Sign in

Bir varmış, bir yokmuş.
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde…
Bir kümes varmış.
Kümeste birçok tavuk,
genç horozlar ve yaşlı horozlar bulunuyormuş.

Kümesin etrafında da bir tilki dolaşıyormuş.

Yaşlı horozlar,
tilki içeri girmesin diye kümesin kapısını sıkı sıkıya kapatmış,
tavukları da dışarı bırakmıyormuş.

Tabi dışarı çıkamadıkları için
doğru dürüst yemlenemeyen tavuklar da
zayıf ve küçük tavuklar olarak kalmışlar.

Yaşlı horozlar, dışarı bırakmadığı tavuklara
ölmeyecek kadar mısır tanesi dağıtarak
yaşamalarını sağlıyormuş.

Kümese giremeyen tilki,
kümesin tellerinde küçük bir delik açarak,
genç bir horoza biraz mısır veriyormuş.
Mısırı yiyen genç horoz,
her gün gelip tilkiden mısır almaya başlamış.

Bir süre sonra tilki…


3–4 yıl önce “C# ve Java’dan sonra daha başka programlama dili çıkmaz herhâlde” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Şu anda bir daha düşündüğümüzde ne kadar komik bir yorummuş :) Ortalık dilden geçilmiyor resmen, (scala, closure, node.js(javascript), ruby, erlang, objective c) kariyerine yeni başlayan biri için seçim yapmak zor gözüküyor, bizim zamanımızda seçenek daha azdı…

Nodejs’i kurcalamaya başladım ve web development sevdiğimden sanırım yazılımda anadilim c#’dan javascript’e geçiyor. “Event driven” programlamayla ilgili biraz yazmak istiyorum.

“blocking”, “nonblocking”, “event-based”, “thread-based” nedir, farkları neler halk dilinde anlatmak istiyorum.

Konuyu anlatmak için kullanılan en klasik metafor, bir doktorun muayenehanesinde resepsiyon görevlisi ile görüşebilmek için sırada beklemek…


Akın Öngör’ün “Benden Sonra Devam” adlı kitabını okuyup, Garanti Bankası’nın hikayesini biraz daha detaylı öğrenince, Akın Öngör mü daha zor bir şey başardı, yoksa Steve Jobs mu? diye düşünüyor insan.

Türkiye süreçleri değiştirmenin çok zor olduğu bir ülke. Bir sürü tembelin hep birlikte uyuştuğu bir yer… Böyle bir ülkede “Garanti Bankası” gibi bir marka yaratmak, değerini 150 milyon $’dan 5 milyar $’a çıkarmak, Amerika’da Apple’ı yaratmaktan daha zor olsa gerek…

Garanti Bankası değişimi gerçekleşirken; mevcut durumu iyi değerlendirmesi, kendisindeki bilgi ve birikimleri iyi yorumlayıp doğru teşhisleri koyarak, korkmadan hareket etmesi ile Akın Öngör’ün rolü çok büyük.

Ancak teşhisleri o günün…


Elindeki güç ile artık küresel bir imparatorluk kurabileceğini düşünen ve bunun ile ilgili propagandaları da alenen yapmaya başlamış [1,2] bir otoritenin etkilediği bir dönemde yaşıyoruz.

Bu otorite muhalefet oluşturma ihtimali olan, ana akım dışında bir akımı güçlendirebilecek, en ufak bir birliğin dahi oluşmasını istemiyor.

İnsanlar televizyon izledikleri ya da sosyal medyada geçirdikleri her dakika daha da bireysel olacak şekilde yönlendiriliyor. Bu propaganda kanalları açık olduğu sürece bu propagandanın farkında olduğunuz için etkilenmediğinizi düşünmeniz yanılgı olur.

Çok kişide bireyselleşmenin daha doğru olduğu düşüncesi hakim. Bireysel menfaat için vahşice öne geçmeye çalışmanın daha güzel bir dünya oluşturmadığı kesin. …


Teknolojinin bu denli gelişmesinde, en çok etkisi olan insanlar, 1400’lü yıllarda yaşamış Rönesans sanatçı ve zanaatkârlarıdır. Onlar, dönemlerinin ilerisinde düşünen, üreten ve paylaşan insanlardı.

