Değişen DÖNEK… Değişmeyen ÖDLEK…

Her toplum kendine özgü bir yapıya, bir karaktere sahip olduğu gibi, ortak bir bilinçaltına da sahiptir. Ve bu bilinçaltı toplum bireyleri olarak, her birimizin hayatına sinsice yön verir. Biz farkında olmadan bir sürü düşünce, bu bilinçaltıyla aktarılmıştır hayatımıza. Hiç sorgulamadan, üzerinde hiç düşünmeden aldığımız bir sürü karar ve doğrular bu yolla hayatımızın başköşesinde otururlar. Biz onların nereden geldiğini ve bizi nasıl yönlendirdiğini belki de ömrümüz boyunca hiç bilemeyiz. O kadar normal, o kadar olağandır onlar bizim için.

Peki, bu bilinçaltı ne kadar doğru oluşturulmuştur ya da ne kadarı zamanla erozyona uğramıştır hiç düşündük mü acaba? En son ne zaman güncellenmiştir hiç sorduk mu kendimize? Yoksa koşulsuz bir bağlılıkla eski püskü, kırık dökük olmasına aldırmadan sahip mi çıkmalıyız onlara?

Ben bunu çocukluğumuzda eğlenerek oynadığımız oyun olan, kulaktan kulağa oyununa çok benzetirim. Kelimenin kendisiyle halkanın sonundan çıkan kelime arasında ki o farklılığa, hepimiz katılarak gülerdik; ne kadar değişmiş olduğuna hayretler ederek. Evet, hayatımızda da bir sürü şey ne yazık ki, bu güncellemeyi yapmadığımız için yalan yanlış yaşanıyor. Doğru bildiklerimiz, zaman içinde aktarılırken kişilerin anlayışlarına bağlı olarak değişiyor ve bambaşka anlamlarla hayatımızın içinde yaşamaya devam ediyorlar. Böyle olunca da sonuçlar bazen çok kötü, bedeller bazen çok ağır olabiliyor maalesef.

Ben size burada bilinçaltımızda yaşayan ve bize çok pahalıya mal olduğuna son günlerde daha bir şahit olduğumuz bir kavramdan bahsetmek istiyorum. Dilimin döndüğünce UYUM kelimesi ve bu kelimenin hayatta ki karşılığı olan KADIN üzerinde durmak istiyorum.

Uyum, kelime anlamı olarak düzen demektir. Hayatın her yerinde ihtiyacımız olan vazgeçilmez bir şeydir uyum. Ahenk ve denge demektir. Uyum yoksa gözümüz, kulağımız ve ruhumuz rahatsız olur o yerden, o şeyden. Sıkılırız, bunalırız haklı olarak. İşte kadın, uyum kelimesinin vücut almış halidir. Çünkü kadın hayatın içinde ki uyumdur, hayata düzen getirendir. Annesiz hayatlarımız nasıl olurdu bir hayal edelim, karmaşık değil mi? Evet, buraya kadar bir sorun yok sanırım. Söylediklerime katıldığınızı duyar gibiyim. Fakat ben, esas bundan sonra ki kısmını paylaşmak istiyorum sizinle.

Hayatımızda çok önemli bir yere sahip olan ve kadınla bağlantısını yukarıda paylaştığım uyum kelimesi, maalesef ki zamanla uyumlu olmak yani ortam ne olursa olsun oraya uyum sağlamak olarak kadının omuzlarına yüklenmiştir. Ve böylece uyum getiren rolünden kadın, koşullara kayıtsız ve itirazsız uyum sağlayan hale dönüştürülmüştür. Kadın bu dönüşümle kendisi olmaktan çıkarak boyun eğen, katlanan olmak zorunda kalmıştır. Aman huzursuzluk çıkmasın, aman düzen bozulmasın diyen kadınların sayısı tahmin edemeyeceğimiz kadar çoktur toplumumuzda. Oysa bir yerde yanlış bir düzen varsa, orada zaten huzursuzluk vardır. Dışarıda karmaşa örtbas edilmiştir ama esas karmaşa ve huzursuzluk iç dünyamızda, ruhlarımızda yaşamaya devam etmektedir. Dış dünyamızda bastırdıklarımız iç dünyamızda bırakın yok olmayı, çoğalarak tırmanışa geçmektedir.

Toplumun kadına bilinçli haliyle olmasa da, bilinçaltıyla olan muamelesi tam da bu yöndedir. Ülkemizde yaşanan kadına şiddet ve kadın cinayetlerinin bu kadar yaygın olması da, bu bilinçaltının hüküm sürüyor olmasının kaçınılmaz bir sonucudur. Bu nedenle bırakalım ezber konuşmaları, veryansın etmeleri. Cezalar ağırlaştırılmalı ve caydırıcı düzeyde olmalı evet. Ama bundan daha önemli daha kalıcı çözüm, bilinçaltımızda yaşayan bu virüsleri yok etmek olacaktır. Unutmayalım ki gerçek iyileşme içeriden olur, dışarıdan değil…

Toplumun her bireyi kolektif bilince katkıda bulunur. Her yaptığımız bireysel çalışma, bireysel farkındalık bu ortak bilinç ve bilinçaltının değişimine yardımcı olmaktadır. Biz toplum olarak oluşturduğumuz enerji alanı içinde nefes almakta, bu alanda düşünmekte ve davranış geliştirmekteyiz. Pis kokan kapalı bir alanda yaşadığımızı düşünelim. Zamanla bu kokuya alışır ve yavaş yavaş da rahatsız olmaktan çıkarız. Ama dışarıdan biri o ortama geldiğinde, bizi rahatsız etmeyen bu kokuyu alır ve içeride ki havaya alışmış olan bizden çok daha fazla tepki verir. Camı açıp havalandırır ve bizi de bu kokunun içinde nasıl duruyorsunuz diye de bir güzel azarlar. Açtığı pencereden içeri giren temiz hava artık hepimizin hizmetindedir ve hepimiz bundan belli oranda faydalanırız. İşte değişimin toplum üzerinde ki etkisi bu örnekteki gibidir. Bir kişinin bile yapacağı küçük bir değişimin, atacağı minik bir adımın diğer bireylere katkısı, düşündüğümüzden çok daha fazladır. Bu nedenle bireysel katkıları hiç küçümsemeyelim, umudumuzu hiç yitirmeyelim ve var gücümüzle gelişmenin yollarını öğrenelim.

Ben bu işe önce gönüllü başladım ve hala tüm gönlümle de bu işin içindeyim. Anladıklarımın benim hayatımı dönüştürdüğü yeri gördükçe, sonuçlarını yaşadıkça, bunları daha fazla kişi anlasın diye gücümün yettiği kadarıyla çalışmaya başladım. Hani Hz. Ebu Bekir’in” öyle büyüsem öyle büyüsem ki cehennemi kaplasam ve hiç kimse girip yanmasa” dediği o vefalı sözü var ya. Ben onun gibi gönlü ve imanı büyük biri değilim. Cehennemde kimsenin yerine yanmayı göze alacak kadar cesaretli de değilim maalesef. Ama burada, dünyada öğrendiklerimi paylaşarak buranın bize cehennem olmamasına katkıda bulunmaya çalışıyorum naçizane ve bütün bunları gönülden isterken yalnız olmadığımı da biliyorum. Nereden mi? Tabi ki bu yazıyı okuyan senden :))

Kendimiz olabildiğimiz ve de kendimiz kalabildiğimiz farkındalık dolu anlarda buluşmak dileği ile.

www.ilknurmisir.com