Arafta Kalmak

Suriye’de üç yıl önce esad rejımıne karşı başlayan ve iç savaşa dönüşen çatışmalarda pek çok sivil hayatını kaybetti. Kimliksiz ve statüsüz yaşamak zorunda kalan mülteciler ise sağlıktan eğitime, barınmadan çalışmaya kadar birçok konuda zorluk çekiyor.


İç savaşın doğurduğu toplumsal kırılmanın derinleşmesiyle Suriye topraklarında birçok örgüt ortaya çıktı. Bu gruplar arasında Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) yanı sıra ISID, El Nusra, YPG-YPJ, Suriye Kurtuluş Cephesı ve diğer bağımsız gruplar bulunuyor. Sivillere yönelik katliamlarıyla gündemden düşmeyen ISID, Irak’ta ve Suriye’de birçok bölgeyi elinde tutuyor. Örgüt, Temmuz 2014’ten beri Şanlıurfa’nın Suruç ilçesi sınırındakı Kobani’yı ele geçirmeye çalışıyor. YPG birliklerinin savunduğu Kobani, Irak’ta kontrol ettiği Tel Abyad ve Cerablus bölgesi arasındaki bağlantıyı sağlaması açısından ISID için büyük önem taşıyor. Kobani’de ISID’in kent merkezıne girmesiyle başlayan şehir savaşlarından sonra siviller Kobani’den kaçmaya başlasa da, Kobani’de ne kadar sivil kaldığı sorusu önemini her zaman koruyor.

Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin statüsü ve temel ihtiyaçlarının giderilmesi konusunda yasalarda düzenlemeler yapılsa da, uygulamada yaşanan sorunlar devam ediyor. Mültecilerin çoğu, Türkiye’ye kaçak giriş yaptığı için Suriyeli olduklarını belirten tanıtma belgesine sahip değil. İkametgâh ve çalışma izni alamayan mülteciler, hastanelerden de ücretsiz yararlanamıyor. Bir diğer sorun da eğitim. Mevzuata göre Suriyeli çocukların MEB okullarına kayıt olmasında bir engel bulunmasa da, sistemdeki altyapı eksikleri ve mültecilerin dil sorunu nedeniyle Suriyeli çocukların eğitime katılım oranı çok düşük.

Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye gelen mülteciler gündelik hayatta birçok problemle karşılaşıyor. “Misafir” olduklarını belirten kimlik kartını göstermeden hastanelerde tedavi olamadıklarını söyleyen Suriyeliler, eğitim konusunda da engellerle karşılaşıyor. Mültecilerin yoğun olarak yaşadığı Basmane’deki Suriyeli esnafın en büyük sorunlarından biri de çalışma izni alamamak. Tercümanlık yaptığı otelde kaçak çalıştığı için ismini vermek istemeyen 28 yaşındaki Suriyeli tercüman, Türkiye’ye kaçış hikâyesini ve yaşadığı zorlukları Ünivers’e anlattı.

“Suriye’de yaşadığım mahalle Kürt mahallesiydi. Mahallemde PKK olduğu için muhalifler ve Esad rejimi bizi tehdit edemiyordu. Ancak daha sonra Kürtler ve muhalifler anlaşınca muhalifler mahallemize yerleşti. Muhaliflerin bölgemizde etkin olması Esad’ın bomba yağdırması demekti çünkü Esad’ın tüm muhalifleri yok etmek istediğini biliyorduk.”

Mültecinin çalışma izni işverenin inisiyatifinde

Türkiye’de herhangi bir yabancının çalışma izni alabilmesi için öncelikle işvereninin Çalışma Bakanlığı’na başvurarak izin talebinde bulunması gerekiyor. Bakanlık başvuruyu aranan kriterlere uygunluk konusunda değerlendiriyor. Bu kriterler arasında, “Çalıştırdığın her bir yabancı için en az beş Türkiye vatandaşı çalıştırmak ve o işi bir Türkiye vatandaşının yapamayacağını kanıtlamak” gibi maddeler de yer alıyor.

Çalışma izni almak teoride mümkün olsa bile pratikte mümkün değil, diyen İzmir Mültecilerle Dayanışma Derneği Başkanı Pırıl Erçoban, “İşverenler çalıştırdıkları mülteciler için çalışma izni almayı tercih etmiyor, çünkü mültecileri ucuz ve sigortasız işgücü olarak görüyor. Dişiyle tırnağıyla mücadele edip çalışma izni alanlar var, ama yine de şu ana kadar sadece beş kişi çalışma izni alabildi,” diyor.

