonra mı işe başlamışlar yoksa biraz süre almış mı? Mezun oldukları bölümlerle ilgili mi iş yapıyorlar?

Sevgini yazıyı alkışlayarak (istediğin kadar) gösterebilir, sorularını yorum olarak bırakabilirsin.

Görüşmek üzere,

Hakan

Hakan Eröztekin

Written by

Founder, Full Stack Java Engineer, AI Enthusiast www.hakaneroztekin.com

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade