Merih Yücel — Biz Seni Tükettik

Sana döner hep yanlış ezberlerim. Yüreğini acıtır. Susarsın. Bir susarsın, iki susarsın. Daha çok artar seni incitmem, uzun yıllar boyunca hep talep ettim. Benim ya; yaşayanların en üstünü, en akıllısı. Egemen olmalıydım sana. Sen insanlar içindin. Sen hiç tükenmez, kirlenmez ve sonsuza dek bizimleydin. Öyle öğrettiler bana.

“Bu doğal varlıkların hepsi senin için, tüket” dediler. 
 “Para en büyük değer, sat ve satın al.” Dediler.
 
Sen, sana egemenler için en büyük ve en ucuz ham maddeydin. Ve çok para ediyordun. Taşın, toprağın, odunun, çiçeğin, sebzen, meyvan, etin, sütün, yumurtan, derin, kürkün, çeliğin, altının, elmasın ve daha pek çok ürününle ne çok para ediyordun. Hızla artan birey sayımla tükettikçe tüketiyorduk. Tükettikçe çoğalıp çoğaldıkça daha çok, daha çok tüketiyorduk.

Satın alabilmem için, önce tüketmem gerekiyordu. Seni yağmalayanların daha çok kazanması için daha çok tüketmem gerekiyordu ve seni yok etme suçuna ortak oluyordum.
 
Oysa ne kadar azdı gereksinimlerim. Bedenimdeki yaşam ne kadar uyumluydu. Orada da sen vardın. Oluşan zehirleri bertaraf edip uzaklaştıran, ya da zehirsiz hale getirip tekrar bana veren. Senden aldıklarımı yararlı hale getirip hücrelerime sunan, onların artıklarını hızla toparlayıp dışarıya atan, hangi doku ve organım hastalanıp bozulursa onu tamir edip iyileştiren… O evrensel uyum sendin. 
 
 Ben seni tükettim.
 
Bakteri genlerini alıp mısır bitkisine ekleyip onların yaptığı toksik etkiyle, üzerine konup beslenen böcekleri, kurtçukları zehirleyip öldürdüm. O mısır unuyla bebek mamaları yaptım. O mısır unuyla früktoz şekeri yaptım. Ucuzdu. Bütün tatlıları, şekerleri, çikolataları onunla tatlandırdım.

Daha pek çok gen eklenmiş bu GDO’lu; soyayı, kanolayı, domatesi, patatesi yedim, yedirdim. Onların bana ve türüme ne yapacağını hiç sormadım. Sorgulamadım. Tarlada yetişen bu garip ürünlerin, tozlaşma ile doğal florayı bozup değiştireceğini düşünemedim.
 
Toprağına zehirler kattım. Böcek öldürücü dedim, kimyasal gübre dedim, hormon dedim, kattım.

Zehirlenen çiçeklerden balözünü emen arıları yok ettim. Bu bitkilerle beslenen küçük hayvanları ve onlarla beslenen her canlıyı, bütün besin zincirini zehirleyip zarar verdim. Kuş sesleri bahçemden yok oldu.

Ben seni tükettim.

Altın çıkaracağım ilkel yöntemle ucuz olsun dedim, seni siyanür zehirine buladım; Nikel çıkaracağım dedim, tonlarca sülfirik asiti tependen indirdim. Fabrika atıklarımı salıp topraklarını, sularını, havanı zehirledim ve içlerindeki tüm yaşamı yok ettim.
 
Fabrikalarda, termik santrallerde kömür, petrol yakıp havanı zehirledim. Yetmedi çıkan gazlarla sera etkisiyle yeryüzü sıcaklığını arttırıp küresel iklim değişikliğine sebep verdim. Bütün bunları ben, insanlara rahat ve kolay yaşamı sunup kendim de rant kazanmak için yaptım. 
 
 Ben seni tükettim.
 
Odun hammaddesi deyip ağaçlarını kestim. “Tarla açacağım, yerleşke, yedi yıldızlı oteller yapacağım” dedim, ormanlarını yaktım. İçindeki canlılarla bir ekosistemi yok ettim. Yasalar çıkararak, orman işgalcilerine, ormanları sattım. 49 yıllığına HES ve RES şirketlerine kiraladım temiz enerji üretsinler diye. Ne temizi, nerenin temizi? Ormanları katledip temiz adını da kirlettiler. Ormanlar gidince, toprak da gitti. Eriyen kar suları, yağmurlar sel olup toprağı da söküp akıp gitti. Böylece binlerce yılda oluşan toprağı ele, yele, sele verdim. Erozyonla toprağını bitirdim. Yer altı suları birikemedi. Akiferler kurudu.
 
 Ben seni tükettim. 
 
Oysa, sana dost, enerji kaynaklarımla, uygun tenolojilerimle, sana hiç bir zarar vermeden, seni ve kendilerini tüketmeden milyonlarca yıl gereken enerjiyi sağlayacak, seni mutlu edecek yenilenebilir enerji kaynaklarımı kullanabilirdim.
 
Bütün bunları da yanlış değerlendirip HES ve RES’leri “temiz enerji“ diye, kurarken orman ve tarım alanlarımızı şirketlere açıp köylümüzü mağdur edip, tarlasına ormanına el koyduk. Hidroelektrik santralleri (HES)kurarak, özgür akan sularımızı hapseyledik. Oradaki ağaçları, toprağı ve ekosistemi altüst edip köylerimizin sularını kestik. ”Enerji eldesi” adı altında, suya sahip olduk. Para, dolu dizgin bunlara doğru akıp gitti.

Biz seni tükettik.
 
“Her şey insan içindir” söylemiyle insanı doğal çevrenin merkezine oturttuk.

Oysa o yerin sahibi sendin. Sen tüm yaşam varlıklarınla merkezde olmalıydın. Hepimiz sana koruma hizmeti vererek, kendimizi de korumalıydık. Ezberimizi değiştirip: “HER ŞEY DOĞA İÇİN, YAŞAM İÇİN” demeliydik. Biz seni göremedik. Duyamadık. Göz yaşlarını ziynet sanıp onlarla süslendik. 
 
Şimdi o evrensel dilinle ne söylediğini hepimiz biliyoruz. Sen de bizi tüketeceksin, eğer hala canını yakmaya devam edersek.
 
 Ne desen haklısın. Ne yapsan haklısın. Biz herşeyi hakkettik.

Yaşam dolu yüreğinden öpüyor ve özür diliyorum.

Biz, biz seni tükettik.

Merih Yücel

30 Nisan 2016

Halkın Kendisi

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.