Türkiyenin gerçek derdi nedir?

Evet, çok gereksiz bir konu gibi görünebilir, ben mi kurtarcağım ülkeyi diye düşünebilirsiniz, düşünebilirdim.

Fakat Atatürk bu durumu çok güzel özetlemiş ;

“Şayet bir gün çaresiz kalırsanız, bir kurtarıcı beklemeyin. Kurtarıcı kendiniz olun.” Mustafa Kemal Atatürk

Bu millete bir kurtarıcı, bir dünya lideri gerekmiyor. Bu millete, milli bireylerinin bilinci ve çalışkanlığı gerekiyor. Derdim şudur ki bu yazıyı yazıyorum; öncelikle ülkemizin asıl derdi niteliksiz insanların çokluğudur. Gençlerimizin artık sosyal medyayla yaşadığı bir gerçek, büyük bireylerimizin de zamanında büyük bir birikime sahip oldukları söylenemez.

Her yerde görgüsüzlük her yerde bir bilgisiz tartışma her yerde bir zıtlaşma ve kutuplaşma var. Bu benim canımı sıkıyor çünkü sürekli olarak kutuplaşmak, ülkenin iyiliği adına bir şeyler yaptığını sanan insanların sürekli olarak karşı gördükleri gruba olan nefretinin artması ve bu nefretin yer yer şiddete dönüşmesi gün gelecek ülkeyi malesef bölecek. Ülkeyi pkk lılar değil, “şunu yapmıyorsunuz bakın pkk lılar da yapmıyor ozaman siz pkk ile aynı saftasınız” diyenler daha çok bölüyor.

Bu benim kanıma dokunuyor artık, çünkü asıl rezaleti yapanlar, habur, açılım süreci , apo ile görüşme, pkk nın kimlik kontrolü yapmasına sesiz kalınması rezaletlerini yapan ve bir dönem barzaniye sloganlar atan kesim böyle yüzsüzce söylenmiş şeyleri paylaşıp saflaşmaya neden oluyorlar. Kendi yaptıkları şeyleri unutarak, sadece bir referandum oyu ile karşısındakileri terörist ilan edenler gerçekten gözlerini,beyinlerini kapatmış ve sadece yazılan ve söylenen şeylerin doğru olduğuna inanarak salt bir nefretle hayır diyenleri bölücü ilan etmeye başladılar.


1- Dini olarak eksiklerimiz

Ülkenin asıl sorununa da buradan geçmek istiyorum, okumamak.Solcusu da okumuyor sağcısı da, müslümanı da.. Ne kadar müslüman var desen herkes müslüman fakat kuran okumak artık müslümanlığın tuzu biberi konumuna getirilmiş. Yani ben müslümanım dedikten sonra sevap işlemek için okunan bir şey haline gelmiş. Bu çok büyük bir ayıp, müslümanlığı sadece başkalarından duyarak öğrenenler çoğunlukta ve kitabını okuyan kısım ise çoğunlukla arapça okuyor.

Ben şunu hep merak ederim mesela neden türkiyede Kuran meallerine ayrıca “meal” deniyor ? Finlandiyada,rusyada,fransada,almanyada okunan İncillerin hepsinin tek bir ismi var ve İncil. Bizde neden anlamadığımız bir dilde okununca Kuran oluyor da, türkçede okuyunca meal oluyor ve bu mealin geçerliliği azalıyor algısı yaratılıyor ? Öncelikle herkesin Kuranı kendi dilinde okuduktan sonra “ben müslümanım” diyebilmesi gerekiyor.

Dini yalnızca birkaç hocadan ya da televizyon şovlarından duyarak öğrenmiş nesil, mensup olduğu dini yalnızca gösteriş olarak hissedebilir. İslam bir kendini adayış dinidir. Yani öncelikle Allah’ı kalbinde hissedip, kendini tamamen ona bırakıp, günahının ya da sevabının hesabını yapmaya çalışmadan iyi bir insan olman gerekir. Öncelikle camilerde ve aile içerisinde bu kavramların öğretilmesi şarttır. Bir dine mensubum denilebilmesi için o dinin kitabının okunması şarttır! Yoksa etrafta müslüman olmayan fakat müslümanım diye geçinip her gün içki içip, her gün karı kız muhabbeti yapıp, her gün dedikodu yapıp da, bir yabancı gördüğünde en müslüman kendileriymiş gibi davranan insanların sayısı artacak ve bu yobazlığı had safhaya çıkaracaktır.


2- Bilgi konusunda eksiklerimiz

Her yerde siyaset, her yerde tarih, her yerde ideolojiler hakkında konuşuluyor fakat neden hiç bir yerde düzgün bir şekilde tartışma yapılamıyor ? Bu tartışmadan kastım iki tarafın da fikirlerini söylediği ve sonucunda her iki tarafın da karşı tarafın fikirlerine hak verip fikirlerini değiştirebildiği ya da fikirlerini kabul ettirebildiği bir ortam neden oluşamıyor? Bu toplum olarak bilgisizliğimizin bir sonucu. Yani etrafınızda sürekli zıt fikirlerin konuşulup kavga ortamına dönüştüğü ve sonrasında sakinleşme sürecine girilen bir ortama illaki girmişsinizdir. Neden insan gibi tartışamıyoruz ? Bilgisizliğimiz o kadar fazla ki, sürekli bir yerlerden duyduğumuz şeyleri, bir bilenden edindiğimizi düşündüğümüz kesin olduğuna garanti gözle baktığımız bilgileri savunuyoruz. Kendi zayıflığımızı “bir bilen” ‘ in bilgisi ile kapatmaya çalışıyoruz, çaresiz ve tembel insanlar olarak. Artık bizlerin birşeyleri bilmemize ve bildiğimiz şeyleri başka bilenlerle mutualist bir şekilde arttırmamıza gerek var. Toplum kendini yükseltir ya da düşürür. Meclis tamamıyla değişse ya da yönetenler komple alıp başlarını gitse daha iyi bir Türkiye mi olacağız ? Cidden buna inanan var mı? Gerçek gelişme halk düzeyinde olmalıdır ve unutmayın ki halk devleti oluşturur. Devletin ne yapcağına halk karar verir ve bu karar veren halk da okumuş kesim olmalıdır ki geleceğimize düzgün bir şekilde karar verelim.

İnsanların artık bir şeyleri duyarak değil, okuyarak ve deneyimleyerek öğrendiği bir Türkiye olmalıyız ve böyle bir Türkiye olabilmemiz için biz gençlerin çabalaması ve gelecekte de çocuklarımıza düzgün ve bilinçli bir eğitim vermemiz şarttır. Yoksa hâla başkalarından, dünya liderlerinden medet ummaya devam edersek, bu gidişatın nereye gittiğini, çayırda ot yiyen koyun bile görebilir.


devamını yazmaya çalışacağım