Veganlık zor mu?

Kimi zaman henüz vegan olmayan kişiler, vegan olmanın çok zor olduğunu söylerler. Oysa bu büyük bir yanılgıdır ve elitist bir düşünme tarzını yansıtır. Çünkü zor olan vegan olmamız değildir, zor olan vegan olmadığımızda bu durumun kurbanlarının yaşamak zorunda kaldıklarıdır.

Zor olan, bize çocukluğumuzdan itibaren yemek diye sunulan şeyler yerine, alışkanlıklarımızı değiştirip yeni yemek yapma ve bulma pratikleri geliştirmek değildir. Zor olan, sizden daha güçlü olan ve binlerce yıllık seçici çiftleştirme ve evcilleştirme süreciyle bağımlı kılındığınız bir tür tarafından iç organlarınızın, kemiklerinizin, üreme araçlarınızın ve yavrunuzu beslemek için vücudunuzun ürettiği sütün gıda olarak başkalarının önüne sunulması, bunun için çekilmez bir köle hayatı yaşamaya zorlanmak ve bunun için öldürülmektir.

Zor olan, parçası olduğunuzu fark ettiğiniz bir haksızlığın karşısında gündelik konforunuzdan biraz ödün vermek ve adil bir yaşam için gereken değişiklikleri yapmak değildir. Zor olan, mağduru olduğunuz bir haksızlık karşısında elinizden bir şeyin gelmemesi, sistematik olarak istismar edildiğiniz halde bunu neredeyse kimsenin umursamıyor olması, örgütlenecek, karşı koyacak herhangi bir araca sahip olmamak, duyuramamak, anlatamamaktır.

Zor olan hayatınızda adil olmak adına gerçekleştirdiğiniz değişiklikten rahatsız olacak, bu rahatsızlığını mizah adı altında gizlenmiş sözel zorbalıkla ifade edecek birkaç iş arkadaşı veya sağlığınız için endişe duyduğu için sizi vazgeçirmeye çalışacak birkaç yakın akrabaya derdinizi anlatmak değildir. Zor olan, tarihteki en büyük sistematik kölelik ve katliam düzeninin mağduru olmak ve kendine adalet ve barış aktivisti diyenler de dahil iktidardaki türün mensuplarının bu mağduriyetinizden fayda sağlamakla övünüyor olmalarıdır. Zor olan, uğradığınız haksızlığın bir “şaka” olarak görülmesidir.

Zor olan “bitkilerin de canı yok mu?” gibi bilgisizlik ve vurdumduymazlığın ifadesi sorularla muhatap olmak değil, çektiğiniz acıya ve köle olarak geçirmeye zorlandığınız bilinçli yaşama rağmen bitkilerle karşılaştırılarak aşağılanmaktır.

Zor olan damak zevkinizden ödün vermek değil, yaşamınızın ve özgürlüğünüzün birilerinin damak zevkiyle kıyaslanıyor olmasıdır.

Zor olan bugüne kadar savunduğunuz felsefi düşüncelerdeki türcü açıklıkları sorgulamak değildir. Asıl zorluk bir sonraki dersinde asıl şiddetin hayvanlara “isimler takmamız” olduğu gibi ilintisiz ve vurdumduymaz yorumlar yapacak bir felsefecinin öğle yemeği olmak için öldürülmek üzere bekleyen bir hayvan olmaktır.

Zor olan çocuklarınızı ya da bakımını üstlendiğiniz evcil hayvanları vegan beslemek değil, çocuğunuzu beslemek için vücudunuzun ürettiği süte el koymak amacıyla çocuğunuzun ağzına pranga takılması, yavrularınızın süt içememesi için öldürülmesi ve bunun sistematik olarak siz bir bıçağın boynunuzu kesmesiyle ölene kadar tekrar tekrar tekrar tekrar yapılmasıdır.

