DEVEDEN BÜYÜK PİREDEN KÜÇÜK DERTLER

Bu aralar her şey üzerinize üzerinize geliyor değil mi?

Kalabalıklarda boğuluyorsunuz. İşinizden sıkıldınız. Uyku size en tatlı gelen şey… Hayatınızdaki insanlar sizi anlamıyor. Anladığını sandıklarınız büyük yaralar açtı yüreklerinizde ve siz bu satırları okurken onlar çoktan çok uzaklara gittiler bile.

Kıyafetleriniz hiçbir zaman yeterli değil. Saçınızın şekli, rengi sürekli değişim istiyor. Hatta bazen ne yaparsanız yapın kendinizi önemsiz ve değersiz hissediyorsunuz. Birkaç günlük tatili tatilden saymıyorsunuz. Maaşınız elinize geçmeden bitiveriyor… Sanırım saymaya devam edersem yazı Pi sayısı mantığına bürünecek.

Şimdi şu aşağıdaki fotoğrafa bakın lütfen!

Az önce saydıklarım için birazcık da olsa utandınız, değil mi?

Şükrettiniz halinize?

Koskoca bedenlerinize bir toplu iğne battığında dünyaları yakan siz, bu küçücük bedenin kocaman kesiklerini gördükçe başınızdan aşağı kaynar sular dökülüverdi. Neleri dert ediyorum be, dediniz…

Küçükken okuduğunuz kitapta, bir babanın Lösemi olan kızına yazdığı şu cümleleri hatırladınız: “Sabahları hasta uyanmanı istiyorum. Hastaysan eğer, yaşıyorsun demektir…” ve uykudan uyanmak istemediğiniz, öğlen uyanıp günün yarısını kaybettiğiniz günler için üzüldünüz. Utandınız, şükrettiniz, isyan ettiniz ama ders almadınız, bir kulağınızdan girdi, evet evet biraz kulağınız çınladı, bir anlık içiniz cız etti, düşünüyor gibi oldunuz, fakat çoktan diğer kulağınızdan çıktı, gitti.

Bu yazıyı dertlerinizin gerçekten dert olup olmadığını belirleyebilmeniz adına yardımcı olabilme ümidiyle yazdım. Ben kararsızlığa, umutsuzluğa düştüğümde bu fotoğrafa bakıyorum. Fotoğrafı bir arkadaşım çekti ve bu fotoğrafı gördüğüm günden beri içim sızlıyor. Umarım iyileşmiştir, umarım bizim gibi deveden büyük ama pireden küçük sıradan dertleri vardır artık…

Yazım ona ithaf, güzel dilekleriniz yine ona şifa olsun…