Neden İstanbul’u Terk Ettim?

Bu ilk yazımda sizlere, naçizane İstanbul gözlemlerimi anlatmaya çalışacağım. Lâkin öncelikle İstanbul’da doğup büyüdüğümü belirtmem gerekiyor.

Her ne kadar Bağcılar pek istanbul sayılmasa da, İstanbul’da yaşadığım 20 yıl kadar sürede hem bir çok farklı yerini hem de gelişimini görmüş bulunuyorum. İstanbul’u anlatacak en harika kişi olmasam da, tecrübelerimin başkaları için değerli olabileceğine inanıyorum.


Tüm insanların kendisini mutlu hissetmesi için bazı temel ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Maslow’un İhtiyaç Hiyerarşisi Teorisi’ne göre bu istekleri bazı başlıklar altında sıralayabiliriz.

Bu hiyerarşinin ilk basamadığında yemek, içmek gibi fizyolojik ihtiyaçlar bulunuyor. Bu konuda ülkedeki tüm şehirler size yetecektir. Ancak ikinci basamakta bulunan güvenlik ihtiyacı söz konusu olduğunda, İstanbul yaşanılacak en kötü şehir. Evvela İstanbul’un önünde duran ve somut çözüm önerileri bulunmayan bir deprem tehlikesi var. Ne kadar unutsak ya da görmezden gelsek de, bu deprem bizi bekliyor. Bu konuyla alakalı yazılmış bir dünya uyarı yazısı bulabilirsiniz. Şu an Türkiye’deki hiç bir şehir, İstanbul kadar deprem riski taşımıyor.

Deprem başlı başına bir konu olmasına rağmen, güvenlik için tek başına bir tehdit değil. İstanbul kozmopolit bir şehir ve suç oranı oldukça yüksek. İstediğiniz kadar nezih bir semtte oturuyor olun, İstanbul’daki suç oranları insanı korkutuyor. Gazetelerin 3. sayfa haberlerinde İstanbul’la yarışabilecek bir Adana vardır sanırım. :)

İstanbul iş konusunda harika imkanlara sahip ve İstanbul’u gerçekten İstanbul yapan da bu. Ancak İstanbul dediğimiz yerin bir ucu Tuzla, bir ucu Silivri. İş imkanı derken, hangi bölgedeki iş imkanından bahsettiğimiz çok önemli. Yazılım sektörü özelinde konuşursak, iş yerleri genellikle kiralar nedeniyle pek oturmaya uygun semtler değiller. Dolayısıyla iş-ev arasında uzaklık İstanbul’da bir hayli ciddi bir sorun haline geliyor. Öyleki Sakarya-İzmit arasında işe gidip-gelmek, İstanbul içi işe gidip gelmekten daha rahat olabiliyor. Aslında bir çok İstanbullu farkında olmadan her gün şehirlerarası yolculuk yapıyor.

İstanbul’un bir diğer güzel yanı için eskiden estetik yanlarını sayabilirdik. Ancak bugün çok fazla bir estetik yanı kaldığını düşünmüyorum. İstanbul’un tarihi gözlerimizin önünde katlediliyor. Bunun en acı örneği Haydarpaşa. Üstelik bir şehri sadece estetik yanı ya da gece hayatı için tercih edemezsiniz. Edersiniz de, çok mantıklı olmaz. Çünkü ne her akşam gece kulüplerine gidebilirsiniz, ne de sürekli vapurla dolaşabilirsiniz. Bir şehri tercih ederken evleneceğinizi, çocuklarınız olacağını, yaşlanacağınızı, çocuklarınızı yetiştireceğinizi de düşünmeniz gerekir. İstanbul bu saydığım hususlarda berbat ötesi bir şehir.

Evlenmek istersiniz, evlilik sektörü sizi daha yolun başında parçalamaya başlar. Gelin arabası süslettirme işinden bile korkarsınız çünkü önünüzü kesen magandalar bahşiş almak için sizi öldürebilir (bknz). Doktor başına düşen hasta sayısı çok olduğundan, devletin sağlık imkanlarından yeterince yararlanamazsınız. Bu size ekstradan masraf olur ve doğum gibi hassas bir konuda bütçeniz sarsılabilir. Yaşınız ilerledikçe metrobüs, toplu taşıma, şehirdeki ses ve hava kirliliği sizin sinirlerinizi iyice germeye başlar. Asla 20 yaşında çevik bir metrobüs kullanıcısı olmayacaksınız.

