Kendine Yazmak

Beşinci Parça

Merhabalar, kendimce yoğun olduğum vede tembelliğin yakamı bırakmadığından dolayı bayadır yazamıyorum. Lakin yazmak zorunda olduğum için yine buradayım. Kendimi dış dünyadan soyutlamamam, kabuğuma çekilip orada kök salmaktan ve kapılarımın kapalı kalmaması için verdiğim uğraşlar içindeydim bir kaç haftadır. Toplum korkumu yenmek amacıyla katıldığım üniversite topluluğu için aktif bir rol aldım. Normalde kesinlikle yapmam dediğim şeyleri yaptım.

Uzun bir zamandır hiç bir şeyin parçası olmamıştım. Taki içimdeki korkuyu bastırıp bir topluluğa girene kadar. Başta her zamanki düşünce tipindeki ben korkup ayrılmayı düşünüyordum ama değişmek zorundaydım hayatım boyunca insanlardan(toplum) kaçamam. Bu yüzden sabrettim kendimi bastırdım. Vede kazanan ben oldum. Yargılanmak, dışlanmak, ötekileştirilmek vb. duygular yerini sevgiye bıraktı. Büyük bir toplumun parçası olmak size yaşıyor hissi veriyordu. İlk defa sevildiğimi, değer gördüğümü, insan yerine konulduğumu gördüm. Peki neden böyle hissediyordum, neydi ben bu derece etkileyen şey? Tam olarak bilmiyorum ama sanırım Güven denilebilir.

Hayatım boyunca hep kalabalıktan kaçmışımdır. Benimle samimiyet kurulması çok zor bir konuydu. Ne insanlar beni severdi ne ben onları. Gerçekçi bir şekilde düşünürdüm. Seni kimse sevmiyor derdim kendime. Empati de kurup dışarıdan soğuk biri gibi göründüğümü de bilirdim. Zorunda olmadıkça konuşmayan, iletişim kurmaya çalışmayan pasif yaşayan biriydim. Her şeyi yalnız yapmayı seviyorum ve bu istek arkadaş isteğimi köreltiyordu. Çevrem yoktur. istememde. Zaten bu tarz düşüncelere girmemin sebebi çevre değil mi? Bütün negatif duvarlarım sadece kendime engeldi. Onların farkındayım ama yıkmakta istemiyorum çünkü alışmışım ve bana engel olmalarından hoşnut gibiyim. Lakin bunun böyle sürüp gitmeyeceğinin de farkındayım.

Katılmış olduğum topluluk;EYDOT(Yaratıcı Drama ve Doğaçlama Topluluğu) bir oyun düzenliyor Yabancı adlı bir oyun. Oyun dram olup bireyin toplumdan yabancılaşmasını anlatıyor, ne kadar tanıdık dimi! Merak içinde ilk kez izledikten sonra tamamiyle çökmüştüm. Hayatımda bu kadar batmamıştım dibe sanırım. Resmen geçmişimi geleceğimi izlemiş gibiydim. Lakin bir o kadar da ben değildim çünkü orada yabancılaşan farklı biriydi. Uzun bir süre çektiğim acıları düşündüm ve oyunla birlikte ciddi olan başka bir konuyu da fark ettim. Herkes acı çekiyor. Benim gibi yabancılaşan toplumdan itilen bireyler var. Her ne kadar aynı acılar yaşanmasa da yalnız olmadığın hissi bambaşka bir konu.

Bir kaç defa daha izledikten sonra oyunun o ilk etkileyişi tekrar yaşanmıyor çünkü artık o acılar rutine bağlanıyor sanki günlük çektiğin dertlermiş gibi. Alışmak zorunda olduğun, istemeden alıştığın acılar gibi. Daha sonra bir şey oluyor ve o oyunun bir parçası oluyorsun. Benimde başıma bu geldi. Oyunda bir rolum oldu. Kendi hayatımı içinde zaten bulunduğum durumu oynanam lazımdı. İşte bu durum da ikinci şok etkisi verdi bana. Yine sarstı, dengemi yok etti.

Bir süre boşlukta kaldım. Kabuğuma çekilip hiç çıkmamak istedim. Sonra bir el tuttu omzundan yalnız değilsin dedi. Çok kısa bir cümlede olsa beni o dikenli kabuktan çıkarmıştı. Duymam gereken tek şey oymuş gibiydi. Biraz hafifletmişti. Daha sonra yapmam gerekeni yaptım. İç sesim ne kadar zorlansa da dayandım. Gözyaşlarımı içime akıttım. Direndim ama tek başıma değil. Eğer tek başıma olsaydım kesinlikle direnmez baştan kaçardım ama bulunduğum toplum bana güvendi en azından ben öyle hissettim.

Hala yalnızlığı seviyor, toplumları sevmiyorum ama bir şeyi görmüş, tatmış oldum. Güven ve sevgi. Yani gidin bir toplama katılın bir şeylerin parçası olmaya çalışın olmuyorsa zorlayın en azından ihtiyacınız olan şeyleri hissedip öyle bırakın.

Herkes acı çekiyor. Yalnız değilsiniz.

Dengesiz cümlelerle dökülmeye çalışan hislerimi okuduğunuz için teşekkür ederim.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.