2. Full Ironman Yarışım — Ironman Kalmar

Harun Arman
Aug 24, 2017 · 9 min read

Geçen sene ki Ironman Kopenhag yarışından bu yana tam 1 sene geçmişti. Kopenhag kayıtlarını kaçırdığımdan ötürü bu sene Full Ironman için İsveç’in Kalmar şehrindeki yarışa yazılmıştım. Yarış 19 Ağustos Cumartesi günü koşulacaktı ve bu yarışa hazırlanmak için, biri Mayıs’ta Karadağ’da diğeri de Haziran başı Slovakya’da 2 tane HalfIronman mesafe yarış koşmuştum. 2 yarışta da yüzme etapları beklediğim gibi gitse de Karadağ’da çok kötü bir bisiklet ve Slovakya’da da daha kötü bir koşu etabı koşmuştum. Aslında kışın çok düzenli antrenman yapmıştım, Mart ayında da Alanya’da güzel bir Ironcamp geçirmiştim. Kilomda da çok anormal bir durum yoktu fakat bir şekilde yarışlarda durum hiç iç açıcı değildi. Slovakya yarışından sonra Kalmar’a hazırlanmak için önümde 2,5 ay gibi bir süre vardı fakat ne geçen sene ki motivasyon ne de iyi bir yarış koşacağıma dair içimde bir umut vardı. Haziran’ın son haftası bayram tatiliydi ve ben yine boş İstanbul yollarında geçen seneki gibi ufak çaplı bir kamp yaptım. Vücudumda yarışı hakkıyla koşabileceğime dair bir umut ve motivasyon bulursam biletlerimi ondan sonra alırım, en kötü yarış kaydım yanar diye düşünüyordum. Barlas sağolsun o günlerde yine imdadıma yetişti. Öncelikle Bike Fit sonrası bir türlü kendimi rahat hissetmediğim bisiklette tüm ayarlarımı eskiye döndürdü. Bisiklette bu kadar performans düşüşünün sebeplerinin başında değiştirdiğim ayarlarım olduğunu söylüyordu. Gerçekten de defalarca denemeden sonra kendimi en rahat hissettiğim ayarlara dönünce aerobarda daha uzun süreler daha iyi tempolar çıkarmaya başladım. Barlas 30 Temmuz’da Zürih Ironman’e kayıtlıydı ve burası çok zor bir parkurdu; ciddi tırmanışlar ve çok sıcak bir hava onu bekliyordu. Bizde antrenmanların çoğunu beraber yapmaya başladık. Bayram’da çok bir güzel bir antrenman bloku yaptık. Hem bisiklet hem de koşu antrenmanlarında fena olmayan bir yükleme yapmıştık ve vücudum bunu kaldırmıştı. Daha sonraki haftalarda da antrenmanlara Barlas ve Kaya başkan ile devam ettim. Genelde koşuların tamamını ve yüzmelerin büyük bir kısmını Barlas ile beraber yapıyorduk. Bisiklet antrenmanlarını ise hafta içi ya Kaya başkan ile ya da yalnız yapıyordum. Hafta sonu uzun bisikletleri yine Barlas ile beraber yapıyorduk. Kartepe tırmanışı en keyif aldığım bisiklet antrenman rotasıydı ve bu yaz orayı birçok kez tırmandık. Bazen antrenmanlarımıza Serhan Tuncer de katılıyordu; o da bu sene kendini gerçekten çok geliştirmişti. Yaklaşık 5 haftalık bu antrenman yüklenmesinden sonra vücudumun forma girdiğini yavaş yavaş hissetmeye başlamıştım. Beslenmeye de mümkün olduğu kadar dikkat edip kilomu da olması gerekene yaklaştırmıştım. Özellikle her Pazar Barlas ile yaptığımız Belgrad Ormanı’ndaki uzun koşular bu sene kendime çok güven getirmişti, geçen sene ki Kopenhag’taki koşu etabındaki hayal kırıklığını bu sene tekrarlamak niyetinde değildim. Antrenmanlar gerçekten çok keyifli geçiyordu bir yarışa hazırlanıyor olmasamda aynen bu antrenman programını büyük bir zevk ile yapardım. Zaten doğru kafa yapısı da bu olmalıydı bence yarış sadece aylarca çalışmanın ödülü olacaktı önemli olan tüm o hazırlık sürecinde yaşadıklarındı. Yarış iyi geçer kötü geçer bunları hiç düşünmeden elimden geldiği kadar keyif alarak arkadaşlarla antrenman yaparak vücudumu forma sokmaya çalıştım. Ağustos’un başında artık tamam dedim yarışa gideceğim, hem psikoloji hem de vücut yeteri kadar toparlandı, tüm uçak ve otel rezervasyonlarını biraz gecikmeli olsa da yaptım. Geçen sene Kopenhag’a hazırlanırken bundan çok daha fazla yıpranmıştım ama bu sene hazırlıklar çok daha keyifli geçmişti.