Ayrıca diğer bir önemli mevzu barınmadır. İstanbul’da ev kiralasınız bir dert, ev satın almaya kalksanız ayrı bir derttir. Acayip acayip evlere, değişik değişik fiyatlar istendiğine defalarca şahit olmuşsunuzdur. Yukarıda bahsettiğimiz nezih semtlerde ev satın almak iyi kazanan bir yazılımcı için bile hayal mertebesine ulaşmıştır.

Maslow Teorisi’ne göre bu ihtiyaç basamaklarından birinde takılanlar, bir sonraki basamağa geçemez. Yani Güvenlik Gereksinimleri basamağında ele aldığımız tüm bu sorunlar yüzünden İstanbul’da yaşayanlar ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi, saygınlık gereksinimi, kendini gerçekleştirme gereksinimi gibi psikolojik eşiklerden uzaktır.


Buraya kadar anlattıklarım hepimizin bildiği İstanbul sorunları. Peki çözüm ne? İstanbul’u imkanınız varsa terk edin, yoksa yaratın.

Ben Sakarya’da öğrenim hayatımı tamamladıktan sonra İstanbul’da çalışmaya başladım. Bu süreçte trafikte geçirdiğim süreyi hesapladım: 65 yaşıma kadar yaklaşık 5 senem trafikte geçecekti. Bu beni İstanbul’tan taşınmak için ikna etti ve Sakarya’ya gelmeye karar verdim. Siz dilediğiniz başka bir şehri seçebilirsiniz, ben size bir çok insanın beğenmediği ve Yobaz Şehri olarak adlandırılan Sakarya’nın gerçekte nasıl iyi bir yer olduğunu anlatacağım.

İlk değinmek istediğim şey yine güvenlik. Sakarya’da yolda yürürken kimse size tekme atmaz ya da sataşmaz. En azından 10 yıldan beri ben hiç bu tarz bir şeyle karşılaşmadım. Hatta meşhur Çark Caddesi’nde haçlı bir tişört ile defalarca yürüdüğüm bile olmuştu. :)

Biraz şu tutuculuk üzerine bir kaç şey söylemek istiyorum. Sakarya’nın ilçelerinde Anadolu’nun her köşesinde göreceğiniz tutuculuğu görürsünüz. Özellikle bazı ilçeleri türbeler dolayısıyla daha bir fazladır. Ancak artık öğrenci ilçesi olmuş yerleri (Serdivan) de bir o kadar farklıdır. Bu ilçede İstanbul’un bir çok semtinde olmayacağınız kadar rahat edersiniz. Gece saat 3–4 sularında üç dört tane kadın Köfteci Hüseyin’e gidebilir mesela. Şimdi bir de İstanbul’un kaç ilçesinde bunun rahatlıkla yapılabileceğini düşünün. Gerçi bir kadın olmadığımdan dışarıdan gözlemlediklerimi belirtmek zorunda kalıyorum. Umarım bu şekilde dolaşan hanımefendiler de benim gözlemlediğim kadar rahat dolaşabiliyorlardır.

Sakarya’nın trafiği İstanbul’a göre yok denecek kadar azdır. Trafiğin yoğun olduğu saatlerde her yer 30 dakika ancak genellikle 20 dakikadır. Yine en fazla 20–30 dakika uzaklıkta şehir içinde ve dışında bir çok yeşil alan bulabilirsiniz. Sahi en son ne zaman bir ağaç gölgesine oturdunuz? Sakarya’ya yeşil alan eskiden daha fazla olmasına rağmen, burası da son dönemdeki betonlaşmadan bir nebze nasibini aldı. Ancak sadece 15 dakikada tezek kokusuna kavuşabildiğiniz yerleri de hala mevcut.

Benim gözlemlediğim kadarıyla hastaneleri genellikle yeterlidir ancak benim çok fazla doktora gitmeyen bir insan olduğumu da belirtmem gerek. Arada bir aile doktoruna gittiğimde, genellikle önümde 3–4 kişi olduğunu belirtmem gerek. İstanbul’da içeriye giremediğiniz ASM’ler olduğunu duyuyorum.

Toplu taşıması oldukça yeterlidir. Şahsen sadece bir ay öncesine kadar toplu taşıma kullanıyordum ve hem işe giderken hem de işten gelirken oturarak yolculuk etme şansına sahiptim. Ayakta olsanız bile hem yol kısa olduğundan, hem de çok kalabalık olmadığından rahatsızlık yaşanmıyor.

Ev kiraları ise İstanbul’a göre nispeten daha uygun. Sakarya’nın en güzel semtinde, site içinde 2 katlının 2. katındaki 3+1 daireyi 800TL’ye kiralayabilirsiniz. Eğer lüks bir şey istiyorsanız 1000TL civarında dolaşabilirsiniz. Bu fiyatlarına aşağısı da yukarısı da mümkün.