Suriyeli tercüman da kaçak ve sigortasız çalışan binlerce mülteciden biri. Suriye’de sekiz yıl Benetton mağazasında müdürlük yaptıktan sonra Türkiye’de devam eden iş yaşamını şöyle anlatıyor: “Muhaliflerin yerleştiği mahallemizi terk edince köyümüze döndük, ama orada yapacak hiçbir şey yoktu. Daha sonra Hatay’a gidip dönercilik yaptım. İngilizce bildiğim için İstanbul’a gitmeye karar verdim, ama orada da Suriyelilere iş verilmediğini gördüm. İstanbul’da kaldığım sekiz ayda ‘İster çalış ister çalışma, koşullar böyle’ dediler, çünkü yerimi alacak adam çoktu. Son bir aydır Basmane’deki Nijerya, Suriye, Arap ve Lübnan kökenli insanların kaldığı bu otelde tercümanlık yapıyorum.”

Çalışma izni başvurularındaki “değerlendirme kriterleri” Suriyeliler için 2013’te kaldırıldı, ancak hâlâ bir mültecinin çalışma izni alabilmesi için işverenin başvuruda bulunması ve ikametgâh şartı aranıyor. Yine de, ülkeye pasaportla giren ve süreli ikametgâh alabilen mülteciler için bile çalışma izni almak neredeyse imkânsız: “Basmane’deki mültecilerin hepsi kaçak çalışıyor. Ben Türkiye’ye pasaportumla girdiğim için bir yıllık ikametgâh alabildim. Yine de çalışma izni alamıyorum, çünkü Yabancılar Şubesine başvuru için çok sıra var.”

Suriyeli çocukların yüzde 80’i okulsuz Suriyeli mülteci nüfusunun yüzde 53’ünden fazlası 18 yaşın altında. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, kamplarda kalan mülteci çocukların eğitimlerine devam edebildiğini, yaklaşık 71 bin 500 Suriyeli öğrencinin de Türkiye’deki çeşitli illerde okula gittiğini açıkladı. Ancak AFAD raporuna göre, kamp dışında yaşayan zorunlu eğitim yaşındaki Suriyeli çocukların yüzde 80’inden fazlası okulsuz. Sokağa yansıyan tablo, geneli yoksul olan Suriyeli çocukların okula ya hiç gitmediğini, ya da okuldan ayrılarak çalışmak zorunda kaldığını gösteriyor.

2014 Eylül ayına kadar, yalnızca ikametgâhı ve yabancı kimlik numarası olan mülteciler devlet okullarına kaydolabiliyordu. Geçtiğmiz 29 Eylül’de çıkan Milli Eğitim Bakanlığı genelgesine göre, artık sadece tanıtma kartı olanlar da MEB okullarına kayıt olma imkânı bulacak. Erçoban, mevzuattaki yeniliklerin olumlu olduğunu ancak bunun için gerekli altyapı sağlanmazsa sonuç alınamayacağını söylüyor: “Mevzuattaki boşluk dolduruldu, ama bu mevzuata uygun altyapının oluşturulması gerekiyor. Bu çocukların öncelikle dil sorunu var ve dört senedir eğitim imkânlarından uzaktalar. Sadece sabahları eğitim veren bir okul öğleden sonra Suriyeli çocuklara ayrılabilir ve gönüllü Suriyeli öğretmenler ders verebilir. Ayrıca okuyacakları kitaplar ve müfredat da önemli.”

Önce kayıt, sonra sağlık

Ocak 2013’te yayınlanan AFAD genelgesine göre, 11 sınır ilinde Suriyeliler sadece beyanla hastanelerden ücretsiz yararlanabiliyordu. Kayıt sorunu olduğu için hastaneye gidip Suriyeli olduğunu belirtmek yeterli oluyor ve hastanenin mülteciyi mevzuattan ötürü kabul etmesi gerekiyordu. Bunun uygulanmasında ilden ile ve hastaneden hastaneye farklılıklar yaşandı ve mülteciler çoğu ilde ilaç ücretini kendileri ödemek zorunda kaldı. Eylül 2013’te yine AFAD’ın yayınladığı genelgeyle 11 il sınırlaması kalktı ve uygulama tüm Türkiye’yi kapsar hale geldi ancak sorunlar devam etti.

2014 Nisan ayında yürürlüğe giren yasa uyarınca kayıt yaptırmayıp tanıtma belgesi almayan ve 98’le başlayan kimlik numarası olmayan mülteciler için sadece beyan yeterli olmuyor. Türkiye’ye kaçak giriş yaptığı için tanıtma belgesi olmayan mülteciler, ücretsiz sağlık hizmeti alabilmek için artık kayıt olmak zorunda.

