Pazarlık Payı Gerçekler ve Algı

Doğru yolda olduğunu bilmek, doğruların gerçekleşmesini sağlamıyor çoğu zaman. Hatta yığınlar içinde yanlışı temsil eden yalnız bir insan olabiliyorsun. Kim bilir diyorsun belki ben haksızım. Haklı olduğunu bilsen de yenilgiyi kabul edip onlar gibi düşünmeye alıştırmak istiyorsun kendini. Oysa intihar günahtır. Tüm insanlığı öldürmüş kadar günah hem de….

Öylesine bir hal aldı ki dünya otomatikleşen algı yönetimleri, uzmanların elinden çıkmış reklam teknikleri, bilimsel gerçekliklere dayanan ikna kabiliyetleri ve oluşturulan suni ortamlar. Aslında hepsinin tek bir hedefi var. Ya doğruyu tamamen yanlışa yönlendirmek yada eksen kayması ile tam doğruyu biraz olsun değiştirmek. İnsan hileli aynaları üretmeye başladığı gün bunu yapmaya başladı aslında.

Dünya öylesine tuhaf ki… At izi ile it izini birbirinden ayırt etmek çok güç. Artık turnusol konular kalmadı. Artık her konu kendi içinde ayrı bir değerlendirme konusu ve kendi iç çelişkilerini taşıyor. Ben, insanların fıtratı itibariyle çelişkili yapısı olabileceğine inanırım çünkü insanın tıpkı fiziksel büyümesi gibi, duygusal ve mental büyümesi de su götürmez bir gerçektir. Ancak bu çelişkiler gün geçtikçe sabit bir hedefe , yani sizi yanlışa sürüklüyorsa bu sadece onlara hizmet etmek olur. Onlar kim? Bu sorunun cevabını bir başka yazımda cevaplamaya çalışacağım. Tabi ben de kim olduklarını bulabilirsem… Kim bilir belki sen yazıdan sonra kendince bir çıkarım yapıp kim olduklarını bana beyan edersin.

Bu ne diyor deyişinizi duyar gibiyim. Bir somut örneklere geçeyim en iyisi. Daha küçücüksün, ana kuzusu, süt kokulu hallerin. 4–5 yaşlarındasın. Haberleri izliyor ailen. Ekranda biri ana okulu diye bir eğitim yuvası olduğunu ve bu yuvada eğitim gören çocukların zekalarındaki gelişimi anlatıyor. Ailen birden elinden tutuyor ve günün 4–5 saatini bu ana okulu denen yerde geçirmeye başlıyorsun. Yeni şeyler öğreniyorsun evet. Belki zekan da gelişiyor. Ama anne sevgisi? Baba ilgisi? Bu zorunlu bir eğitim de değil. Okuma yazma da öğrenmiyorsun pek. Şimdi dönelim en başa. Öncelikle ekrandaki adamın doğru şeyler diyebiliyor ihtimalini göz ardı etmyeceğiz. Fakat bu eleman, doğruları söylemiyor, pazarlıyor! Çünkü dert doğruyu söylemek olsa, sistem gereği annenizin de çalışması gerektiğini, ucuz iş gücü için bekar kadınların artık yeterli olmadığını, anneniz işteyken size birinin göz kulak olmasını gerektiğini de söylerdi. Yarım yamalak işine gelen kısmıyla aktarılan bilgi, bilgilendirmek değil; bilimsel gerçekliğe dayandırma yöntemiyle pazarlamaktır. Algı yönetimidir. Ayrıca burada ikna edilmek istenen sen değilsin bile. Annenin vicdanı ve baban. Karı koca çalışmadan geçinmek zor kabul ediyorum. Zaten sen geçinmek için çalışmak zorunda kal diye her gün yeni uydurma ihtiyaçlar türetiliyor veya her şey zamlanıyor. Çünkü büyük biraderlerin daha çok işçiye daha çok sömürüye her geçen gün daha çok mala ihtiyacı var. Burada ana okulları kapansın propogandası çıkarmayın. Ana okulunun birileri tarafından ihtiyaç haline getirtilip, nimet gibi sunulmasına bakın siz. Galileo dünyanın yuvarlak olduğunu idda ettiğinde yediği ceza doğru bilgi vermesinden değildi. O gün bu algıyı elinde bulunduranların aracı olan kiliseleri haksız çıkaran bir bilgi sunmasıydı. O gün kiliseler dogmadan kurtulup gerçeği tam manasıyla kabul etselerdi, ne Galileo hapiste çürüyecekti ne kiliseler tarih sahnesinin ileriki perdelerinde itibarlarını bu olaydan ötürü kaybedeceklerdi. Fakat artık kiliseler yok. Direk bilimsel gerçeklikleri işine göre yorumlayan ve pazarlayan bilim adamları, medya ve patronlar var.

