Kendini tanıtmaktan bıkmak

İçine kapanık, kendini ifade edemeyen bir çocuktum. Hala sözlü iletişimde pek kendimi ifade edemem. Kelimeler birbirine dolaşır, aklım uçar gider. Zaman sanki karşımdakine ışık hızıyla geçiyormuş gibi bir algıya kapılırım. Karşımdakinin zamanını çaldığımı düşünürüm. Tabi artık durum pek de böyle değil. Ama çok kısa bir süre öncesine kadar böyleydi.

Yazı için ise durum böyle değil. Değildi. Biriyle sosyal medya üzerinden konuşurken, tanışırken dünyanın kralı bendim sanki. Zaman ışık hızıyla geçiyorsa ben de ışık hızıyla yazıyor, ışık hızıyla kendi cümlelerim arasında dans ediyordum. Kendimi öyle güzel ifade ediyorum ki yazı yazarken, zaten asosyalliğe yatkın biri olduğum için reel hayat tüm karizmasını kaybediyor o an. Bir sevgilinin sarılması, öpmesi ihtimali dışında fiziksel yaşamdan bir beklentim yok neredeyse. Yoktu.

Erasmus yaptım geldim. 5 ay. Çok çok değiştiğimi söyleyemem. Ama bazı değişen şeyler var ki beni bi miktar üzüyor bi miktar sevindiriyor ve artık bazı değişimleri çok çok kolaylaştırıyor. Hem iyi hem kötü.

Dedim ya, klavyeyi bana verin sonra çağırın karşıma Cersei, Khaleesi fark etmez. Etmezdi. Ama karşıma kedi çıkarsanız konuşamam. Konuşamazdım.

Artık öyle değil. Şimdilerde insanlarla yüz yüze iletişim kalitem arttı. Hala sorunlarım var. Hala sanki karşımdaki beni 10 saniyeden fazla dinlemek istemiyomuş gibi hızlı düşünmeye, hızlı konuşmaya çalışıyorum ama artık daha profesyonel. 2 ay sonra 2 katı profesyonel olacak. Bak söz veriyorum. Sana değil kendime.

Erasmus’ta milyon tane insan tanıdığım için artık yeni insanlarla tanışmak beni heyecanlandırmıyor. Her insanı tanımak isteyen her fikre saygı duyabildikçe böyle iyi bir insan olabildiğim için şükreden ben, artık yeni insanlara pek sıcak olamıyorum. Kendimi tanıtmaktan yoruldum. “Nevşehir’de doğdum, şöyle şeyler yaşadım böyle şeyleri sevdim, şöyle şeylerden nefret ettim. Heea aynen Kayseri çok yakın” diye anlatmaktan bıktım.

İçine kapanık biriydim ve artık böyle olmadığım için dinleyen birini bulunca çok şey anlatabiliyorum ve son 5 ayda tanıştığım 50 insan beni dinledi. Sıkıldım böyle şeyleri anlatmaktan. 50 tane hayatıma girip çıkacak gereksiz insan için geleceğimi şekillendirecek insanlarla kurabileceğim köprüleri eskittim sanırım.

Önceden, sevdiğim insanlara sonsuz kredi veren biriydim. Zaten kolay kolay kimseye içimi açmaz, açtığım kişilerle cehennem ateşinin zor eriteceği bağlar kurardım. Dövse de sevse de canı sağolsundu. Ama dediğim gibi son 5–6 ayda 50'ye yakın insan tanıdım, bunlara da içimi açma fırsatı buldum. Onlara da değer verdim ve gittiler ve önemsizlerdi ve bundan sonra olmayacaklardı. Şerefsizlik yapanı da oldu adamlık yapanı da ama artık sonuçta yoklar.