16 Temmuz Pazar günü Barlas’ın yarışına 2 hafta kala bir yarış simülasyonu yapmaya karar verdik ve 4 saat bisiklet üzerine 20 km yarış temposu koşu yapacaktık. Antrenman çok iyi başlamıştı ve bisiklette her saat tempoyu biraz arttırdık. Pazar sabah erken İstanbul’un boş yollarında muhtemelen 40 km/s’e yakın tempo yapıyorduk. Antrenman programı gereği Kartal’dan Bostancı yönünde gidiyorduk ve sonrasında Narcity yokuşunu tırmanacaktık. Antrenmanın tahminen 3,5. saatindeydik bir anda kontrolü kaybedip kaza yaptık. Benim zamana karşı bisikletimde sorun olduğu için yol bisikleti ile çıkmıştım ve Barlas’ın arkasında yatıyordum. Sonra bir anda kendimizi yerde bulduk,çok şükür kırık çıkık olmadan atlatmıştık ama kıyafetler bayağı bir parçalanıp açık yaralar oluşmuştu. Biz tabi ki Narcity tırmanışını atlamadık ve üzerine o halde 20 km koştuk. Antrenmandan sonra özellikle İrem yaralarımızı görünce bu halde antrenmana devam ettiğimiz için normal olmadığımızı düşündü. Sanırım haksız sayılmazdı.

Tüm bu süre zarfında yaptığımız antrenmanların ilk ödülünü Barlas’ın Zürih yarışı sonucu ile almıştık. Barlas bu yarışta 32 derece sıcaklıkta %20'yi geçen eğimleri barındıran parkurda 9:50 gibi bir sürede yarışı bitirerek 2500'e yakın katılımcı arasından 59. olarak yarışı bitirmişti. Yaş grubunda da 10. olarak çok büyük bir başarıya imza atmıştı. Şimdi sırada 20 gün sonra benim koşacağım yarış vardı.

17 Ağustos Cumartesi koşulacak yarış için 15 Ağustos’ta Kopenhag’a uçtum ve Kopenhag’dan 4 saatlik bir tren yolculuğu ile Kalmar’a vardım. Otelde hemen bisikletimi kurup yarış toplantısına gittim. Kalmar gerçekten nefis bir kasabaydı, yarışların büyük şehirlerden çok küçük kasabalarda olması bence daha keyifli oluyor. Hem herşey birbirine yakın oluyor hem de o gün orada yaşayan herkes yarışın atmosferine giriyor. Yine yarıştan 1 gün önce son bisiklet ve koşu antrenmanlarımı yaptım. Hava biraz serin olduğu için yüzme antrenmanı yapmadım ama yüzme parkurunu defalarca kontrol ettim. 2600'a yakın katılımcının yaklaşık 1800'ü İsveçliydi. Yine etrafımda bir sürü fit, sarışın ve uzun boylu insan vardı. Kaldığım otelde yarış oteliydi ve start noktasına sadece 200m uzaklıktaydı. Geçen sene Kopenhag’daki yarışın yarısı kadar bile heyecanlı değildim. Kendimi çok iyi hissediyordum sanki bir gün sonra evden çıkıp uzun bisiklete binecekmiş kadar rahattım. Ortam o kadar güzeldi ki ben de kendimi form durumu olarak o kadar iyi hissediyordum ki nedense herşey mükemmel geçecek gibi bir ruh halindeydim. Yine Barlas ile birkaç kez telefonda konuştuk, bana son uyarıları yaptı ve yarışı beklemeye koyuldum. Sabah uyandığımda yağmur, rüzgar ve fırtına çok fena durumdaydı ama hava durumunu kontrol ettim biz yüzmeyi bitirene kadar yağmur bitmiş olacaktı ve hava tam bir yarış havası olacaktı.

En sonunda Türkiye saati ile tam 8'de start öncesi İsveç milli marşı okundu ve hemen sonrası yarış startı verildi. Yüzme de bu sefer en hızlı grup ile start aldım,geçen seneye göre yaptığım ilk değişiklik buydu. 50 dakika 1 saat arasında yüzme etabını bitirecekler ile suya atladım saatimi çalıştırdım. Amacım tamamen benden bir tık hızlı birinin arkasına yatarak kendimi hiç yormadan yüzmeden çıkmaktı. Barlas çok sıkı tembihlemişti yüzme de yarışmayacaktım sadece taze bir şekilde sudan çıkacaktım. Zaten en fazla 3–4 dakika kazanabilirdim ama bu kadar uzun yarışta kendimi yorduğuma değmezdi. Tam tahmin ettiğim gibi 1 saat 1 dakikada sudan çıktım ve neredeyse tamamen draft yapmıştım ki bu yüzme etabında kurallara aykırı değildi ve tam istediğim gibi tap taze sudan çıkmıştım.

