Okuldan Firar Eden Kedi
Amerika’dan yeni dönmüştüm. Orta son’a gidiyordum. Amerika’ya gitmeden önce ayrıldığım sınıfıma geri bir efsane olarak dönmüştüm. Sınıftaki kızları ütü masasına benzeyenler ve benzemeyenler olarak ikiye ayırmıştık. Hormonlar fokurduyor hepimiz zor bir dönem geçiriyorduk. Her neyse o yıl okulda bir şaka furyası başlatmıştık. Arkadaşlarımızın çantalarını bir ipe bağlıyor, camdan dışarı çantayı atıyor ve ipin ucunu çamın köşesine bağlıyorduk. “OLM ARMAĞAN KOŞ LAN BİRİ ÇANTANI CAMDAN AŞAĞI KATRANA ATMIŞ” gibi nağralar atıyorduk .Çanta sahibi hışımla camı açtığı an düzenek devreye giriyor ve kendi çantasını kaderine terk ediyordu.

Şaka ve prankler bir numaralı eğlencemizdi. Bir ara öğretmenlere sıkıntı veren şakalarımız çok modaydı. Galiba onlarla iletişim kurmaya çalışıyorduk. Zira hayatımın her evresinde olduğu gibi o dönemde de insanlarla bir iletişim bozukluğu vardı.

Yıllardır öğretmenlerle iletişimiz çarpıktı. Tek iletişimiz onların bana “otur, kalk” diye emirleriydi, ben de tabi emirlere saf saf uyup, oturup kalkıyordum. İletişimimiz senelerdir bu eksende taklalar atıyordu. Nedense öğretmenler için en önemli mevzu BÜYÜKLERE SAYGI olayıydı. Ne olursa olsun, SAYGI OLMADIKTAN SONRA HER ŞEY BOŞTU. Kanaat notu diye bir şey vardı ve hep bana oradan vuruyorlardı. Bu hain kumpas not çocuğun ön düğmelerini ilikleme hızına ve otur-kalk performanslarına göre verilirdi. Bize hain kumpastan vurduklarından dolayı ben ve siperlerdeki arkadaşlarım arasındaki yaygın inanış ise, ÖĞRETMENLERİN BİZİM DÜŞMANIMIZ OLDUĞUYDU. ( Halen kediye gelemedim biliyorum… Sabır lütfen.)

Siper arkadaşıydık, bizimle arkadaşlık kurmak isteyen öğretmenleri bile araya sızmaya çalışan düşman ajanı gibi görüp SAYGI ÇERÇEVESİ içinde onlara mesafe içinde yaklaşıyorduk. Zaten onlar da otur-kalk sisteminin en baba mağdurları olduğundan dolayı sağlıklı bir iletişim kurayım derken kendilerini epey aciz bir duruma sokuyorlardı. Misal şöyle diyorlardı: “Arkadaşlar hep ders hep ders olmuyor, şimdi biraz da muhabbet edelim… Deniz kalk bakalım, bize bi’ şiir oku.” Bu tür derslerde ilk 10 dakika cılız bir muhabbet olur, ardından ders sonuna kadar awkward silence içinde otururduk.

İletişim çabalarımızın bir meyvesi olarak şaka olsun diye öğretmen masasının çekmecesine kedi koyduk. Öğretmen derse girdi ve masasından gelen miyavlamaları duydu. Merak edip çekmeceyi açtığında kedi fırlayıp öğretmenin kafasına bastı ve dolabın tepesine çıktı. Öğretmen şaşkınlıktan sağa sola salak salak bakışlar fırlatıyordu. Akabinde de kedi açık pençeden dışarı atladı. Bütün sınıftan “huaaaaaahhh” diye bir ses yükseldi. Sıkıntı sınıfın 3. katta olmasıydı. Okul o gün her zamankinden daha trajik, daha karanlık bir yer olarak hafızalarda kaldı . Kedi bile okulda kalmak, sınıfta boş boş oturmak yerine ölmeyi tercih etmişti.

Dipnot: Kedilerle bir sorunum yok. Aksine mega kediciyim. Küçükken kedilerle çok uğraştım, biliyorum. Halen ciddi bir vicdan acım var. Evimde bir kedim var 3 yaşında, sokakta da 5 kedi besliyorum. Kamuoyuna duyurulur. Buradan içimdeki hayvan sevgisini uyandıran Çamur’u selamlıyorum.