İçimizdeki Kentler, Adalar, Köprüler; Bizler ve İlişkilerimiz

Okuduklarımı konusu ne olursa olsun hiç alakası olmayan şeylerle ilişkilendirmeye oldum olası meyilliyim fakat bunları hiçbir zaman not etmez ve kafamdan uçup gitmesini de dert etmezdim. Ama şimdi bunları ufak ufak yazıp saklamak çok hoşuma gitmeye başladı. Üstelik yazdıkça bazı şeyler daha da netleşiyor sanırım. Neyse zamanla göreceğiz netleşiyor mu yoksa daha mı çorba oluyor.

Geçen sefer Hikayesi Olan İnsanlardan bahsettikten sonra sıra insanların görünmeyen hallerinde ve ilişkilerinde. Şimdilerde çoğumuz kendimizi görünür kılma çabasına girip ve bütün gizemimizi yok ediyor olsak da hala her birimiz birer görünmez kentiz. Bildiğiniz kentleri bir düşünün. Olmadı internetten bakın dünya üzerinde binlerce farklı doku göreceksiniz. Şimdi bir de bunu zaman boyutunda düşünün. Eskisi yenisi dopdolu rengarenk şehirler…hangisinde yaşamak isterdiniz?

Kentleri anlatan onlarca kitaptan biri olan Görünmez Kentler birçok insanın bildiği ve sevdiği kitaplardan biridir. Bu kitap yaşınız kaç olursa olsun hayal gücünüzü coşturur. Calvino’ nun tasvir ettiği kentler, insanlar ve özellikle mekanlar bilinçli olarak kurgulayabileceğinizin çok daha ötesinde; ancak geceleri rüyalarınızda görebilecğiniz kadar zengin ve dopdoludur. Hepsinin karakteri ve öne çıkan özellikleri birbirinden farklıdır. Tıpkı insanlar gibi.

Kitaptaki her bir kenti birer insan olarak hayal ediyorum ve ben de o kentlerde biriyim. En çok da ada olan etrafından kopuk bir şekilde havada asılı duran kentleri seviyorum. Bunlar diğer adalara eğer bağlanacaksa köprülerle bağlanır. Ben bu yazıda herkesi birer ada olarak varsayıyorum ama aslında ada olmak şart değil, şart olan şey köprüler yani ilişkiler.


Bu yazıda bilimsel gerçeklerle ilgilenmeye çok gerek görmüyorum ama bir dip not geçerek bizi biz yapanın biz olmadığını, 1/5000 ölçekli nazım planımızın biz doğmadan çok önce planlandığını da bilmemiz lazım.

“Nasıl biri olacağınız ile ilgili ihtimaller bile çocukluğunuzdan çok daha öncesine, varoluş anınıza dayanır…ayrıntılar zamanda geriye doğumumuzdan öncesine, spermle yumurtanın birleştiği ana kadar gider. Kim olacağımız ise moleküler şablonlarımızla yani asitlerden oluşan gözle görülemeyecek kadar küçük, bir dizi yabancı kodla başlar; üstelik biz daha sahneye bile çıkmadan.” — David Eaglemen

İlk yazdığım yazıda testi metaforu üzerinden bedenlerimizin ve bizi kapsayan her şeyin ruhumuza şekil verdiğinden bahsetmiştim. Şimdi yine buna yakın bir şekilde hareket edip sefer de Heidegger’ in köprü tanımını insan ilişkilerine nasıl benzeyebileceğini anlatmak isterim.

Heidegger der ki;

Yer köprü olmadan önce orada değildir. Köprü bulunmadan [stand] önce tabii ki ırmak boyunca bir şey tarafından işgal edilebilecek birçok nokta vardır. Bunlardan biri bir [yer] olup çıkar, bunu da köprü sayesinde yapar. Dolayısıyla köprü orada durmak için önce bir [yer] tutmaz, aksine bir [yer] ancak köprü sayesinde meydana gelir. (1971, s.154)

Bu yerin köprü sayesinde var olması tanımı insan ilişkilerine şöyle benzetilebilir; ırmak boyunca işgal edilebilecek bir çok nokta bizim için çevremizde henüz ilişki kurmadığımız ve yanlarından geçip gittiğimiz varlık sürdürenlerin tümüdür, yerler ilişki kurmaya değer bulduğumuz ya da tamamen tesadüflerle ilişki kurduğumuz insanlar, köprü ise o insanlar ile aramızdaki bağdır. Köprü ne kadar sağlamsa, açıklık ne kadar genişse yani anılar ne kadar derin ve ilişki ne kadar güçlü ise iskan edilmiş yer bizim için o kadar önemlidir. Her bir köprü ile o çok sevdiğimiz anne babamıza, dostumuza ya da belki zorla sürdürülen bir arkadaşa bağlanırız.