Bisikleti aldığımda yerler hala sırılsıklamdı. Parkur gereği 6 km’lik köprüyü geçip Öland adasına geçecektik. Köprü çok dar ve kalabalıktı, draft mesafesini korumak için bir türlü istediğim tempoda çeviremedim. Bu arada ilk sürpriz nabız bandımın çalışmaması oldu, bunu hiç ama hiç kafama takmadım, bisiklette powermeter koşuda da pace hedefime göre yarışı koşacaktım.

Bisiklete başladığımda nabız bandı çalışmayınca bandı aşağı yukarı çekiştirirken çekilen fotoğraf

Yarışa yine gayet iyi başladım. 60. dakikayı geçtiğimde 36 km geçmişti bile yaklaşık 5 saat 5 dakika temposunda gidiyordum hedefimde bu süreydi zaten. 90. dakika ve 120. dakika yine saatime baktım tam hedef tempomda gidiyordum artık yarışı yarılayıp 90 km tabelasını görmeyi bekliyordum, sanırım 80 km tabelasını geçtikten dakikalar sonraydı lastikten ses gelmeye başladı. Lastik patlamıştı ama ben önce kendimi kandırıp belki başka yerden lastik inme sesi geliyordur benim değildir dedim. Birkaç saniye sonra gerçek ile yüzleştim ve durmak zorunda kaldım. Ön lastik hala inmeye devam ediyordu hemen yedek lastiği çıkardım ve değiştirdim, oksijen tüpünü ilk defa kullanıyordum ve lastiği tam şişiremedim. O an o kadar çok kişi beni geçti ki moralim darmadağın oldu. Herşey bitti psikolojisine girdim, bu girdiğim 13. triatlon yarışıydı ve ilk defa bir yarışta lastik patlatmıştım. Bugüne kadar birçok lastik değiştiren insanları yarışlarda görür ve ne kadar yazık diye içimden geçirirdim, şimdi o duruma ben düşmüştüm. Tekrar çevirmeye başladığımda sanki etrafımdaki insanlar çok yavaşlar asıl hızlı olanlar beni çoktan geçti gibi düşünüyordum. Muhteşem doğası olan Öland adasında dümdüz diyebileceğim bir parkurda moralimi tekrar kazanmaya çalışıyordum. Ama muhtemelen 1 saate yakın kafamı toparlayamadım. Çok fazla rüzgar vardı ve yarışın başında bu beni hiç rahatsız etmiyordu ama moraller bir bozulunca herşey negatif gözükmeye başladı ve rüzgar da çok rahatsız etmeye başladı.

Sanırım 120. km civarıydı bisiklet servis noktası vardı, orada durup lastiğimi şişirdim ve tekrar yarışa döndüm. Saatime baktım yaklaşık 5:15 veya 5:20 gibi bir sürede bisiklet bitecek gibi gözüküyordu. Tekrar yarışa kafa olarak dönmeye çalıştım, geçen sene koşuda girdiğim psikolojiye bu sefer bisiklette girip kendimi gaza getirip sadece yarışı bitirmeye odaklandım. Rüzgar iyice artmıştı ama ben hala kendimi gayet iyi hissediyordum. 5 saat 21 dakika sonra bisiklet etabını bitirdim, geçen seneden çok daha kötü bir dereceydi ama hala yarışın içindeydim ve önümde koşulacak bir maraton vardı. Geçen sene koşuda o kadar büyük hayal kırıklığına uğramıştım ki bu sene en büyük hedefim maratonda yarışın hakkını vermekti. Barlas 4:40pace koşabilirsin demişti, nabız bandımda yoktu onun için bu tempoya göre yarışı koşmayı deneyecektim. Ufak bir hesap yaptım, Barlas’ın söylediği tempoyu koşabilirsem geçen senenden en az 5 dakika daha iyi bir yarış süresi gelecekti. Kendime yeni bir challenge yaratmıştım :) Koşuya başladım, o pozitif psikolojiye yeniden döndüm. Bacaklar gidiyordu, her yarışta zaten vücut kendini belli ediyordu, bugün gerçekten iyi durumdaydım.

