Boş İskemle

Sensiz her gün,
Biraz daha,
Azar azar…
Bir önceki günün gölgesine hasret…

Karşımda duran boş bir iskemle,
Öylesine emanet duruyor ki,
Sakallarımdaki kiri pası karıştırıyor ellerim,
Gözlerim boş boş bakıyor karşıya,
Sol yanımda puslu manzara,
Aç kalmış bir kedi mırıldanması fısıldanıyor kulaklarıma,
Tabağım bitmiş,
Bardağım boş, 
Baktıkça bakıyorum boşluğa,
Karşımdaki iskemleden geriye kalan koca bir hiçmiş.

Kalkıp gitsem,
Nerede adım atacak mecalim?
Bağırsam,
Bulutlara karışsın istemiyorum haykırışım,
Bilirim her gürültünün sonu sağnak yağmurdur,
Ve yağmur yağarsa,
Bu sele dayanamaz yüreğim…

Sahi?
Sen ne ara veda ettin?
Ben böylesine seninleyken, ellerimi nasıl bıraktın?
Ben mi duymadım elvedanı,
Yoksa sen mi çok sessiz fısıldadın?
Ben ne çarpılan bir kapı ne de masama bırakılan bir not hatırlıyorum,
Bir yüzün var gözlerimin önünde,
Bir de boş bir iskemle…

Her zaman başka bir kalp, başka bir bedenle aldatmaz insan,
Mış gibi yapmak, ne büyük uçurum…
Ne derin boşluk gönül suskunluğu,
Madem sahici tutamayacaktın ellerimi,
Niçin efsununla kör ettin gözlerimi?
Geleceğe dair;
Boş bir iskemleden ötesini göremez oldum şimdi.

Ben ellerim saçlarıma karışmış halde,
Boynum düşmüş,
Göğe bakmaya dermansızım,
Gece oldu,
Kayan yıldızlarda sana dair yok hiç bir dileğim,
Sahi sen beni ne ara terk ettin?

Belki de hiç dolmadı bu iskemle,
Ben hep yalnızdım,
Sen ise hep mış gibi,
Belki de defalarca söyledin, 
Ben hiç duymadım,
Bilmiyorum,
Anlasana yok halim!
Günlerdir boş bir iskemlede tartaklanıyor yüreğim…

Ne yazım, ne kışım,
Sana yazdığım mektuplarda boğulmaktayım,
Nemli kirpiklerim okumaktan bithap düştü,
Sahi sen ne ara düştün gönlüme?
Bak o mış gibi değildi işte!

Sensiz her gün,
Biraz daha,
Azar azar…
Bir önceki günün gölgesine hasret…

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.