Mutluluğu Duygu Mu Sandın?

Gözlerini kapat ve en mutlu olduğun anı hayal et. Neredeydin, ne yapıyordun? Bir şeyi mi başardın? Peki başarana kadarki geçen süreçte neler yaşadın? Çok ağladın mı, uykusuz kaldın mı, etrafındaki insanlar seni ilgisizlikle suçladı mı? Sen yine de devam ettin değil mi, çünkü yaptığın şeyi önemsedin. Çünkü değer sıralamanda tepede yer alan şey buydu ve direndin. Bu süreçte tüm zorlukları aştın ve o başarıya ulaştığında mutluluğu hissettin. Peki şimdi soruma dönüyorum, gerçekten mutlu olduğun anı hayal et. Başardığın için miydi bu mutluluk yoksa bu süreci tamamladığın için miydi?

Mücadelenin çıktısıdır mutluluk, rahatlamanın yüze vuran ışıltısı. Hiç kimsenin her zaman mutlu olabileceğine inanmak çok zor ama imkansız değil. Kişisel gelişimcilerin insanlara yüklediği boş özgüven ve ego dalgasından sıyrılıp sizlere bambaşka bir pencere gösteriyorum. İnsan bir şeyleri tamamlayıp, sorunları çözdükçe mutlu olur. Aynanın karşısına geçip ben harikayım ve çok mutluyum nidaları atarak değil. Gerçekten mutlu olan bir kişi neden aynaya bakıp mutluyum desin ki? Mutlu olan kişi bunu ispatlama gereği duymaz. Sadece mutludur ve bunu yaşar. Her gün çeşitli konulara çözüm üreten ve amaçlarını, hedeflerini gerçekleştiren insanlar genel olarak rahatlamış ve mutlu hissederler.

Derdi olmayan biri var mı? Çocuklar veya hayvanlar cevabını vermeyin bana. Çocuklar sadece kendilerini, dünyayı keşfetmeye çalışıyorlar ve dikkat edin onlar da legoları birleştirdiklerinde gülücükler saçıyorlar. Çünkü legoların ayrı durması bir sorun, onlar bir araya gelmeli. Bunu yapan çocuğun yüzündeki ifade sorun çözdüm demenin fiziksel yansımasıdır. İnsan, düşünen varlık, sorun çözme odaklı.

Asıl mesele hangi sorunlar ilgi alanına giriyor?

Nasıl olur da bu elbisenin kırmızı rengi kalmaz, diğer şubeleri kontrol edin, depolara bakın diye yaygara koparan bir kadını hayal edin. Tek derdi özel davette giyeceği o kırmızı elbisedir. Başka renk ya da başka model olamaz, sadece o. Çünkü haftalardır internetten elbise modellerini araştırmış ve tek düşündüğü o elbise olmuştur. O gün geldiğinde ise o elbiseyi almak onun tek amacı olmuştur. Bu bir insanın en büyük derdi olabilir, çünkü hayatta öncelikli olarak değer verdiği şeylerde bu ilk sıradadır.

(Sorun saçan insanlar, kafaya takacak kadar değerli bir şey bulamadıkları için böyle davranırlar. Bir insan sorunu olmadığı zaman kafası otomatik olarak sorun yaratacak bir yol bulur.)

Bir başkasının önceliği ailesine ekmek götürebilmektir mesela. Günün sonunda eve yiyecek bir şey götüren baba, çocukları yemek yerken onları izleyip hafifçe tebessüm eder. “Çok şükür, bugün de çocuklarımın karnını doyurdum.”

Akşam partide arkadaşlarına kazandığı davanın öneminden bahseden avukatı düşünelim. Aylarca o dava için çalışmış, araştırmalar yapmış ve geceler boyu uykusuz kalmış. Hayatının önceliği o büyük dava olmuş, ve bunun üstesinden gelmiş.

Farkındasınız değil mi bu sorunların bitmeyeceğinin. O baba ertesi gün de eve ekmek götürmek için iş arayacak belki yine yevmiyeli bir işte çalışacak. Avukat başka bir dava alacak ve onun için çalışacak. O kırmızı elbise için ortalığı inleten kadın bu kez de başka bir ayakkabı için koşturacak. Hayatta her zaman sorunlar olacak ve insanlar hayatlarındaki önceliklere göre bu sorunlar için çabalayacaklar.

Biz büyüdükçe sorunlarımız da büyüdü. Ya da sorunlarımız büyüdükçe mi biz büyüdük?

Her çözdüğümüz sorunun ardından bir başkası geldi. Bundan daha büyük bir sorun olamaz, başıma daha kötüsü gelemez dedik ve hep geldi. Biz hep çabaladık ve sorunlar da artmaya devam etti. Pes edip sorunları görmezden gelince sorunlar kaybolmadı. Kendimizden kaçamadık. Hep arkamızda durdu o sorunlar ve bazı geceler kabuslarımıza kapı araladılar. Olmadık yerlerde karşımıza çıktılar bizi huzursuz ettiler, kendimize mutsuz dedik. Günün birinde o sorunla yüzleşmeyi kabul ettiğimizde ise sorun zor da olsa çözüldü ve dünyanın en mutlu insanı olduğumuzu düşündük.

Size önemli bir hatırlatma: Hepimiz Ölecek Yaştayız.

Çok fazla sorunu sırtlanmaya gerek yok. En akıllı insanlar hayatta her şeyi dert etmeyen insanlar değil, dert edinecek önemli sorunları için çabalayan insanlardır. Hiçbir şeyi kafaya takmamak da bir hastalıktır.Hayattaki her şeye değil önemsiz gördüğün şeylere boşver diyebilmek mühim. Asıl olması gereken, düşüncelerinize nasıl odaklanacağınızı ve verimli olarak öncelik sırasına koymayı öğrenmek. Yani bütün mesele öncelikler. İnsan kendine, hangisi benim için gerçek bir sorun diye sormayı bilmeli ve buna göre yaşamalı.

Sorunsuz bir hayat dilemeyin, iyi sorunlarla dolu bir hayat dileyin. Çünkü bazı sorunlar diğerlerinden daha yıpratıcıdır bunu hepimiz biliyoruz.

Mutlu olmak mı istiyorsunuz, o halde önceliklerinize karar verip ona göre dertler edinin ve çözüm için çabalayın. Önemli olan o süreç, diğerleri sonradan geliyor. Ve çok düşünmeyin, sadece yapın!

Sevgiler!

Not: “Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı” kitabına da teşekkürü borç bilirim.

(Hamuş)Melike KILIÇ