Maratonlar ile ilgili herkes 30. km’nin sonrasını anlatırlardı. Ben de yarışı kafamda 3'e böldüm 14–28 ve 42. Km. 14. km’yi 1:05, 28. km’yi de 2:10'dan geçersem 4:40 pace hedefi tutacaktı. Tabi yarışın en zor kısmı son 14 km olacaktı ama o kısımda da motivasyonuma ve yaptığım uzun antrenmanlara güveniyordum. 14. km başarıyla tamamlandı, parkur muhteşemdi inanılmaz keyif alarak koşuyordum. Geçen sene ile kıyas kabul edilemeyecek kadar iyi hissediyordum, 28. km keza tam hedef tempomda gidiyordum. Artık maratonu hedef sürede bitirip geçen sene ki derecemi geliştireceğime de emindim. Neredeyse 9 saattir yarışıyordum ama ne zaman vücudum bir negatif sinyal verse hemen psikolojik olarak bastırıp “Yok bir şey, gayet iyi durumdasın, devam!“ diyordum kendime ve tempomu koruyordum. 30. km — 32. km — 36. km ardı ardına bitiyordu ve halen tempomu koruyordum. Sadece artık beslenme noktalarında suyumu içerken duruyordum, onu da hesaplamıştım, bana en fazla 2 dakika kaybettirirdi ama 4:40 pace hedefimi değiştirmezdi, aralarda hızlanır tempomu korurdum. Aynen de öyle oldu tam 3 saat 17 dakika da maratonu tamamladım. Finiş sürem 9:47 idi ama o umurumda değildi maratonu tam 4:40 pace koşabilmiştim ve kendimi harika hissediyordum. Demek ki bunu yapabiliyormuşum, bir yarış insanı ne kadar değişiklik psikolojilere sokuyordu, lastik patladığında dünya başıma yıkılmış moralim mahvolmuştu, maratonu bu sürede bitirince ise kendimi kahraman gibi hissetmiştim.

Tabi ki bu 2 duygu da biraz abartılıydı, lastik patlamasının beni bu kadar alt üst etmesi acemilikten başka bir şey değildi, lastiği tam şişirememek de iş bilmezlikti. Maraton derecesine de bu kadar sevinmekte biraz abartılıydı ama yine de geçen seneye oranla kendimi çok daha iyi hissediyordum. Ayaklarım yara olmamıştı, sinir sistemim dağılmamıştı, bir yarış daha kazasız belasız bitmişti. Dinlenme çadırı otelimin bahçesindeydi, hemen otele dönüp duş aldım, Barlas, İrem ve ailem ile telefonda konuştum. Hala sanki sadece çok iyi bir sürede maraton koşmuşum gibi coşkuluydum. Kötü geçen bisiklet etabını beyin şimdiden silmişti. Genel klasmanda 2500’e yakın sporcunun arasından 97., yaş grubunda da 16. olmuştum. Bunlar çok önemli detaylar olmasa da yarıştan önce biri bana bu sıralama da bitireceğimi söylese muhtemelen inanmazdım, beklediğimden çok daha iyi sıralamadaydım.

Bir gün sonra 8:30'da şehir merkezinden otobüse binip 7 saat süren yolculuk ile Stockholm havalimanına gidip gece 1 civarlarında İstanbul’a varacaktım. Bütün bunları yarıştan sonra nasıl yapacağım diye düşünüyordum ama bu sefer yarış beni beklediğim kadar hırpalamamıştı. Çok keyifli bir otobüs yolculuğu ile Stockholm’e oradan da İstanbul’a döndüm. Pazartesi sabah erken işe gitmek biraz kültür şoku yaşatsa da Kalmar’da geçirdiğim 3 günü muhtemelen hayatım boyunca unutmayacağım.

Sanırım birkaç sene önceydi Galatasaray Kulübü dergisinde tekerlekli sandalye basketbol takımının oyuncusu ile bir röportaj okumuştum. Kendisine maç içindeki hisleri ile ilgili bir soru soruluyordu. Sporcu ise şöyle cevaplıyordu, topu potaya atıyoruz, bazen giriyor bazen girmiyor, bazen üzülüyoruz bazen seviniyoruz ama bu işin en güzel tarafı zaten o duyguları yaşamak, kazanmak ve kaybetmek de yine bunun bir parçası ve normal hayatta yaşayamadığım o duyguları müsabaka da yaşayabilmekten dolayı çok mutluyum diyordu sporcu. Sanırım sporu neden bu kadar bu kadar çok sevdiğimiz daha güzel anlatılamazdı; özellikle bizim gibi bu işi hobi olarak yapan amatör sporcular için. Ben de kendi yarışımda bu duyguların hepsini sonuna kadar yaşamıştım.

Yine biraz uzun bir yazı oldu sanırım ama sabırla okuyan herkese çok teşekkür ederim.

)
Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade