Nerede o eski All-Starlar

Bu yazı bir “bizim zamanımızda domatesler hormonsuzdu, buram buram kokardı” serzenişi. Belki sonunda bir yerlere bağlarım.


All-Star nedir? ABD’nin en iyi basketbolcularının, yani muhtemelen gezegendeki en atletik vücutların, her sene bir araya gelip “sen sadece 50 milyon dolar mı kazanıyorsun?” geyiği çevirdikleri bir gösteri maçıdır.

Yıllardır izlemiyordum. Sanırım son izlediğim tam maç, Jordan’ın 2003'teki veda All-Starıydı. O da ne maçtı! Her zamanki kelekliklerden sonra, maçın sonu yaklaşınca herkes oyuna asılmış, kariyeri boyunca yaptığı gibi Jordan en kritik anda sahneye çıkmış, bitime 4 saniye kala Shawn Marion’un müthiş savunması üstünden çok zor bir fadeaway atmıştı . Filmini çeksen anca bu kadar olur. Tam maç bitecek, Jordan da kahramanlar gibi günbatımına doğru atını sürecekken, Jermaine O’Neal denen koca kafalı, son saniyede Kobe’ye faul yapınca maç uzadı. Sonra bir daha uzadı. İki kez uzatmaya giden tek All-Star maçıydı. Buram buram koktu bak yine


O seneden sonra özetlere bakmakla yetindim. Son yarı-düzgün maç olan 2010'dan sonra özetlerini bile çekemez oldum. Geçen Pazar günkü maçı da izlemeyecektim. Ama ortamların en harbi çocuğu Russell Westbrook’un, kötü ayrıldığı eski sevgilisi Kevin Durant’la beraber oynama ihtimaline dayanamadım. Mahalle karısı gibi elime çekirdek alıp, ekran başına topladım arkadaşları.

Çaktırmıyoruz ama hepimizde ufak bir umut var, eskilerin heyecanını yeniden yaşamak istiyoruz. All-Star işin bahanesi tabii, asıl mesele insanın gençliğine duyduğu nostalji. Neyse, psikanaliz yapacak halde değilim: Bir elimde bira, diğerinde pizza, kucağımda hatun…hatun? Ne işi var burada? Kızlar bir geceliğine izin verin, ben o taşak kokulu üniversite bekar evini yeniden canlandırmak istiyorum, teşekkürler. Aha başlıyor maç. Arslanlara bak be, hey maşallah. Hissediyorum bu sefer özel birşe….

The Greek Freak’in smacı. Bu arada eyyy Getty İmages, sen kimsin ya? İnsan gibi watermark koy.

Yarısında çıktım. Maçın yarısında değil, onu beklemedim bile, cümlenin yarısında çıktım. Ev benimdi, bıraktım çıktım. Kim istiyorsa alsın tapusunu üstüne yapsın.

Günler sonra dönünce, alt tarafı 9 dakikalık highlightlarını bile zar zor bitirdim. Yahu insan antrenmanda bile böyle oynamaz. Antrenmanda diyorum bak, we talking about practice man (not a game, not a game). Bunlar yürüdüler resmen.

192–182 biten maç mı olur? 90'larda, ortalama bir all-star maçında toplam 250 sayı, 12 blok, 53 serbest atışı oluyormuş. Yani oyun hem hızlı, hem de mücadele var. Son senelerin ortalamasıysa tam 370 sayı ve sadece 1.3 blok ile 14 serbest atış!

Hormonlu, tatsız tutsuz domatesler.


Bizim zamanımızda…

…şovla rekabetin bir dengesi vardı. Zaten rekabet olmayınca, şov da olmuyor. En kötü maçlarda dahi, sonlara doğru rekabet ruhu ağır basardı. Nihayetinde spor dediğin, kabilenin erkekleri birbirini öldürmeden testosteron fazlalıklarından kurtulsunlar diye icad edilmiş bir şey. Belli bir miktar gurur var işin temelinde.

60'larda millet smaç yemeyi hakaret kabul ettiği için, Curry gibi şakadan yere yatmak şöyle dursun, smaca kalkanları sakatlama amacıyla altına girerlermiş.

Hadi onlar deli, daha güncel zamanlara, 1987'ye gelelim. Kadrolar zaten efsane: Dr J, Moses Malone, Magic, Worthy, Bird, Kareem, Hakeem, Dominique Wilkins, Jordan. Öyle bir bolluk ki Barkley ve Isiah Thomas yedek. Ortamdaki hemen herkes Hall of Fame’de şu an.

Ama asıl mesele, mücadelenin gerçekliği: O aralar bir yandan Lakers — Celtics rekabeti var, bir yandan da Doğu takımının kendi içinde Pistons’la Bulls çekişmesi. Adamlar birbirlerinden gerçekten nefret ediyorlar, her topa atlayıp zıplıyorlar, sonunda da uzatmaya gidiyorlar zaten…

1987 Maç Özeti

Allah aşkına, nerede bunun güzelliği, nerede şimdiki Disneyland?