Algı yönetimlerinin, hayatlarımıza dahi müdahil olmadığı hiç bir alan kalmadı. Bilginin sahici kaldığı alan da çok az zaten. Bilgi tamamen silah artık. Oysa öğrenmek de yemek-içmek gibi bir ihtiyaç değil miydi? Biz eli silah tutanları bilginin ışığına yönlendirmeye çalışırken, silahı bırakan bilgiyi mermi gibi kullanmaya başladı. Durum çok ciddi, farkında değilsiniz. Algı yönetimleri aracılığı ile binlerce kilometre uzaktaki devlet yönetimini sarsabiliyor, politikalarına ince ayar verebiliyor, işine gelmeyen lideri devirebiliyor, çeşitli halk hareketlerine yön verebiliyorsunuz. Yakın gelecekte Mısır’a dair oluşturulan anti demokratik yönetim algısı, bölgede olan darbeye meşru bir zemin hazırlamıştı bir çoğunun gözünde. Daeş’in terör saldırıları algı olarak tüm cihanda İslami terör diye adlandırılırken Türkiye’deki saldırılarda devlet zaafiyeti olarak değerlendirilmesi yönünde bir algı yönetilmeye çalışıldı. Düşünsenize Fransa’da ve Türkiye’de yaşanan aynı tip terör olayı bam başka iki yorum ile yönetiliyor. Bu sizi sakın yanıltmasın. Bu çelişki aslında algının tek elden yönetildiğini kanıtlar cinsten. Sahi tekrar soruyorum; kim bunlar?

Esed ailesi babadan oğula katildir, diktatördür. Bu sanırım iki alemde birden kabul görecek bir gerçek. Yakın bir dönemde sanki yeni bir faşizanlıkmış gibi bu diktanın algısı yönetildi. Beş sene süren algı Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde Kürt devletinin temelleri atıldıktan sonra ne hikmetse sona erdi. Savaş esnasında fikir ayrılıkları sebebiyle tüm Körfez ve Ortadoğu Müslüman siyasi gruplar birbirine girdikten sonra, nifak derin yaralar bıraktıktan sonra Esed unutuldu, Suriye defteri kapandı. Esed demokrasiye geçti de bizim mi haberimiz yok? Yazının başında algıcıların işini sağlama aldığını, gerçeklikler üzerinden bir algı kurduklarını belirtmiştim. Evet Esed tam bir diktatör ve eli kanlı. Fakat algıcıların esas amacı bu gerçeklik üzerinden Müslüman dünyasında onulmaz yaralar açmaktı ki kısmen başardılar. Algıcıların esas amacı muhtemel bir Kürt devletinin temellerini atmaktı ki attılar. Her iki hedefe ulaşıldıktan sonra Esed konusu birden kapandı. Algıcılar gerçeği söylerler fakat doğru mücadeleye asla vermeyip perde arkasından kendi çıkarlarını elde ederler.

