Çok Güzel

Sen çok güzelsin,
Dalından süzülen zeytin gözlerin,
Yorgun ve ebruli yüzün,
Sen ne güzelsin,
Bulutların üzerinde gönlün,
Kar beyaz yayılır düşün üstüme,
Sevdan gölgemdir, gölgen sevdam,
Hülyalarımda ince bileklerin,
Eşsiz oyalarla bezenmiş saçların,
Tülbent olur yaralarıma,
Yorgan olur günahlarıma,
İlmek ilmek dokunmuş parmaların var senin,
Benim ise manasız ellerim,
Ne dokunabilir bedesten yanaklarına,
Ne öpebilirim sözlerimle…
Pervane oluşum beyhude,
Işık var dudaklarından çıkan kelamda,
Kim akıl verebilir bu berduşa,
Mürekkep tükendi güzelliğini betimleyen kalemde,
Ben seni sevsem ne yazar sevmesem ne,
Sen sevmesen de olur, bu kadar layıkken sevilmeye.

Ay bir yanda, güneş bir yanda,
Aydınlanıyor sema,
Zarif adımların okşuyor yer küreyi,
Son cemre düşüyor sen bastıkça toprağa,
Ekilenler boy veriyor,
Meftaların acısı diniyor,
Sen beni görmesen de olur, baktıkça pür-u pak oluyorsun gözümde…

Kendine yetecek aklı olan delirir,
Arif olan kıymetin bilir,
Deli görse durulur,
Çarşaf gibi deniz köpürür,
Çöl ıslanır, dağda karlar erir,
Seni bir gören, kalamaz aynı,
Yaralar kabuk tutar, kabuklar kırılır,
Mapus gönüller özgürleşir,
Ve özgürlük gibisi var mı gönlü güzelim?
Bile bile iki hoş sözüne mahkum olma özgürlüğü…

Sen elimi tutmasan da olur bir tanem,
Halep’te çocuklar ölürken,
Halepli çocuklar demişken,
Öyle güzelsin ki;
Mazlum çocukların duası kadar ümmisin sen…

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.