Aradan geçen yıllarda medya ve para katlanarak artarken, “gerçeklik” azaldı. Yani medyanın işi, olanı raporlamak değil, senaryo yazıp, çekip oynamak oldu. Abartılan Westbrook — Durant dramasının, zorla uydurulan Curry — Lebron rekabetinin, 80'lerde olan bitene kıyasla bu kadar yalan gözükmesinin sebebi bu.


Ama değişen piyasa koşulları, asıl sinirlendiğim şeye bahane değil: vurdumduymazlık. Her biri 100–200 milyon dolarlık max kontratlara imza atan 20'lik bebeler, “aman sakatlanmayayım” diye, “biz buraya zaten eğlence için geldik” diye, iki saat boyunca sahada sallandılar. Ve bunun üstünü örtmek yerine, böyle olması gerektiğini üstüne basa basa tekrarladılar. Milyar dolarlık ligin markası Lebron, maç öncesinde de, sonunda da “önemli olan kimsenin sakatlanmamasıydı, seyircilere istediklerini verdik” diyor. Hatta o koltuklara binlerce dolar bayılan kazların arasından bile bunu savunanlar var.

Halbuki, 1987'de kariyerlerinin başındaki Barkley veya Jordan, sakatlıktan korkmasını bilmiyorlar mıydı? Dr J veya Kareem, o ihtiyar halleriyle it gibi koşturmak yerine dinlenmesini bilmiyorlar mıydı? Bir tanesinin bile çıkıp “halk yürümemizi, boş potalara smaç basmamızı istiyor” demeye yüzü olur muydu?

Pazar günkü şımarıklığın boyutunu, basket bilenlere şöyle özetleyeyim: Gecenin en değerli oyuncusu, ev sahibi Anthony Davis seçildi. All Star rekoru kırmasını sağlayan 52 sayısının yarısı savunmasız (uncontested) smaçlardı. Asıl rekor bu olabilir. Ödülünü kaldırmak da epey mide ister:

Hemen git, rekorunu kırdığın Wilt Chamberlain’den özür dile, eşek sıpası seni

İşin gıcık tarafı, şimdiki toplam yetenek, belki 1987'dekinden de fazla. Sonuçta tarihin en iyi atleti (Lebron), en iyi şutörü (Curry), en iyi skorerlerinden biri (Durant), şimdiden en iyi dış savunmacılarından biri (Kahwi) sahada. Oscar Robertson’dan beri ilk defa triple double ortalaması tutturan biri sahada. Ve işin komik tarafı, sezonun en değerli oyuncusu ödülünü bunlar değil, Harden veya Thomas alabilir. Yani o sahaya ben çıksam, yine de ortalama yetenek tarihi seviyelerde kalacak, öyle bir kadro var. Gel gör ki sahada bir tane erkek yok.

(Bir tek çaylak Giannis savunmada çaba gösterdi. Sessiz film aktörü, mazlum kahraman Kahwi Leonard da bu sirki gururuna yediremeyip ikinci yarı oynamayı reddetmiş. Bir de Westbrook var tabii, en azından hücumda çabalayıp her zamanki gibi istatistik kastı, ama ev sahibini gölgelemesin diye oyundan alındı).

Russell Westbeast. Adam her maç öncesi 1 ton kokain çekmiş gibi oynuyor. “Daha fazlası var mı” diye çemberin üstüne bakıyor burada

Bilmiyorum bu trendin kökü nerede. 90'lardan itibaren her yıldız büyük kazanmaya başlamıştı ve tembel de olsalar, bunu itiraf etmeye yüzleri olmazdı. Şimdiyse genel bir umursamazlık, zeytinyağı gibi su üstüne çıkmacılık hakim.

Her konuda böyle gibi: Eskiden siyasetçiler zenginliklerini saklamaya çalışırlardı, şimdi onunla övünüyorlar. İnsanlar cehaletlerini saklamaya çalışırlardı, şimdi cahil olmayanla dalga geçiyorlar, sanki utanılacak şey oymuş gibi. “The inmates are running the asylum”.


Eminim abartıyorumdur şu anki ruh halimle ama…ama eskiden insanlar abartıyı da hor görürlerdi, şimdiyse…saka saka. Daha fazla kafa ütülemeyeyim. Gitmeden önce, favori All-Star maçımın özetini koyuyorum. Hayır, sandığınız gibi 1879'dan filan değil, 2001 yılından.

“Spoiler” olmasın diye sonunu söylemeyeyim. Hatta iyisi mi, link hala çalışıyorken, özeti yerine en sondaki videodan tüm maçı, en azından son kısımlarını izleyin. O sondaki sevincin gerçekliğini izleyin. Domateslerin kokusu burnunuza kadar gelecek.


2001 Maç Özeti

2001 Maçının Tamamı


Bu yazının orjinali Fularsız Entellik’te.

Email listesine üye olun, benzer içerikler doğrudan ayağınıza gelsin.

Bağış yapın çok sevdiyseniz. Zira site de, email listesi de ebediyen reklamsız.