Ve bu vakitten sonra tanıdığım insanlara kredi vermem zorlaştı. Bilmiyorum bu herkesin yaşadığı normal bir süreç mi ve ben gereksiz şekilde fazla mı etkilendim veya bunlar 2–3 haftalık kısa bir süreç için mi geçerli ama artık ben insanlarla o kadar kuvvetli bağ kurabilir miyim bilmiyorum. Beni üzdüklerinde onlardan vazgeçebilme ihtimalim var artık. Ve bu huyumu sevmiyorum.

Ben; sanırım, şuan tam olarak asosyallik-sosyallik ve bencillik-özverili olma arasında sıkışıp kaldım. Ne bok yiyeceğimi hiç bilmiyorum. Bildiğim tek şey artık internette veya reelde tanıştığım biriyle daha tanışma evresindeyken bile cümle kurmaya üşendiğim. Evet, flört ettiğim kıza cümle kurmaya üşeniyorum. Çünkü yıllardır bana değer vermeyen insanlara, 5 ay sonra görmeyeceğimi bildiğim insanlara çok uzun cümleler kurdum. Duygularımı da kelime dağarcığımı da tamamen onlara döktüm. Son birkaç haftadır, çalıştığım sitede ürettiğim içeriklerde yaratıcılıktan yoksun olduğumu hissediyorum veya bir cümle kuracakken kelime aklımdan aniden çıkıyor ve bir daha gelmeyebiliyor. Hayatım klavye idi artık değil. Konuşamazdım ve şu an hala hakkını vererek konuşamıyorum. Her şeyin ortasındayım. Taraf olamayıp bertaraf olacam gibi hissediyorum.

Sitenin konseptine uygun bir son yapayım. Bir tavsiye vereyim. Hem kendime hem sana.

Bence insanın çevresinde değer verdiği gerçekten önemsediği insan sayısı çok olmamalı. Eğer onlar da seni, senin önemsediğin kadar önemsiyorsa güzel ama eğer sen onlara 9/10 önem verirken onlar sana 6/10 önem veriyorsa 9/10 önem verdiğin insanların sayısı 1–2'yi geçmesin derim. Sonra üzülürsün. Tanıştığın insanları puanla. Gelecekte iyi bir insan olacak mı? Kaliteli bir insan mı? Kendine ve sana bir şeyler katabilir mi? Bomboş bir adam mıdır? Güler yüzlü mü? Sana değer veriyor mu?

Bunları düşün, daha fazla kriter koy. 10 üzerinden 5 veya 6 puanı geçemeyen insanlara 4–5'ten fazla önem verme. Herkese bir şeyler anlatıp kendini yorma. Çünkü sonra sana gerçekten değer veren biriyle tanıştığında artık yorulduğun için bu fırsatı kaçırabilirsin.

İyilik meleğiydim ben. Gördüğüm 10 kişiden 6sına 8'den fazla değer verir, geri kalan 4üne ise çok saygı duyup bir şeyler sorduklarında bir şeyler anlatırdım. Tabii hiçbir zaman değer görmeyi hak etmeyen, etrafa olumsuz sinyaller saçan, hedefi olmayan insanlara değer vermedim ama onları da sevmeye çalıştım. Sanırım beni sevmeyenleri, kendini bile sevmeyenleri, sevgi nedir bilmeyenleri, bomboş yaşayıp bomboş ölecek olanları sevmeye çalışırken yoruldum.

Yukardakileri sallayın, size tek tavsiyem. Yorulabileceğiniz gerçeğini asla unutmayın. Çünkü yoruyorlar. Çünkü yoruluyorsunuz. Çünkü insansınız. Hiçbir zaman kimseye kötü bakmayın, insanlara yardımcı olun. İyilik meleği maskenizi takın ve öyle gezin. Ama yorulabileceğinizi unutmayın ve iyilik meleği maskenizi gerçekten gerekli anlarda takın.

Aslında bu şeye benziyor, bazen dilencilere para atar veya mendilcilerden mendil alırsınız. Ama her gördüğünüzde para veremezsiniz. Cimri olmayın ama bütçenizin de farkında olun. Gereksiz harcama yapmayın. Fiyat/Performans ürünlerine yönelin. Saygılar.