5 Sertleşmiş Beton Deneyleri (28. Gün)

”Hadi gel sana haddini bildireyim, n’oldu bir yumrukla yere serildin. Korktun mu haa…?!” dedi Kerem yerde yatan Cemal’e. “Habersiz gelip vurursun bana yumruğu demek! Şimdi sana gösteririm…” dedi Cemal ayağa kalkarak ve Kerem’in karşısına dikildi ve bir yumruk da Cemal Kereme savurdu. Ama Kerem düşmedi, o iri ve sağlam cüssesi sanki biraz yerinden oynadı. Ama Cemal’in yumruğu işe yaramamış yumruğu sıktığı elinin parmakları uyuşmuştu. “O ne biçim surat öyle, sanki demir mübarek” dedi Cemal. Sonra gerisin geri kaçmaya başladı ve eve doğru ağlayarak kaçtı gitti. Demek ki, sille i tokat gelince yüze, o yüzler var ki yıkılmaz imiş. Sapa sağlam yerinde demir gibi çelik gibi duruverir imiş. Peki Cemal’e ne demeli, masum çocuk bir yumrukta yere seriliverirmiş. Neden mi? Güçsüz ve cansız bir vücutlu da ondan. Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur, derler atalarımız. Kaya nasıl kaya oluvermiş? Bilmem kaç bin yıl üzerine yük binivermiş, toprak sıkışmış, kimi toprak mağma gibi sıcakken eriyikken donuvermiş, kimi toprak bilmem ne güçlükler çekivermiş. Ama sonuç? “Kaya gibi sert” deyimi oluvermiş ve türeyivermiş. İşte işin püf noktası da burada. Kaya gibi olabilmek veya birşeyin kaya gibi dayanıklı ve dayanımlı olabilmesi. Boşuna dememişler değil mi “kaya gibi sert” diye. Mesela bazen belgesellerde dünyanın oluşumu gösteriliyor, çok da güzel anlatımları vardır. Hep oturur izlerim, meraktan hani :) Katman katman oluşum, üzerinde denizler, atmosfer… derken bilmem kaç metre yükseklikleri var vs. Her birisi muazzam bir yapıda. İnsanın izlerken “Allah allah! Bu da mı vardı?! Bu da mı böyle?!” diyesi gelir ya hani işte öylesinden. Ama o yer kabuğu en farklısı. Kalın mı kalın ve altı sert kaya üstü yumuşak toprak. İşte bu kaya mevzu ve onun sağlamlığı bizim inşaatçıları da mest etmiş etkilemiş. Beton, yola, köprüye, duvara… aklınıza gelebilicek her türlü yapıya kayanın ufak tanelerileri veya iri olanları hepsi girmiş işin içine. Sonuç mu? Şöyle bir yukarı bakın sağa sola bakın. İşte gördüğünüz her şey de varlar onlar, kayalar. Devrimiz, modern çağ. Ama kayadan topraktan mamül şeylerde yaşıyoruz aslında. Sanki Taş Çağ hala hakim her yere, diyenlerinizi duyar gibi oldum. Aslında öyle, ama pek de öyle değil hani :) Ama beton mevzu çok önemli. En önemli materyalden birisi: Agrega. Agrega, kayalardan onların nispeten ufak tanelerinden hatta bazen iri tanelerinden oluşuyor. Maksat sağlamlık katsın betona, ana iskeleti oluştursun ve ara boşluklar mı? onlar kolay iş. Çimento gibi süper bir tutkalımız yapıştırıcımız bağlayıcımız var bizim. Suyla istenilen şekilde ve belli oranda karıştırınca tam bir ağır abi oluyor ve ortamı dondurup bırakıyor. Her yere yayılıyor tutuyor sıkı sıkıya agregaları ve öylece sertleşiyorlar hepsi de.