Erçoban, “Kayıt başvurularında çok sıra var. Başvurudan ancak üç dört ay sonrasına randevu veriyorlar,” diyor. Konuştuğumuz Suriyeli mülteciler de bu durumdan şikayetçi: “Suriyeli mülteci kimliği olanlar hastanelerde ücretsiz tedavi görebiliyor. Eğer bu kimliğe sahip değilsek muayene olamıyor ve ücretsiz ilaç alamıyoruz. Aslında kimlik çıkarmak kolay ama yabancı şubede sıra gelmiyor.”

MUHABİR GÖZÜNDEN SINIRDA GAZETECİ OLMAK

Suriye’deki iç savaş şiddetini artırarak Türkiye sınırına kadar yaklaştığından beri, savaşın izleri Türkiye sınırından da izlenebiliyor. Habertürk muhabiri Osman Girgin ve Milliyet muhabiri Burcu Ünal’la, sınırda gazeteci olmak ve karşılaştıkları zorluklar üzerine konuştuk.

“EN BÜYÜK MOTİVASYON, TARİHE TANIKLIK ETMEK” Savaş mağduru olan bölge halkının gazetecilere karşı tutumu zaman zaman farklılık gösteriyor. Gazetelerin ve kanalların yayın politikalarıyla ilişkilendirilen bu durum, sahadaki muhabirlerinin görev yapmasını etkiliyor. Habertürk muhabiri Osman Girgin, Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde kaldığı süre boyunca medya çalışanlarının karşılaştığı sorunları şöyle anlattı: “Bir yayınım sırasında, ‘T.C medyası jandarmanın müdahelesini anlatmayacak, askerci yayın yapacak’ diyerek halkı provoke edenler vardı. Yayına girdikten sonra tabii anlattım askerin müdahelesini, neden saklayacağım? Sonra aynı kitle beni bırakıp Ulusal Kanal’ın yayını esnasında onların yanına gitti ve Ulusal Kanal’ın etrafını çevirdi. Ulusal Kanal da yaşadığım sıkıntıların aynısı yaşadı o sırada. Bu olay yaşandıktan sonra saat 17:00 yayınını yapamayacağımızı farkettim ve bölgeden ayrıldık. Ancak Bugün TV muhabirleri durumu kanalına anlatamadı ve kanal bölgede kalarak yayına devam etmelerini istedi. Yayın sırasında muhabirlere saldırdılar. Ekipmanlarını aldılar ve adamları döverek gönderdiler. Ayrıca BBC’nin arabası yakıldı, Show TV’ye bir saldırı oldu, Fox’un da önünü kesmişlerdi. O gün gazeteciler valiliği aradı. Ertesi gün asker bizim bulunduğumuz yere kordon çevirdi ve vatandaşın girmemesi için biraz daha güvenlik önlemi aldı.”

Girgin’e göre, sınır bölgesinde zor şartlarda gazetecilik yapmanın en büyük motivasyonu tarihe tanıklık ediyor olmak ve objektif haberciliğe bağlı kalmak: “Bir kere tarihe tanıklık ediyorsun. Birçok şey değişecek. Mesela HDP’nin çağrısından sonra çıkan eylemlerde o kadar çok şey gördük ki, ben onu canlı canlı yaşadım. En büyük motivasyon bu. Mesela orada bayramın yaşanmadığını görmek beni etkiledi, çünkü yaşananlar bayram gibi değildi. Bayram namazından çıkıp herhangi bir tepe bulmaya çalışıyorlar ve savaşı izliyorlardı. İnsanların ağzından ‘Bayram namazını Kobani’de kılacağız’ gibi laflar çıkıyordu.”

“GÖZLERİNDE TEDİRGİNLİĞİ GÖRDÜM” Milliyet gazetesinden Burcu Ünal, tellerin kalktığı ilk gün, 19 Eylül’de Suruç’taydı. Sınırda gazetecilik yapmanın daha önceki deneyimlerinden çok farklı olduğunu belirten Ünal, “Daha önce savaşın korkusu ve mülteciliğin tedirginliğini gözlerinde bu denli net şekilde taşıyanı görmemiştim” diyor. Ünal, bölgeye vardığı ilk anı şöyle anlatıyor: “Vardığımızda teller kalkmış, Kobani’den gelenler askerlerin oluşturduğu çemberin ortasında bekliyorlardı. Anlatılanlar hemen hemen aynıydı: ‘Çatışmalar köyümüze yaklaşınca kaçtık. Yaya yola çıkanlardan haber alamadık. İnsanları çocuk yaşlı demeden kafalarını keserek öldürüyorlardı. Çatışmanın bitmesini ve dönmeyi istiyoruz.”