Şimdi bu alıntıyı birkaç örnekle çevirelim;

Irmak boyunca bir şey tarafından işgal edilebilecek birçok nokta: Okuldaki insanlar

Yer: Arkadaş

Köprü: Ders notu

Arkadaş ders notu olmadan önce orada değildir. Ders notu bulunmadan önce tabii ki okulda insanlar vardır. Bunlardan biri bir arkadaş olup çıkar, bunu da ders notu sayesinde yapar. Dolayısıyla ders notu orada durmak için önce bir arkadaş tutmaz (bulmaz), aksine bir arkadaş ancak ders notu sayesinde meydana gelir.

Tamam bu biraz komik oldu başka bir örnek deneyelim;

Irmak boyunca bir şey tarafından işgal edilebilecek birçok nokta: İnsanlar

Yer: Sevgili

Köprü: Aşk

Sevgili aşk olmadan önce orada değildir. Aşk bulunmadan önce tabii ki birçok insan vardır. Bunlardan biri bir sevgili olup çıkar, bunu da aşk sayesinde yapar. Dolayısıyla aşk orada durmak için önce bir sevgili tutmaz(bulmaz), aksine bir sevgili ancak aşk sayesinde meydana gelir(var olur).

Bu da fazla romantik bir örnekti. Üçüncü deneme de şöyle olsun;

Irmak boyunca bir şey tarafından işgal edilebilecek birçok nokta: Çift

Yer: Anne-Baba

Köprü: Çocuk

Anne baba çocuk olmadan önce orada değildir. Çocuk olmadan önce tabii ki birçok çift vardır. Bunlardan biri bir anne baba olup çıkar, bunu da çocuk sayesinde yapar. Dolayısıyla çocuk orada olmak için önce bir anne baba bulmaz aksine bir anne baba ancak çocuk sayesinde meydana gelir.

Benim için en güçlü örnek ise kendi irademizle seçerek kurduğumuz ilişkiler olan dostluklardır;

Irmak boyunca bir şey tarafından işgal edilebilecek birçok nokta: Tanıdığımız insanlar

Yer: Dostluk

Köprü: Anılar

Dostluk anılar olmadan önce orada değildir. Anılar yaşanmadan önce, tabii ki etrafımızda tanıdığımız birçok insan vardır. Bunlardan biri bir dost olup çıkar, bunu da anılar sayesinde yapar. Dolayısıyla anılar var olmak için önce bir dostluk bulmaz, aksine bir dostluk ancak anılar sayesinde meydana gelir.


Gerçek anlamında bir köprü inşa etmek için sebeplerimiz gayet rasyoneldir peki ama dostlarımız dost olmadan önce sıradan insanlarken onlarla aramızda köprü kurmaya nasıl karar veriyoruz? Biz de coğrafi ve iklimsel veriler gibi rasyonel varlıklar mıyız? Anıları yaratan bizim bilinçli alınmış kararlarımız mı yoksa Türk bir müteahhittin inşa edebileceği bir köprü gibi irrasyonel ve tesadüfi mi? Sanırım bunun şöyle ya da böyle demek çok kolay değil çünkü insan çok karışık bir varlık. Kendi kararımızı vererek yaptığımızı sandığımız şeyler büyük oranda genlerimize, anne karnındayken annemizin içtiği sigaraya ya da alamadığı vitaminlere, doğduktan sonra büyüdüğümüz olduğumuz çevreye, sonrasında yaşamış olduğunuz travmatik olaylara ve bunların hepsinin toplamında sizin kararlarınıza bağlıdır. Ama insan her yaşta değiştiği için o köprüleri kurmak ve hatta yıkmak büyük istek ve cesaret gerektiriyor. Ama sanırım en güzel dostluklar tıpkı kentler gibi tasarımcısı olmayan, kendiliğinden var olup gelişenler ve yıllar içinde evrilen ve eskimiş olmanın verdiği bütün zenginliğini üzerine alanlar oluyor. Burdan bütün dostlarıma selam ederim :)