Beton numune

Gel zaman, git zaman, iç çay, iç kahve, ye yemek, yat uyu kalk uyu derken beton sertleşiyor, çimento prizini alıyor, ortamdan zamanla kaçabilen su kaçıyor. Eee kolay değil. Ortamda ağır abi çimento var. Hararet yapıyor ve su bulabildiği boşluklardan deliklerden uzaklaşıp kaçıyor atmosfere, sağa sola. Tabii hararet kaplayınca çevreyi ne olacak? Islatıp biraz ortamı soğutmak lazım. Betonu belki suda nemli bir ortamda belki sabit sıcaklıkta bekletmek lazım. İşte o zaman suya koyalım betonu demişler. Çimentoyu da rahatlatırız, yavaşça prizini alır ve gerekli su ortamda var ve sabit sıcaklıkta (yaklaşık 20 santigrad derece hani :) ). İşe de yaramış. Sonra bakmışlar ki, ağır abi çimento suda daha iyi sertleşiyor, zamanla prizini alırken ortamı geriyor germesine ama tatlı bir geçişle hidratasyon yapıyor su ekmek ortamda bol ve işler yürüyor. Hatta su ortamında bekleyince, zamanla ağır abi çimentodan kaçan suların oluşturduğu boşluklar ve diğer boşluklar da doluyor. Peki nasıl doluyor? Hidratasyon yaparken çimento suyla buluşunca, yeni yeni ürünler oluşuyormuş. Onlarla doluyormuş delikler. Tabi tıkarsan delikleri kaçan olmaz hani. Bir de boşluklar olmazsa daha sıkı bir ortam oluşur hani. Bu hidratasyon ürünleri aslında çimentodaki şu 4 ana damardan kaynaklanıyormuş (Adana damarı derler ya hani, onun gibi):3 şapkalı Cüneyt Sakin(C3S), 2 şapkalı Cüneyt Sarı (C2S), 3 benli Celal Atar (C3A) ve aynı anda bir oturuşta 4 dürüm yiyebilen Cahit Fatih Atar (C4AF). İkiz gibi olan Cüneytler karakter olarak da benzermiş. Atarlı arkadaşlar Celal ve tombul Cahit havadan nem kapan karakterli imişler. Ama çimentoyu çoklukla Cüneytler (C2S ve C3S) oluştururmuş ki sakin huylu ve oturaklı iken Celal ve tombul Cahit sinirli atarlı ateşli ve hızlı tepkimeleşen arkadaşlar. Tabi Celal Sarı (C3S) hızlı atak birisi hızlı hidrate olur ama oturaklı olduğu için sonraları uzun vadede çimentoda söz sahibi de kendisi. Celal ve Cahit ise o kadar söz sahibi değiller.

Hepsi bir gün suyla buluşunca yüzmeye başlarlar. Yüzerken durduk yere atarlanan kardeşler (C3A ve C4AF) ortamın ısısını hemen yükseltirler. Ama naçar. Hemen Alçı imdada yetişir ve atarlı kardeşlerin yalancı tavırları bastırır. Alçı iyidir. Ama çok da olunca işe yaramıyor hani. Yalancı tavırlara “ani priz” denebilir. Ani atarlanmalara karşı alçı kardeş iyi iş görür. Tabi susturulan Celal ve Cahit (C3A ve C4AF) kenara çekilir ve kuzu kuzu bekler. Artık ortam sakin ve iyi huylu oturaklı Cüneyt kardeşlere kalır ve suyla haşır neşir olup yüzerler. Ortam onlarındır artık. Ta ki 28. güne kadar. Tabi zaman zaman sıcaklık artar ortamda. Kolay iş değil. Hepsi de barut gibidir aslında ortamı gerici tipten. Ama C2S ve C3S nispeten farklıdır. Hepsi suyla haşır neşir oldukça kimisi suyla asimile olmaya başlar yavaş yavaş. Heni demiştik ya Cüneyt kardeşler benzerdir birbirine diye. Onlar sonraları da benzer şeylere asimile olur. Mesela, Cüneytler isim değiştiri, bünyesine su alır vs ve isimleri Cemil Salih Hakkı (C-S-H)’ya dönüşür. Bir de Cemil Hakkı (CH) var tabii ki. Cemil Salih ve Cemil, Cüneytler gibi betonda söz sahibidir. Her yeri doldururlar, boşluk bırakmazlar. Diğer yönden Selim (S) diye birisi alçıdan betona gelir ki, sülfatgillerdendir kendisi, atarlı Celal (C3A) ile birlik olup çok nazik kırılgan yapılı avrupai “atarlı” eterli John (C-A-S-H)’a dönüşür. Bu asimilasyon bazen zarar da verebiliyor betona ki ilerleyen yazılarda buna değineceğiz. Bazı “eterli” oluşumlarda var tabi… Onlar da daha sonra… İşte ortamı asıl gerenler belli oldu sanki :)

Cüneytler gibi Cemil Salih (C-S-H) de hakkı gözeten sağlam kişilikli ve ortamı tutan yapıları varmış. Deyim yerinde ise “kaya gibi olmak” hedefleri imiş. Sağlamlık öncelikleri imiş ki dayanıklılık denince onların akla gelmesini hep isterlermiş. Gel zaman git zaman, Cemil Salihler her yeri kaplamış doldurmuş. Arada ortamda atarlı ve “eterli” olanlar da varmış hani.

