‘Ben Blog Yazamam’ Diyenlere Tavsiyeler

Aklınıza “Herkes blog yazmalı mı?” diye bir soru gelmiş olabilir. Herkes olmasa bile çoğunluğun blog yazması taraftarıyım. Bilgimizi, tecrübemizi kalıcı olarak paylaşmanın, çok ve boş konuşmak yerine yazmak için emek sarf ederken disiplin kazanmanın, sözlerimizi törpülemenin, kendi kendimize konuştuğumuzda deli denirken kendi kendimize yazınca yazar/blogger olmanın ve içimizi sonsuzluğa dökmenin huzuru hepimize lazım. Daha dün, kardeşim gibi sevdiğim bir arkadaşımın “ben blog yazamam abi” sözü, beni bu yazıyı yazmaya yöneltti. Blog yazmanın zorlukları ve bu zorluklarla baş etme yollarından bahsedeceğim.

Yazmak, okumak ya da izlemekten çok daha zor bir eylemdir. Daha fazla düşünme ve emek sarf etme gerektirir. Taşın altına elini koymak anlamına gelir. Blog yazan insan, umutludur. Bir şeylerin değişeceğine inandığından bu yola çıkmıştır. Kendi kapısının önünü süpürerek, aslında dünyanın bile değişmesine katkı sağlamaktadır, belki bunun farkında değildir ve hiç olmayacaktır. Konunun önemli kısmı, payına düşeni yapmaktır.

Bir konuda bilginiz varsa, o konuda sorulan bir soruya elle tutulur bir cevap verebilirsiniz. Verdiğiniz cevap, anlatım dilinize ve karşınızdakinin seviyesine bağlı olarak, belirli bir tatminlik sağlar. Cevabınız, kişiye münhasır kalmıştır, eğer sesli/görüntülü bir kayıt yapmadıysanız, ikinci bir kişinin aynı sorusuna tekrar cevap vermek zorunda kalacağınız anlamına gelmektedir. Sorulan soruyu, blog yazısı halinde cevaplamış olsaydınız, hem kalıcı hale gelmiş olurdu, hem de daha çok kişi kolayca istifade edebilirdi.

Üniversite hazırlık sınıfına kadar yazmaktan nefret ediyordum neredeyse. Ta ki Writing ders hocam Nazmi Taslacı ile tanışana kadar. Yazının hayatımızın neredeyse her yerinde olduğunu ilk derste hissettirerek işe başladı. Hiçbir şey öğrenmedi gözüken öğrenci arkadaşlarımın dahi çok şey öğrendiğini düşünüyorum. Lise bitene kadar kompozisyon derslerinden hiç hoşlanmadım, hatta en iyi notum 70 (tek istisna, 6. sınıfta 85 almıştım) oldu. Çünkü kalıplara sıkıştırılmıştık. Nazmi hocam sayesinde kabuğumu kırdım, sonrasında yazılarıma çok fazla övgü aldım. Tabii her ne kadar hoşuma gitse de, o kadar övgüyü hak etmediğimi düşünüyorum.

Yazmakla ilgili birkaç sorundan ve çözüm önerisinden bahsetmek istiyorum.

Üslup & Dil Problemi

Bir soru karşısında deneyimlerinizi, bilginizi ya da tutkunuzu nasıl anlatıyorsanız, blogunuza da aynı şekilde yazabilirsiniz. Kimse sizden “kitap yazarı” modunda harika bir anlatım beklemez. Zaman geçtikçe kendinizi geliştirir, talepler/eleştiriler doğrultusunda yeni bir üslup edinebilirsiniz.

Doğru Sorular

Düzenli blog yazmanın en temel sıkıntılarından birisi, konu bulmakta çekilen güçlüktür. Bunu aşmanın yolu, doğru soruları bulmaktan geçer. Doğru soruları ya kendiniz bulursunuz ya da birileri size sorar. Bunun için ortamı da sizin hazırlamanız gerekir. Bu konuda İstikrarlı İçerik Üretimi İçin Ne Yapılmalı? yazımı da okumanızı tavsiye ederim.

Kağıt & Kalem

Teknoloji hayatımızı yutacak şekilde bizi sardı. Bunun bir parça önüne geçmeli, teknolojinin esiri olmak yerine onu ihtiyaçlarınıza kullanmayı öğrenmelisiniz. Bu aşamada size sihirli bir tavsiye vereceğim, kağıt ve kalem. Kağıt ve kalemin yerini hiçbir teknolojik cihazın tutmadığını, onlara uzun yıllar sonra tekrar dokunduğunuzda anlıyorsunuz. Gün içerisinde aklınızda kalmasını istediğiniz şeyleri kağıt ve kalem aracılığıyla not alın. Fikirlerinizi not alın. Yazmanın tadını hissedeceksiniz.

Sevdikçe Yazacak, Yazdıkça Seveceksiniz

İyi kötü demeden, her gün birkaç satır dahi olsa içinizi dökün. Her yazdığınızı paylaşmak zorunda değilsiniz, değil mi? On yazınızdan birisi ya da birkaçı çok hoşunuza gidecek, bu hoşlanma sizi yazıya daha çok teşvik edecek. En az bir kişinin dahi istifade edeceğini düşünüyorsanız, yazdıklarınızı paylaşın. Eleştirilere açık olun, dinleyin, değerlendirin, savunma yapmayın.

Yeni sorunlar ve çözüm önerileri eklenebilir, sizler de katkı yapmak isterseniz, yorum yapabilirsiniz.


Originally published at mustafaalkan.net.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.