2016 Turizm Krizine Su Vermeyen İtfaiye Hortumları Nereye Seyahat Etmeli?

“Çince’de kriz kelimesi iki karakterden oluşur, birinin anlamı tehlike, diğerininki fırsattır. Bir kriz esnasında tehlikenin farkında ol, ama fırsatı da gör”

— JFK

“Yaşam koçluğu” furyasında da bolca tekrarlanan bu bilgi aslında yanlış, Çince’de böyle bir şey yok, fakat bu sene Türkiye’de var:

2016 turizm krizi = turizmci için tehlike + turist için fırsat

Bu fırsat iki türlü: İlki, yıllardır yerli turiste yüksek fiyat çeken otellerden intikam almak için, bir akbaba gibi, bir donanımhaber ölücüsü gibi, haftalarca turizmcinin tepesinde dolanmak, ona cüzdanı gösterip gösterip vermemek, Mayıs başı gibi de tam öleceklerden sıtmaya razı edip düşük fiyatları kapmak. Yazın da, kendi ülkelerinde ezilmiş kompleksli turistlerin yaptıkları gibi, otele gelince oraları babanızın çiftliği olarak kullanır, küçük dağları ve geniş kumsalları siz yaratmışsınız gibi kabararak dolanırsınız.

Bu bir nevi, sezona “size su veren itfaiyenin hortumunu s…” diye başlayıp, sonra bizzat o hortumla turizmciyi s…ye benziyor.

İkinci bir tip fırsat da, benim gibi daha yufka yürekliler için: Hiç Türkiye’deki otellerle uğraşmayın, hortumunuzu da alıp gidin. Tabii ki sektörün içindekilerin verecekleri kadar doyurucu olmaz, kendi tecrübelerimden bir kaç tüyo vereyim…


Avrupa

  • Pegasus’un Avrupa’ya hafta içi fiyatları gayet uygun ama Wizzair daha ucuz. Üyelikle 10 euro’ya, üyeliksiz 20 euro’ya tek gidiş biletler var (hele grup üyeliğinin parası tek gidiş dönüşte çıkıyor).
  • Ucuz Avrupa havayollarından (Germanwings, Ryanair, Easyet) bize uçuşu olan sadece Wizzair var, o da Sabiha-Budapeşte arası ve bunu Avrupa’ya kapı olarak kullanmak mümkün. Oranın keyfini çıkardıktan sonra diğer bahsettiğim havayollarıyla Avrupa’nın her yerine geçmek kolay.
  • 2–3 hafta önceden bakmak yeterli. Hatta aylar öncesinden alırsanız fazla bile verirsiniz, çünkü havayolu “demek bu adamın kesin bu tarihte gitmesi gerekli, o yüzden yüksek fiyattan alabilir” şeklinde düşünebilir, eğer yoğun bir hatsa. her hattın bir fiyat eğrisi var.
  • En önemli şey tarihlerde esnek olmak. Cuma çıkıp Pazartesi döneceğinize, Cumartesi çıkıp Salı dönmek bile çok farkeder.
  • Ucuz havayollarıyla bavul götürmeyin. Bilet parasından fazla ek ücreti olur. İş seyahati dışında bavul kullanmayın zaten. Arada görüyorum küçücük japon kızları, kendileri kadar bavul sürüklüyorlar. Kölelerini mi taşıyorlar içinde nedir. Uçağa alınabilecek sırt çantaları yeter de artar bile.
  • Kalacak yer için sayıca azsanız Couchsurfing, grupsanız Airbnb. Çoğu şehirde booking.com’dan bulacağınız fiyat Airbnb ile aynı ama ben yerellerle tanışmayı seviyorum, seyahat amacımın %70'i bu, o yüzden de genelde tüm daireyi değil, odayı kiralıyorum.
  • Bence Airbnb’nin asıl ilginç yanı, grupla seyahat ederken, şato, çiftlik, tekne filan kiralamak gayet makul fiyatlara. Kalacak yer ayarlamak bir lojistik külfet olmaktan çıkıp, bir tecrübeye dönüşüyor.
  • Şato mato demişken, şehir dışına çıkılacaksa araba da kiralanır grup olarak, kaptırıp Endülüsü veya İtalyan bağlarını gezip tozarsınız. Bu işlerin de gizli maliyeti var elbet, Schengeniydi, vignetteiydi, tatil bittiğinde para harcamış olunuyor ama fiyat-performans oranı fazla.
  • Bunlardan daha yakında, İstanbul’a 300 km mesafede sunny beach gibi Bulgar güzellikleri varmış Karadenizde, sudan ucuzmuş, ekşi sözlükten hepiveyra bildirdi. Karadeniz beğenilmezse 350 km mesafedede Alexandropouli var, 10 km ötesindeki Makri Beach plajıyla. Schengen gerektirmeyen Yunan adaları seyahatleri kafasında, yani sahilde tıka bısa deniz mahsülleri ve ouzoyla masa donatmalık yerlermiş.

