“Ayakkabı giymek tüm dünyaya halı sermekten daha kolaydır.”

Yaptığımız ya da yapmak istediğimiz şey ne kadar zor olursa olsun her zaman başka bir yolu vardır. Nietzsche yaşam filozofudur ve başka bir yol bulmak için bize harika önerileri var.

Yaşamak için tek bir “neden”i olan kişi her türlü “nasıl”a göğüs gerebilir.

Nietzsche, “yaşamak için bir neden bulma” konusuna dikkat çekiyordu. Hayatımız anlamlı hale geldiğinde, yaşadığımız güçlükler bizi tüketen sorunlar olmaktan çıkar, amacımıza giden yolda atmamız gereken adımlara dönüşür.

Doğada huzur bulmamızın sebebi bize aldırmıyor olmasıdır.

Nietzsche’nin de dediği gibi, şehirde bize verilen rolü oynamak zorundayız çünkü başkalarının hakkımızda ne düşündüğüne önem veriyoruz. Oysa doğada, olduğumuz kişi gibi davranma lüksüne sahibiz. Belli koşullar çerçevesinde giyinmek, konuşma ve hareket etmek zorunda değiliz. Doğanın rehberliğinde kendi içimize doğru bir yolculuğa çıkabiliriz ve bu yolculuğun son durağı şüphesiz huzur ve sükunet pınarı olacaktır.

İnsanları şerefli yapan, nereden geldikleri değil, nereye gittikleridir.

Kuran’da da belirtildiği gibi: “Allah, onların geçmişte yaptıkları en kötü hareketleri bile örtecek ve yaptıklarının en güzeline denk olarak mükafatlarını verecektir.”

Her şeyi daha net görmek ve belli bir doğrultuda hareket etmek için yolumuzu belirlediğimiz bir çizelge hazırlayabiliriz.

  1. Elinize bir kağıt alın ve dikey çizgiyle ikiye bölün.
  2. Sol tarafa hayat yolunuzun bugüne kadar nasıl ilerlediğini özetleyin.
  3. Sağ tarafa şu andan itibaren nasıl bir yol izlemek istediğinizi yazın.
  4. Kendi yolunuzu istediğiniz gibi şekillenmek için atmanız gereken adımları hemen altına ekleyin.
  5. Hemen şimdi harekete geçin.

Mükemmel olduğuna inanan insan aslında aptalın tekidir.

Her şeyi iyi yapmaya, hep kusursuz olmaya çalışan insanlar “kusurlu” eylemlerden dolayı acı çekerler. Aldıkları kötü sonuçlardan ötürü başkalarını suçlarlar ve birileri nerede yanlış yaptıklarını anlamaya çalışırsa küplere binerler.

Nietzsche’nin bu konuda bize verdiği tavsiye şu şekildedir: “Her zaman iyi olmaya ve her şeyi iyi yapmaya çalışmamız gerekmez. Her gün bir öncekinden daha iyi biri olmaya çalışalım, yeter.”

Japoncada bir söz olan wabi-sabi kusursuzluğun sanatını tanımlar. Tamamlanmamış ve alışılmadık olanda güzellik ve hayat vardır çünkü kusurluluk, insanın kusursuzlaşmaya olan özlemini içerir.

İnsanın kendine dayanabilmesi ve boşluğa düşmemesi için kendini gerçekten sevmesi gerekir.

Kendinizi sevmek için beş önemli adım:

  1. Dünya için değil, kendiniz için yaşayın. Kendini sevmeyen insanlar hep başkalarından kabul görmeye uğraşırlar ve bunu başaramadıklarında acı çekerler. Bu kötü alışkanlığı yenmek için, herkesi memnun edemeyeceğimizi kabul etmeliyiz.
  2. Karşılaştırmalardan kaçının. Karşılaştırma yapmak mutsuzluğa sebep olur. Birçok insanda sizde olmayan özellikler olabilir, ancak sizde de başkalarında olmayan özellikler vardır. Sağa sola bakmayı bırakın ve kendi yolunuzda ilerleyin.
  3. Mükemmelliği aramayın. Mükemmellik diye bir şey yoktur. Ne siz mükemmelsiniz ne de başkaları… Gerçek olan daha iyi olma konusunda sahip olduğumuz potansiyeldir.
  4. Hatalarınızı hoş görün. Geçmişte yaptığınız ve asla değiştiremeyeceğiniz hatalarınız hoş görün. Bunları tekrarlamamanız yeterli olacaktır.
  5. Devamlı durum değerlendirmesi yapmaktan vazgeçin. Eyleme geçmek, sürekli durup yanlış giden şeyleri düşünmekten daha iyidir. Çünkü daha vasıflı biri haline gelmenizi sağlar. Hayat eylem ve evrimden ibarettir.

