Giovanni Domenico Tiepolo — A Dance in the Country

Apaçi Dansı

Kendi hikayelerimize haddinden fazla inanmış hayalperestler olarak yaşıyoruz hayatı, üzerinde pek de durup düşünmeden. Ne okuduğumuz kitaplar ne de bilgi dağarcığımıza kattığımız yeni yeni şeyler içimizdeki zorbayı çıkartıp atamıyor ve böylece akran zorbalığı; sadece ilkokul düzeyinde görüldüğü zannına kapıldığımız, bize bir hayli uzak bir psikolojik terimmiş gibi geliyor. Nasıl kör bir topluma, daha da acısı bireylere evrilmişsek artık; kendi akran zorbalığımızı bir eğlence enstrümanı olarak kullanıyoruz.

Biraz kendi üzerimize düşünsek, bu topraklara fazla geldiğimiz inancına kapılıyoruz. Tam bir Avrupalı, bilge, cumhuriyetçi, demokrat ya da solcu yakıştırmasını hiç düşünmeden konduruyoruz üzerimize. Güzel sıfatlarda elimiz bir hayli açık, gururumuz tam yerinde.

Tüm bunlar olurken sosyal adaletsizliği göremiyoruz. Bu ülkede bir zamanlar parasız/eşit eğitim isteyen insanların var olduğunu unutuyoruz. Cumhuriyet’in o genç yaşına rağmen nasıl tüm ülkeyi, tüm bireyleri kucaklamaya çalıştığını hiç hatırlamıyoruz. Tüm değerlerimizi sümen altı edip, sonra da bilimden, ahlaktan ya da sanattan konuşuyoruz. Bir tarafta en iyi öğretmenlerde ve çevrede büyüyen bir nesil bulunurken, sosyal adaletsizliğin faturası varoşlara, köylere kesiliyor. Köy enstitülerini arıyoruz da, varoşların ya da köylülerin cehaletini ayıplıyoruz.

Sahi ne olmasını bekliyoruz? Eğitimden, kültürden bihaber yetişen nesillerin içinden yeni bir Tolstoy çıkmasını mı? Köy enstitülerinin kapatmaya çalıştığı gedik bugün kocaman bir yara halini aldı ve derinleşmeye devam ediyor. Eğitimin ve kültürün internet çağında daha kolay yayılacağı ümidine kapılmışken, cehaletin de yayılacağını tahmin edemedik. Bir de bu ülkenin iyi eğitimli insanları olarak, yangına körükle gider gibi sosyal medyada akran zorbalığına soyunuyoruz. Bir videoda gözümüze kestirdiğimiz apaçilerin dansıyla eğleniyoruz, bir başka resimde semt oturuşunu yeriyoruz. Mizah süsü verdiğimiz tüm bu canilik içerisinde doğru düzgün tartışabildiğimiz hiç bir konu kalmıyor elimizde.

Hepimiz yüzümüzde maskelerle, ülkenin cehaletine üzüldüğümüzü iddia ediyoruz ki bu koca bir yalan. Ölesiye mutluyuz. Bizden daha kültürsüz insanların varlığı, iğrenç egolarımıza doyumsuz bir tatmin veriyor.

Biz gerçekler üzerine konuşmadıkça ve kendimizi eleştirmedikçe, içinde bulunduğumuz pislikten kurtulamayacağız. Ve eğer gerçeklerden konuşacaksak Bağcılar’da 80 kişilik sınıflarda okumuş nesilleri de, tek kariyer hedefi konfeksiyon atölyesinde makineci olmak olanları da, çevresinde doğru düzgün kitap okuyan tek bir insan bile olmayanları da konuşmak zorundayız. Eğer yumurtanın içinde bir civcivseniz, tüm dünya yumurta kadardır. İnsanları içlerinde bulundukları kültür ve imkanlardan ayrı tutarak değerlendirmeye çalışmak körlüğün dik alasıdır. Hiçbirimiz imkanlarımızı seçme şansına sahip değildik ve bir çoğumuz kendimize eğlence yaptığımız insanların şanslarına sahip olsaydık, onlardan çok daha başarısız bir performans sergilerdik.

Bir düşünün, biz nasıl insanlarız ki; iyi ya da kötü kendisini müziğe bırakıp dans eden bir insanı aşağılama gafletini sergiliyoruz. Ve ne yazık ki; “Her ülke hak edildiği şekilde yönetilir.” sözü toplumun eğitimsiz kesimi için değil, içinde bulunduğumuz durumda eğitimli kesimi için daha doğru duruyor.