Bugün Rönesans ressamları özel insanlar olarak tanımlanıyor. Ama ressamlık Leonardo’nun zamanında şu anki kadar popüler bir iş değildi… Belki Leonardo da ne kadar özel olduğunu bilmiyordu… Karaladığı küçük notlara bile anlam yükleneceğini düşünüyor muydu acaba?

Paul Graham’ın, aynı adla Türkçe’ye çevrilmiş “Hackers & Painters” kitabını okudum. Biraz yazılımcılıktan, biraz yazılımcı girişimcilikten bahsediyor. Toplumdan beklediği saygıyı görememiş programcıların hislerinin bir kısmına da tercüman olmuş. 2004 yılında basılmış bir kitap. …


Yalın düşünce (Lean Startup) yaklaşımı gittikçe yayılmakta ve insanların bu konuda deneyimleri artmakta. Bu durum dünyayı çok hızlı bir değişime sürüklemekte. İçgüdüler ve hayallerle karar vermek tarih oluyor. Elimizde rakam olmadan karar vermememiz için gerekli metodolojilere yalın düşünce sayesinde sahibiz. Metodolojiyi doğru uygularsak, şansa ihtiyaç olmadan daha düşük maliyetlerle kar eden firmalar kurulabilecek durumdayız. Tabi bu düşünce ve metodolojiler, takım olamadığınızda sizi gene bir yere götüremez.

Bu konuda türkçe kaynakları arttırmamız gerektiğini düşünüyorum. HBR’da yayınlanmış bir yazıyı çevirip yorumlayarak bir yazı hazırlamak istedim.

İster yeni kurulmuş bir teknoloji şirketi olsun, ister küçük bir işletme olsun ya da büyük bir şirket bünyesindeki bir kuruluş olsun yeni bir firma kurmak her zaman bir şans işi olmuştur. Yıllardır uygulanan formüle göre; önce bir iş planı hazırlanır, bu plan yatırımcılara sunulur, aileden para koparılır, ekip kurulur, ürün piyasaya sunulur. Sonrasında tüm gücünüzle satışa başlarsınız. Ve bu aşamaların herhangi birinde büyük ihtimalle kaçınılmaz bir başarısızlık yaşarsınız. Şans sizden yana değildir: Harvard Business School’dan Shikhar Ghosh’un yaptığı bir araştırmaya göre tüm start-up…


Deneyimleri fazla olan insanların görüşlerini okumak her zaman hoşuma gitmiştir. Aslında bu hoşa gitmede, insanların deneyimleri ile kendi yaşadıklarım arasında benzerlikler bulmaya çalışmamın da etkisi var. Bu sabretmemi kolaylaştırıyor…

Geleceği tahmin etmek zor, hele ki içinde bulunduğumuz zaman diliminde olduğu gibi, hayatın her alanında hızlı değişimler gerçekleşiyorsa.

Al Gore’un “Gelecek” isimli kitabı, bu yıl okuduğum kitaplar içinde beni en çok etkileyenlerden. Kitap, küresel ekonomi, küresel akıl, güç dengeleri, genetik araştırmalar ve insanın akıbeti konularında düşündürücü bölümler içeriyor.

Nüfus giderek artıyor. Pek çok insan kentlerde yaşamak istiyor. Dünya küreselleşti. İnsanlar dünyanın her yeri ile internet sayesinde anında iletişim kurabiliyor. Firmalar ürünlerini…


Bu yazı, yazılım geliştirme işine yeni başlayanları hedef alıyor. Bu konuda yazılmış yazıları da yorumlayarak, kendi deneyimlerimle birleştirdiğim bir öğüt listesi. Bu öğütler size klişe gibi durabilir ve bu öğütlere ihtiyacınız olmadığını düşünebilirsiniz. Ama farkında olmadan bu hataları yapıyor da olabilirsiniz.

İnsan olduğumuz için hata yapmamamız diye bir şey söz konusu değil. İlk kabullenmeniz gereken şey, özellikle kod yazarken, hata yapma olasılığımızın her zaman var olduğudur. Umarım yaptığınız hataları iş işten geçmeden fark edersiniz. Yedekleme sistemleriniz kaliteli kurgulandığı sürece hata yapmaktan hiç korkmayın.

Birisi size hatanızı gösterdiğinde ona teşekkür edin ve insanlara yazdıklarınızı eleştirmeleri için fırsat verin. Zamanla hata yaptıkça…

serdar

Hi, I love to develop web applications & data services. I believe in resource based economy.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store