Ev satın almak ise İstanbul’a göre çok daha uygun. Şu an en güzel semtin metre kare fiyatları 2000 TL civarında dolaşıyor. Eğer tipik 140 metrekare 3+1 isterseniz 280.000 TL gibi bir fiyat ödemeniz gerekiyor. Ancak biraz daha yeni yerleşim bölgelerine çıktığınızda (10–15 dk) 200.000 TL’leri görmeniz mümkün. Ancak son dönemde 3 senede Serdivan’daki konut fiyatlarının %90 yükseldiğinin de altını çizmek gerekiyor.

Gelgelelim iş imkanlarına… Tabii olarak neredeyse hiç bir sektör İstanbul’la karşılaştırılamaz. Ancak burada yaşayan insanlar da bir şekilde iş güç sahibiler. Yazılım sektörü olarak konuşursak en çok iş imkanı Sakarya Teknokent bünyesinde bulunuyor. Firmaların çoğu startup düzeyinde oldukları için hem maaşları hem de kullandıkları teknolojiler İstanbul düzeyinde değil. Neredeyse tüm firmalar yazılımcı aramasına rağmen, içlerinden bazılarının da maaş ödemeleri konusunda sıkıntı yaşadıklarını da zaman zaman duyuyorum. Yalnız benim hem daha önce çalıştığım, hem de şu an çalıştığım firmada aldığım ücretler İstanbul düzeyindeydi ve ödeme konusunda sıkıntılarım olmadı. Özetle; tüm İstanbul buraya gelirse çok olur. :)

Gelir-gider ilişkisi için de bir ilave yapmak gerek. Yaklaşık 4 senedir Sakarya’dayım ve aldığım maaş ve harcamalarımı göz önüne alırsak, İstanbul’da aynı maaşı alıyorum diyebilmem için burada aldığımın %33 daha fazlasını almam gerekiyor. Kast ettiğim şey aynı yaşam standardının oluşması için. Sakarya’da sebze-meyve fiyatlarından tutun da, dışarıda yediğiniz yemeklere kadar daha uygun. Çok ufak farklılıklar olsa da, bu uzun vadede bütçede fark ediliyor. İstanbul’da gelen bir kaç arkadaşım dışarıda yediğimiz yemeklerin porsiyon büyüklüklerine şaşırmıştı. :)

Gece hayatı ve eğlenceye de değinmek istiyorum. 3 sene Sakarya Üniversitesi Rock Topluluğu’nda yöneticilik yaptım. Bir çok konserin organizasyonunda bizzat bulundum. Zamanla gece hayatı için imkanlar arttı ve giderek de artıyor. Sakarya zamanla muhafazakarlaşan bir yer değil. Sadece çok fazla mekan yok. Mekanların tekel olması bazen can sıkabiliyor. Ancak benim gibi çok fazla gece hayatına düşkün değilseniz, size yeterli olacaktır.

Eğlence mekanları haricinde tiyatro, sergi, söyleşiler yeterli. Zaten üniversite bünyesindeki öğrenci topluluklarından da faydalanma imkanınız var. Ben öğrenci olmamama rağmen bir çok etkinliğe katılma şansı buluyorum. Bu konuda şunu garanti edebilirim ki; sene içerisindeki tüm etkinliklere gücünüz yetmez. Sahi İstanbul’da en son ne zaman tiyatroya gitmiştiniz?

Sakarya ufak bir şehir olduğundan tüm etkinlikleri takip etmeniz gerekiyor. Mesai bitimine 10 dakika kala plan yapmak biraz zor olabilir. Mesela tiyatro biletleri satışa çıktıktan 1–2 gün içerisinde tükenir. Belediyenin organize ettiği bisiklet ve yürüyüş turları da aynı şekilde.

Bazen kız arkadaşımla birlikte düşünüyor; “Şu an İstanbul’da olsak ne yapardık?” diye. Genellikle cevabımız evde oturmak üzerine oluyor. Çünkü yapmak istediğiniz her aktivitede ekstradan 2 saat harcıyorsunuz.


Gereğinden uzun bir yazı oldu ve muhtemelen bir çok noktayı da atladım. Ancak özetle şunu söylemem gerekiyor ki; İstanbul yaşanılacak tek şehir değil. Sakarya bir çoğunuza hitap etmeyebilir. Ancak her şehrin kendisine ait güzellikleri var ve biraz daha şu gereksiz İstanbul hayranlığından sıyrılmak gerekiyor.