Uzak Yerler

  • Kayak, Skyscanner veya öğrenciyseniz StudentUniverse gibi sitelerden belli rotalarda alarm oluşturun. Zaman esnekliği burada daha da önemli (haftanın günlerinden ziyade yılın aylarından bahsediyorum, özellikle o ülkenin turist sezonu başı ve sonu en optimum zamanlar). Bu uçuşlarda bazen ilk birkaç bilet çok ucuza veriliyor ama aynı gün içinde tükenebilir, o yüzden alarmlar çok işlevsel.
  • Almanca bilenler için ekşi sözlükten “lancearmstrong” ekledi, ucuz kampanya üstüne odaklanmış urlaubspiraten var. Güneydogu Asya’ya veya Güney Amerika’ya bolca kampanya bulunuyor.
  • Uzakdoğunun da ucuz havayolları var, Air Asia gibi. Mesela Endonezyaya iyi bilet bulamadıysanız, Kuala Lumpur’a bakın, oradan gidersiniz.
  • Aynı taktiği ABD’de uygulamak zor, orada ucuz havayolları pahalıdır. İspanya Polonya arasını 30 euro’ya gidebilirsiniz, ama aynı mesafedeki LA-NYC ucuşu 30 dolar değil, 300 dolardır. O yüzden ABD’yi “gitmişken her yeri görülecek” tek bir ülke gibi düşünmeyin, kampanya yakalayıp iki ayrı yerine iki ayrı zamanda gitmek daha mantıklı olabilir (Jetblue gibi firmaların kıyı boyunca yaptıkları uçuşlar, yine Ryanair seviyesinde olmasa da uygun olabiliyor, yani NYC-Miami uygun. Tabii ABD için en iyisi 1–2 aylığına gelip, bir çadır alıp, kiralık arabayla kaptırıp gezmek)
  • Uzak uçuşların başlangıç noktası çok mühim. Gideceğiniz yere daha yakın olmak daha ucuz bilet demek değil. Örneğin Avusturya Bangkok uçacaksınız, gidiş dönüş 450 euro’ya buldunuz, İstanbul üstünden gidiyor. O uçağa istanbuldaki aktarma sırasında binmek için bilet bakarsanız, fiyat 900 euro olabilir. Dolayısıyla, önce Wizzair’le filan Avrupa’ya uçup, bir iki gün takılıp, sonra oradan uzak mesafe uçuşlar yapmak daha ucuza gelebilir.
  • Bazı havayollarında belli rotalarda tek gidiş, gidiş-dönüşten pahalı. THY ayarındakiler bunu çok yapıyor. İki türlü de aratın, gerekirse dönüşü yakarsınız. Ucuz havayollarındaysa bu yok, gidiş-dönüş almak genelde ayrı ayrı gidiş + dönüşle aynıdır.

Macerasız

“Ben çoluklu çocukluyum, zamanım da param da az, gidip manda gibi yatmak istiyorum”

Bunu diyenleri anlıyorum. Tabii ki hayatlarını bir gözden geçirmeliler, sonuçta kıyıda bir hafta yatabilmek için büyükşehirlerde tüm bir sene çalışmanın mantığı pek yok ama hayat bu, insan sürüklenebilir bir şekilde bu duruma.

Öyleyse bari gidip bunu Kemer otellerinde yapmayın, endüstriyel turizmden uzak durun. Ailece bir bağ evine, bir çiftliğe gidip kafa dinlemek, çocukların gelişimi için de iyidir. Sezon sonlarında Kaş, Olimpos, Assos, Bozcaada gibi görece samimi ortamlarda deniz tatili yapmak daha iyidir.

Avrupa kentlerine gelip, koştur koştur müze gezmeden, yani kültür turizmi karmaşasına girmeden, sırf kaplıcalarda veya plajlarda veya kafelerde rahat rahat yayılıp kitap okumak da mümkün, zira eskinin aksine “bir daha gelemeyiz, gelmişken her şeyi görmek lazım” diye acele etmeye gerek yok.

Hep uçaklardan bahsettik ama, manda gibi yatılacak yerlerin başında cruise gemileri var. İnanılmaz ucuz kampanyalar oluyor sezon sonunda, zira gemiler turlarını tamamlayıp “evlerine” dönerken, boş gitmemek için böyle yer açıyorlar. Dönüşü cruise ile yapamazsınız, uçmanız gerekir ama kalabalık bir aile değilseniz hesaplı olabilir.


“Maceralı”

Bunu tırnak içine aldım, çünkü “15 günde 12 ülke gördüm” demenin tersine, bence en güzel maceralar slow travel felsefesi içindeki seyahatlerde ortaya çıkıyor.

Ağır seyahat etmenin maliyeti zaman ve para, dolayısıyla otellerde kalmak yerine ve couchsurfingde uzun süreli asalaklık yerine, housesitting gibi bir şey deneyebilirsiniz. Birileri seyahatteyken onların evine, evcil hayvanlarına bakarken, boş vaktinizde de artık uzaktan mı çalışırsınız, dil kursuna mı gidersiniz, yemek yapmasını mı öğrenirsiniz, size kalmış.

Veya wwoof ve workaway.info gibi ağlar sayesinde, bağlarda bahçelerde çalışarak, veya ingilizce öğreterek, web sayfaları tasarlayarak, turist rehberi olarak, yani gittiğin yerleri yaşayarak tecrübe etmek mümkün. Birikmiş ufak bir para veya esnek bir iş, bu hayatı yıllarca yaşamak için yeterli.

Sevdiğim bir çift arkadaşım, yılın yarısında Yunanistan’a dönüyorlar, kızın suşi yaptığı lokantada oğlan da garsonluk yapıyor. 6 ay eşek gibi çalışıp biriktirdikleriyle 6 ay bu şekilde rahat rahat geziyorlar. Bunlar kadar mutlu bir çift de görmedim. Bu hayatların da riskli yanları var elbet ama “50 hafta Mecidiyeköy + 2 hafta Kemer” formülünden daha mantıklı olduğu kesin.

Comment


Originally published at www.imtolstoyevski.com.