Sonraki günlerde basına karşı tutumun giderek sertleştiğini belirten Ünal, atmosferi şöyle anlattı: “İlk günü takip eden Cumartesi ve Pazar günleri Kobaneliler basın mensuplarına da tedirginlikle yaklaşmaya başladılar. Özellikle de fotoğraflarının çekilmesini istemiyorlardı. Kimi zaman erkekler fotomuhabirlerin üzerine yürüyor, kimi zaman çocuklar gazetecileri ablukaya alıyordu. Ancak yanınızda güvenebilecekleri bir yetkili varsa konuşuyor ve fotoğraflarının çekilmesine izin veriyorlardı. İlerleyen günlerde çatışmaların sınıra yaklaşmasıyla farklı tablolarla karşılaştık. Çatışmaların çıplak gözle görülebildiği Karaca Köyü’nde bir tepeye oturan Kobaneliler, çatışmaları izliyor ve YPG’nin her isabetli atışında alkışlıyorlardı.”

SURİYE’DEKİ ETKİN ÖRGÜTLER
2011 yılında Arap Baharı’nın Suriye’ye sıçramasıyla Esad yönetimindeki Suriye rejimi kontrolü sağlamakta zorlandı ve birçok bölge örgütlerin denetimine geçti. Suriye’de bini aşkın silahlı grubun olduğu ve bu silahlı gruplara üye yaklaşık 100 bin kişinin olduğu tahmin ediliyor. Suriye’ nin farklı bölgelerini kontrol etmeyi amaçlayan bu örgütlerin başlıcaları; Muhalif örgütler, Kürt gruplar ve bağımsız yapılanmalar
Muhalif Örgütler
Muhalif kanadın başında Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) geliyor. Suriye rejimine karşı sivillerin ve muhalif Suriye ordusu mensuplarının kurduğu ÖSO, hâlâ İdlib ve Dera ilinin İsrail’e yakın kesimlerinde hakimiyet gösteriyor. Eski Suriye Hava Kuvvetleri mensubu olan Riyad Esad’ın kurucusu olduğu ÖSO’nun yaklaşık 40.000 savaşçısı olduğu biliniyor. Rejime karşı muhalif bir tutum gösteren bir diğer örgüt ise Irak Şam İslam Devleti (IŞİD). Ebubekir Bağdadi önderliğinde kurulan radikal İslamcı örgüt, sünni bir halifelik kurma amacını taşıyor. IŞİD’i diğerlerinden ayıran en önemli nokta ise örgütün Irak ve Suriye’deki petrol kaynaklarına yakınlığı. Bu sebeple Rakka ve Deruza bölgelerini de kontol altına aldı. Örgütün üye sayısının 20 bin ila 30 bin arasında olduğu tahmin ediliyor. Örgütün sosyal medyayı faal bir şekilde kullanması ve şiddet içerikli eylemleri bu yolla paylaşması, örgütün bilinirliğini arttıyor. IŞİD gibi İslami bir rejim hedefleyen El Nusra, Sünni İslamcılık v Selefilik ideolojisini benimsiyor. El Nusra (Şam halkı için destek cephesi), Irak El Kaidesi şemsiyesi altında kuruldu. Örgütün 7 bini aşkın savaşçıya sahip olduğu biliniyor. Kendilerini muhalif bağımsız olarak nitelendiren Suriye İslami Kurtuluş Cephesi ise 2012 yılında yirmiye yakın fraksiyonun bir araya gelmesiyle kuruldu. Yaklaşık 40 bin savaşçısı olan Suriye İslami Kurtuluş Cephesi; İdlip, Humus, Şam Halep ve Deyrizor bölgelerinde faal. Örgüt batının desteklediği koalisyondan bağımsız olarak hareket ediyor.
Kürt Gruplar Suriye’nin kuzeydoğusunda fiili otonom bir devlet kuran Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) silahlı kanadı olan Halk Savunma Birlikleri (YPG), 2012 yazından beri bölgede hakimiyetini kurmaya çalışıyor. Suriye-Türkiye sınırını kontrol atında tutan örgüt, Suriye’nin Afrin, Kobani, Kamışlı Haseke bölgelerini denetimi altına aldı. Örgüt, önceleri Suriye rejimine karşı hareket ederken, şu an özellikle Kobani’de IŞİD’e karşı hakimiyet kurmaya çalışıyor.
Bağımsız Örgütler Suriyede faaliyet gösteren grupların bir kısmını bağımsız gruplar olarak ele almak mümkün. Azınlık olarak görülen bağımsız gruplar azımsanmayacak bir etki alanına sahip. Bu grupların genel özelliği dış ülkelerden destek almaya karşı olmaları ve El Nusra ile IŞİD gibi muhalif kanada mensup diğer örgütlere nazaran ılımlı İslam yanlısı olmaları. Bağımsız örgütlerin etkin olanları Ahfad El-Resul Tugayı ve Asala El Tanmiya.
One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.