Gelecek için bir şeyler yapan insanın, geçmişi yargılamaya hakkı vardır.

Nietzsche’nin de dediği gibi üretken olur bir şeyler yapmaya çalışmak, geçmişi düşünüp analiz etmekten çok daha iyidir. Ayrıca eyleme geçen insanlar endişelerinden arınırlar, eylemi sevmeyen kafalarda ise endişeler yuvalanır adeta.

Dünyaya iki şekilde bakabilir: Kafanızı geçmişe çevirirsiniz veya önünüze bakarsınız.

Başarı her zaman büyük bir yalancı olmuştur.

Coelho’nun da dediği gibi “ego en ağır uyuşturucudur.” Başarısızlık, daha iyi olmanız için gerekli öğretileri yanında hediye olarak getirir.

  • Alçakgönüllü olmanın önemini ve gerçeklik duygusunu daha iyi anlarız.
  • Hayal gücümüzü devreye sokar, yeni alternatifler üretmeye çalışırız.
  • Daha etkili düşünmeye başlarız, kararlarımızı acele etmeden almayı öğreniriz.
  • Gücümüzü sınamış oluruz; bir şeyi başarmayı kafasına koymuş biri için bu çok önemlidir.
  • Göremediğimiz fırsatlar görürüz ve bu fırsatlar bizi gerçek başarıya götürür.

Devamlı kendinden bahseden insan aslında bir şeyleri gizlemek istiyor olabilir.

Kendinize daha çok güvenmek için atacağınız beş önemli adım:

  1. Eylemlerinizin sizin yerinize konuşmasını sağlayın. Devamlı kendi değerlerinden bahsetme ihtiyacı duyan insan, kendine güvenmediğini göstermektedir. Bazı şeyleri dile getirmemek daha iyi olabilir.
bu başlık bana daha önce attığım tweeti hatırlattı.

2. Güçlü yanlarınız farkına varın. Sahip olduğunuzu bildiğiniz erdemleri ve diğer insanların dikkat çektiği yanlarınızı düşünün; bunları kendi iyiliğiniz ve başkaları için nasıl kullanabileceğinize karar verin.

3. Engelleri aşın. Gelişiminizi engelleyen tavırlarınızdan ve kendinize duyduğunuz güveni azaltan negatif ilişkilerinizden kurtulun.

4. Fırsatları kaçırmayın. Karşınıza çıkan her yeni durum bir fırsattır. Tek yapmanız gereken kendinize inanmanız ve güvenmenizdir.

5. Spor yapın. Kendinize güveniniz sağlıklı bir aktivite sonucunda da yükselebilir. Düzenli olarak spor yapmanız daha enerjik olmanıza yardımcı olur, mutluluk hormonu olan endorfin salgılamaya başlarsınız.

Düşmana karşı en iyi silah başka bir düşmandır.

Hemen her iş yerinde hatta çiftler arasında gücü ele geçirme çekişmesi yaşanabilir, herkes daha önemli bir rol çabası içinde silahlarını kuşanır. Bizi zorlayan düşmanımız için düşmanlar bulmak her zaman mümkün olmayacağından başka stratejiler geliştirmemiz de gerekebilir. Böyle durumlarda en önemli nokta Sun Tzu’nun Savaş Sanatı’ında da bahsettiği gibi: “Düşmanını ve kendini tanırsan yüz savaştan tek bir yara almadan çıkarsın. Düşmanını değilde kendini tanıyorsan, kazanma ve kaybetme şansın yarı yarıyadır. Hem düşmanını hem de kendini tanımıyorsan, her savaşı kaybedeceğinden emin olabilirsin.”

En büyük başarı en çok ses getiren değildir, sessiz kalabilmektir.