Zor olan öğle yemeğinde vegan gıda bulmak için biraz yürümek zorunda kalmak değildir. Zor olan, size günde birkaç saat yürüme imkanı tanındığında, köle sahiplerinin bunu bir lütuf olarak görüp ölü bedeninizin paketine “serbest gezen” diye yazacak olmasıdır. Zor olan, bu etiket var diye ölü bedeninize damak zevki için talep yaratanların, köle yaşamanızdan ve ölümünüzden sorumlu olanların merhametli ilan edilecek olmasıdır.

Zor olan iddia edildiği üzere “veganlığa bir anda geçiş yapmak” değildir. Asıl zor olan kendini hayvan savunucusu olarak görenlerin köleliğinizin talepler doğrultusunda devam etmesinden başka bir anlama gelmeyen vejetaryenlik, etsiz pazartesi gibi kampanyaları ve konumları destekliyor olmalarıdır.

Zor olan yeni bir mahalleye, şehre ya da ülkeye gittiğinizde ilk etapta ne yiyeceğiniz konusunda sıkıntı yaşama ihtimaliniz değildir. Zor olan, çiftlik barınakları dahil yeryüzünde nereye giderseniz gidin mülk statüsünden kurtulamayacağınız, her daim istismar edilmeye açık bir hayat sürmektir.

Zor olan kurumsal hayvan istismarcılarının ürettiği reklamlara “maruz kalıp” bunlardan etkilenmemek değildir. Zor olan, sanki bedeniniz, yaşamınız, bedeninizin ürettiği sıvılar veya üreme araçlarınız sanki birer ürünmüş gibi birilerinin bunların reklamlarını yapıyor olması, birilerinin de istismarı sürdürmek için bu reklamların etkileyiciliklerini bahane edip, öldürücü ve köleleştirici konformizmi sistem eleştirisi kılıfına sokuyor olmasıdır.

Zor olan her gün alışveriş yaptığınız pazara, markete, bakkala vs. gittiğinizde birkaç dakikanızı fazladan ayırıp içindekiler listesini okumak ve kararlarınızı bilinçli bir şekilde vermek değildir. Zor olan, iç organlarınızın, beden sıvılarınızın ve üreme araçlarınızın pazarda, markette, bakkalda, paketlenip ve etiketlenip yemek, giysi ve kozmetik olarak satılıyor olması ve neredeyse kimsenin bundaki yanlışlığı umursamıyor olmasıdır.

Hayır, vegan olmak, içindeki yaşadığımız türcü toplumda ve çarpık koşullarda bile hiç ama hiç zor değildir. Zor olan, bu navegan toplumun amansızca istismar ettiği insan harici hayvanlardan biri olmaktır. Zor olan, vegan olmamanızdır.

Ve zor olan, zulmün farkına varınca bu konuda üstümüze düşeni yapmak değildir. Zor olan, zulmü bilip zalimliğe devam etmek için bahaneler üretmektir. O başkalarının ölümünü talep etmemize sebep olabilecek kadar mühim bulduğumuz iştahımız kaçmasın diye kendimize ve etrafımıza sürekli yalan söylemektir. Ve zulmün parçası olmamak için öne sürülebilecek en korkunç, en çarpık, en kibirli bahanelerden biri, zulmetmekten vazgeçmenin keyfimizi ve rahatımızı kaçırabileceği bahanesidir.

İnsan harici hayvanları kullanmaya son verin. Tüm hayvan kullanımları istismardır ve savunmasızları istismar etmekte övünülecek ya da gurur duyulacak hiçbir şey yok. Bu ancak utanç kaynağı olabilir.

Ve insan harici hayvanların yaşamasına sebep olduğunuz bütün o zorlukları göz ardı edip de, onları kullanmayı bırakmanın zor olabileceğini söylemeyi bırakın. Bugün hayvan kullanmayı bırakın, yani vegan olun.

Zorluk yaşamak bir kenara, sebep olacağı dönüşüm göz önünde bulundurulduğunda, bu belki de adalet için yapabileceğiniz en kolay işlerden biri olacaktır.

Bunu beğen:

Beğen Yükleniyor…


Originally published at ilgablog.wordpress.com on July 14, 2015.