Yıllardır Kürtler’in her ulus gibi devlet sahibi olması gerektiğine dair görüşler var. Tüm Avrupa’da sayısız toplantı, seminer, sempozyum, miting yapılıyor bu konuda. Bir adım ötesine geçme cürretini gösterenler PKK denen akbaba sürüsüne de her türlü yer, bilgi ve silah paylaşımını yapıyor. Yani önce Kürtler’in devlet kurması hak olarak bir gerçekliğe dayandırılmaya çalışılıyor, o sözde gerçeklik üzerinden hain bir savaş meşrulaştırılıyor. Tüm bunlar 35 senedir finanse ediliyor. Bu milyar dolarlara tekamül ediyor. Ne yani; Filistin’e susan Avrupa, Kürtler’in özgürlüğüne mi samimiyetle sahip çıkıyor? Almanya’da bayraklarla Pkk yürüyebiliyorken Hamas yürüyebiliyor mu? İki örgütü asla aynı kefeye koymuyorum. Avrupa’ya göre ikisi de terör örgütü ya hani ondan bu örneği seçtim. Gerçek, doğru, hak olan hangisi? Hangi hareketin arkasında kim var? Çok basit bir çözümleme yapalım. Hamas, Filistinli radikal gençlerin örgütlendiği ve uluslararası kanunlara göre ne yazık ki terör örgütü kapsamında olan, İsrail’in saldırılarına cevap veren zayıf ve bölgesel etkide bir siyasi oluşum. Arkasında Müslümanlar var. Pkk ise saldırı olmadan haince saldıran, çocuk katleden, batıdan emir ile eylem yapan, Türk karşıtı her şeye eklemlenebilecek karaktersizlikte olan, hak-batıl ayrımı asla gözetmeyen, masum ne demek bilmeyen, zalim kimdir umursamayan, işine gelmeyince, sözde haklarını savunduğu etnik kökene, yani Kürtler’e her türlü zulmü reva görebilen, ufak bir kız çocuğunu bile isteye canlı canlı yakabilen bir terör örgütüdür. Arkasında kim var? Elle tutulur ortak özelliği olan bir kitle yok. Görünürde beş on milyon Kürt kökenli insan. Ama görünürde… Peki Avrupa bu beş on milyonun derdine mi düştü gerçekten? Güldürmeyin… Çünkü artık kimse gülüp geçemiyor. Pkk direkt olarak Türkiye’nin önünü kapatmak için, tüm siyasi manevralarına karşılık verebilmek için kurulan bir terör yapısıdır. Algıcıların Pkk konusundaki amacı ise , tüm terör eylemlerini meşru göstermek için tüm dünyada Kürtler’i mazlum göstermek, Kürtler’i ulus olduklarına inandırmak, ulus devlet kurmalarına gerekçe olabilecek suni gerçeklikler oluşturmak. Savaşın esas derin kısmını bu algıcılar yönetiyor kısacası. Bunlar bir ara Pkk’yı neredeyse İslamcı örgüt gibi bile lanse etmeyi denediler.

Gelelim kendimize vurmaya… Daeş, Işid, çok afedersiniz her ne boksa… Pkk için ne diyorsam aynısı kendileri için geçerli. Müslümanlar’ın olmayan devlet talebini gerçekleştirmeye yola çıktılar. Kim inanır buna? Elhamdülillah Müslümanlar’ın onlarca devleti var yer yüzünde. Suriye savaşı bahanesiyle ortaya çıkarıldılar, arkasında 5–10 milyon cahil Müslüman vardı. 2–3 sene gündemde kaldılar. Batı tarafından ezilmiş bir kesim cahil Müslüman tarafından desteklendiler. Sonuç bir sürü masum sivilin katli ve Müslümanlar’ın arasına atılmış yeni nifak tohumları oldu.

Dünya globelleştikçe bir fikrin, devletin, siyasetin yayılması bir ürünün pazarlanmasından farksızlaştı. Gerçekler artık hep puslu havaların arkasında saklı. Artık ap açık görünenler aslında sadece birilerinin görmenizi istediklerindan ibaret. Kısacası tam bir algı yönetimi ürünü. Aslında bunun üzerine bir metin değil kitap yazılır. Şimdilik böyle yarım bırakıyorum. Takdirinize sunuyorum. Cevaplarınıza göre tamam yada devam diyeceğim bu hususa. Sahi kim bu algıcılar? Kendi doğrularımızı kim kurtaracak?

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.