Taoizmin en ünlü öğretilerinden birinde de belirtildiği gibi sessizlikte ve boşlukta her şeyin saklandığı gizli bir güç vardır. Zihin bir kaseye benzer ve doldurmadan önce boşaltmak gerekir. Boşlukta ve yoklukta yaratıcılık ortaya çıkar.

Tepeden aşağı yuvarlanmaya başlayan taşı durdurmamaya çalışmamalıyız, daha da hızlanması için itmeliyiz.

Varolan gücü yönlendirmek ona karşı çıkmaktan çok daha etkilidir. Bu judocu, rakibinin saldırmasını bekler ve onun enerjisini kendi çıkarları doğrultusunda kanalize etmeye çalışır.

Biz de günlük hayatımızda stresi azaltmak, işleri çığrından çıkarmamak için bu ilkeyi kullanabiliriz. Bunun için şunlardan kaçınmak gerekir:

  • Herkes gerginken tartışmak
  • Düşünceleri asla değişmeyen birini ikna etmeye çalışmak
  • Sinirlendikten beş dakika sonra e-mail göndermek (en az 24 saat beklemek gerekir.)
  • Bizi sevmediğini belli eden biriyle arkadaş olmaya çalışmak

Herkes farklı görür. Bir sürü doğru vardır ve doğru diye bir şey yoktur.

Etrafımızdakilere karşı değiştirmemek için direndiğimiz düşüncelere tutunmamızdan kaynaklanan ve dünyayı düşmanımız gibi görmeye sebep olan stres, empati yoluyla giderilebilir. Yani kendimizi karşımızdakinin yerine koymak ve olayları onun bakış açısıyla değerlendirmek gerekir.

Edward de Bono, Altı Şapkalı Düşünme Tekniği kitabında altı görünmez şapkadan bahseder:

  • Beyaz Şapka, olaylara objektif bakmamızı sağlar. Bu düşünme stili, duruma soğukkanlılıkla ve analitik yaklaşır.
  • Siyah Şapka, olumsuz düşünmeyi gerektirir. Kötü giden yanları görmemizi sağlar, kötü gidebilecek konuları tahmin etmemizi, öngörmemizi mümkün kılar.
  • Yeşil Şapka, yaratıcı düşünmek demektir. Yenilikçi olmayı, alternatifleri düşünüp yeni yaklaşımlar geliştirmeyi gerektirir.
  • Kırmızı Şapka, duyguların, sezgi ve fikirlerin yani içimizdeki bilgiliğin tomurcuklanmasını sağlar.
  • Sarı Şapka, olumlu düşünce şapkasıdır. Olayın iyi yanlarını görmemizi ve olası faydalardan yararlanmamızı sağlar.
  • Mavi Şapka, analitik şapkadır, düşüncelerini şekillendiren süreci gözden geçirmemize yardımcı olur.

Vücudunuz en derin felsefenizden bile daha derin bilgedir.

  • Çeneyi okşamak: karar vermeden önce düşünmek.
  • Kolları bağlamak: savunmaya geçmek.
  • Başı öne doğru hafifçe eğmek: söylenenlere ilgi duymak.
  • Birbirine geçmiş parmaklar: otorite, karşındakinden tepki beklentisi.
  • Gözlerini ovuşturmak: şüphe, inanmamak.
  • Saçlarla oynamak: güvensizlik, karşındakini baştan çıkarma arzusu.
  • Dudakları büzmek: güvenin sarsılması, memnuniyetsizlik.
  • Yanağa dokunmak: düşünme.
  • Elleri kalçanın üzerine koymak: önemli bir şey yapacak ve söyleyecek olmak.
  • Elleri ovuşturmak: olacakları heyecanla beklemek.
  • Parmaklarla ritim tutmak: sabırsızlık, acelecilik.
  • Yere bakmak: duyduğuna inanmamak
  • Yukarı bakan avuç içi: samimiyet, masumiyet.
  • Bacak bacak üstüne atıp, ayağı hareket ettirmek: sıkılmak, sabırsızlanmak
  • Sandalyenin ucuna oturmak: gitme isteği
  • Bacakları açarak oturmak: rahatlama, açık olma.
  • Topukları birleştirmek: korku, hassasiyet
yazıyı beğendiniz mi? aşağıdaki kalp ikonuna tıklayabilirsiniz :)