Sayın halime hanım yazınızı okurken hem üzüldüm hemde tebessüm ettim lakin düşünüyorum neden niçin…
Selçuk YILMAZ
11

Görüşleriniz için teşekkürederim , Selçuk bey,pesimist biri değilim aslında,gelişmekte olan bir ülkenin bir ferdi olarak bende gelişiyorum, çokta güzel pozitif bir tabloda cizebilirdim.Fakat bu bakış ülkemizin genelini yansıtmazdı.Bende çok üzüldüğüm ve birşey yapamadığım için, biraz farkındalık oluşturmak niyeti ile düşüncelerimi aktararak rahatlıyorum belkide.

Yalnız,bundan sonra yazacağım yazılarda, çözüm için neler yapılabilir içinde düşünce üretmeye çalışacağım.

Evet eğitim birincil etken,fakat bu eğitim dilinin farklı olması zorunlu.Ülkemizde özellikle genç nesil iki diplomalı,doktaralı hatta prof yolunda çoğu eğitimli insanlar.

Peki nasıl oluyorda, değişemiyoruz.

Çünkü,

Genlerimizle sürekli nesilden nesile geçen değersizleştirme bilinçaltı kayıtlarına sahibiz.

Başkalarının değerlerini tepelere çıkarırken, kendimizinkini yeraltı ediyoruz.Bu kayıtları temizlemedikçe eğitim işlevi tam yerine oturmayacak.

Diğer bir çözüm ise yaptırım gücü,

Yaşadığım gördüğüm bir örnek üzerinden anlatırsam,

Ermenekte zeyve pazarını duymuşssunuzdur.Orda bir şelalenin doğuş yerini görmeye gitmiştim.Cennet gibi bir yer,fakat yukardan vadiye indikçe nefes alamaz hale geldim.

Şu barbükü kültürümüzden dolayı ağır duman altı ve yanmış et kokusundan nefesim daraldı.O kadar rahattı ki ordakiler her bir köşesinde mangal yapmanın zevki vardı üzerlerinde.

Gezip görme kültürümüzü sorgulamam bir işe yararmıydı.

Avrupa ülkelerinde doğal güzelliği olan yerler ulusal koruma altına alınmış ve zarar verenlere ceza uygulanıyor.

İsviçrede doğal koruma altına alınmış bir bölgede kendi mülkünde evinde barbükü yapan bir aileye 1300€ ceza kesilebiliyor.

Yani, Devletin koruma altına alma ve yaptırım gücü de diğer bir cözüm.