Kayalar

Hedef büyük. “Kaya gibi sağlam” olmak! Cüneytler iyi iş çıkartıp Cemillere ve Cemil Salihlere dönüşünce onlar da agregaların arasını çevresini her yerini sarmışlar ve yapışmışlar. Sevgi ile bağlanmışlar birbirlerine. Sevgisiz ne var ki bu dünyada. “Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz” demiyor mu koca Yunus. Onlarda işte böyle yapmışlar. El ele gönül gönüle vermişler. 28. gün olmuş bağlılıklarına.

Basınç Makinesi

Onları buluşturan, çimentoyu fabrikadan agregayı dağlardan suyu ovalardan nehirlerden getiren usta bu sevgiyi bu bağlılığı bu sağlamlılığı denemek istemiş. Sudan düzgün geometrik şekilli betonu çıkartıp basınç makinesinin içine koymuş. Sevenlerin üzerine baskıyı yükü uygulamış. Uygulamış da uygulamış. Sevenler ayrılır mı? Zorda kalanlardan bazıları ayrılmış maalesef :( Sonra diğer düzgün geometrik şekilli betonları sırasıyla eğilme makinesine koymuş. Sevenlerin üzerine baskıyı yükü uygulamış. Uygulamış da uygulamış. Sevenler ayrılır mı? Zorda kalanlardan bazıları ayrılmış maalesef :( Sonra usta devam etmiş. Laboratuvarındaki diğer cihazlarda da benzer şeyleri yapmış. Her birinde bazı değerler elde etmiş. Sevgi değerleri. En çok sevgi değerini, basınç deneyinden ve en az sevgi değerini de yarmada çekme deneyinden elde etmiş. Sonra demiş, betonun sevgi değeri şunda şu, bunda bu.

Sevenlere baskı uygulamamak lazım. Kırmamak lazım. Yunus Emre gibi düşünmek lazım. Sevince de sevgiyi hak edene vermek lazım. Herkesi her şeyi sevmek lazım. Gönlümüz Halil İbrahim gibi olmalı, su gibi serin ve esenlik dolu. Dilimiz Yunus gibi olmalı, latif ve sevgi dolu. Sevelim sevilelim, dünya kime kalmış ki :)

Kalp

Hikayenin başına dönecek olursa, çocuklardan eve kaçan Cemal’e ne mi oldu? Onu bilemem ama yaşça biraz büyük olan Kerem arkasından gülüyordu ve kazanan oydu denebilir. Cemal’i bir vuruşta yere indirmişti. Çocukluk işte. Önce oturur oynarlar ve sonra bir anda ortam gerilir ve dövüşürler. Ama bence dövüşte, savaşta, her türlü bu gibi şeylerde kazanan yoktur. Kırılan iki tarafın kalbidir. “Ama kazanan var” diyebilirsiniz, ama gerçekte kazanan değil kaybeden de iki taraftır. Yunus Emre demiyor mu şiirinde şöylece:

Yunus Emre

Bir kere gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahî
Elin yüzün yumaz değil.

Şimdi bana sorabilirsiniz ki, en büyük sevgiye sahip betonlar nerelerde kullanılır peki diye. Ben de derim ki, sevgi zor iş. Sevmek batmanlar tonlar dolusu yüke katlanmaktır. O yükleri tüy gibiymiş gibi taşıyabilmektir, yürek ister. O zaman, sırtında koca dalları yaprakları taşıyan kocaman büyük çınarlar gibi, en büyük sevgiye sahip betonlar da kocaman katlı kocaman gövdeli kocaman kolonlu kirişli döşemeli devasa mühendislik yapılarında mesela gökdelenlerde, nükleer tesislerde ve termik santrallerde falan kullanılırlar.

Hadi kalın sağlıcakla…