ESKİ BÜYÜKELÇİ DR. ALON LIEL TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİNDE SON 15 YILI IPA’ya DEĞERLENDİRDİ

20.12.2017

Dr.Alon Liel

İsrail’in eski Ankara Büyükelçisi Alon Liel:

“ERDOĞAN VE NETANYAHU TİCARET VE SİYASİ İLİŞKİLERİ AYRI TUTUYOR”

“DOĞALGAZ ANLAŞMASI OLMAYACAK YUNANİSTAN-İTALYA HATTI TERCİH EDİLECEK”

“ORTADOĞU’DA YENİ İKİ BLOK: RUSYA-İRAN-TÜRKİYE VE ABD-SUUDİ-İSRAİL”

“TRUMP’IN ATTIĞI ADIMLAR ÇOK DRAMATİK”

İsrail’in eski Ankara Büyükelçisi Dr. Alon Liel, Bağımsız Filistin Devleti’ni savunan çok az sayıdaki İsrailli diplomattan biri. Liel, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın Kudüs çıkışının ardından gerilen Türkiye-İsrail ilişkilerini Uluslararası Basın Ajansı — IPA’ya yorumladı.

Liel’e göre Erdoğan ve Netanyahu ticari ilişkileri siyasetin dışında tutarak büyütüyor ancak bu ilişkilerin iyi olduğu anlamına gelmiyor.

Akdeniz’deki doğalgazın Türkiye üzerinden taşınmayacağını söyleyen Liel, İsrail’in daha pahalı ama Erdoğan’a göre güven veren Yunanistan-İtalya güzergahını seçeceğini belirtti.

Liel’e göre Erdoğan’ın Ortadoğu’daki rolü azalmadı ancak yeni bir şekillenmeyle bölgede Rusya-İran-Türkiye bloğuna karşı ABD-Suudi-İsrail bloğu oluştu.

ERDOĞAN İKTİDARINDA İSRAİL İLİŞKİLERİ İKİ DÖNEME AYRILIYOR

Liel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İsrail’i terör devleti olarak tanımlaması,ardından Netanhayu’nun “Kürt köylerini bombalayan, gazetecileri hapse atan, İran’a ambargoyu delmeye yardım eden, Gazze’dekiler dahil teröristlere yardım eden birisinden ahlak dersi alacak değilim.” şeklindeki cevabı üzerine konuşan Liel’e göre, Erdoğan döneminde İsrail ilişkilerini ikiye ayırmak mümkün.

Liel: “Bu karşılıklı atışmalar geçen hafta oldu, daha çok taze. Ancak Erdoğan 15 yıldır iktidarda. Eğer Erdoğan dönemini ele alacak olursak, ben bu dönemi ikiye ayırırım; Kasım 2002 ile 2008 Aralık sonu bir dönem ki Erdoğan’ın ilk 6 yılını makul yıllar olarak tanımlarım. Bu dönemde de bazı sert söylemler olmuştu ancak ilişkiler makul düzeydeydi. Devlet başkanları arasında temas vardı, Abdullah Gül, Erdoğan her ikisi de İsrail’e geldi. Bizim başbakanımız en son 2008’de, Şimon Peres ise cumhurbaşkanı olarak 2007’de Türkiye’ye gitti. Bu yüzden ilk 6 yıl makul yıllardı.

Çöküş 2008 Aralık sonunda bizim Gazze’ye saldırmamız ile oldu, Dökme Kurşun operasyonuyla. Cumartesi günüydü. Neden olduğuna, sebeplerine girmeyeceğim ama ilişkilerde çöküş burada yaşandı. Sonrasında Davos ve Mavi Marmara hadiseleri yaşandı. 2013 Mart ayında biz özür diledik ve son bir buçuk yıldır da karşılıklı büyükelçiler yeniden göreve başladı ancak gerçek anlamda siyasi ilişkiler iyileşmedi. Liderler arasında temas yok.

SİYASİ İYİLEŞME YOK TİCARİ İYİLEŞME VAR

Erdoğan’ın 15 yılı, hemen hemen Netanyahu’nun 15 yılı ile örtüşüyor, ikili sadece 3 kez telefonda çok kısa görüştü. İlki Erdoğan’ın annesi vefat ettiğinde, ikincisi İsrail’in kuzeyinde büyük bir yangın çıktığında biz Türkiye’den yardım istemiştik ve üçüncüsü de Netanyahu özür dilediğinde. Dolayısıyla, siyasi ilişkilerde iyileşme olmadı, devam eden ticaretti, tüketim mallarına dayalı ticaret. Askeri ve güvenlik anlamında da hemen hemen ilişki olmadı. Bu yüzden son 15 yılı ikiye ayırırım; 6 makul yıl, 9 kötü yıl. Ve kötü yıllar devam ediyor. Trump’ın Kudüs açıklaması meseleyi başka bir boyuta taşıdı. Bilemiyorum ama muhtemelen, kötü yıllar bitmedi. Trump’ın açıklamalarına karşılık Türk tarafı bir şeyler yapacak, henüz bir şey yapmadıklarını düşünüyorlar. Ancak daha fazla şeyler yapabilirler. Ve sorunlar devam edebilir. Son ağız kavgaları taraflar arasında iyileşmenin olmadığına işaret, siyasi ilişkiler iyi değil, karşılıklı güven yok. “

İKİ LİDER SİYASETLE TİCARETİ AYRI TUTUYOR

Türkiye ile İsrail arasında 2002 yılında 1.4 milyar dolar olan ticaret hacmi 2014 yılında 5.8 milyar dolar düzeyine yükseldi. Liel’e göre bu hacmin niteliği önemli.

Liel: “Öncelikle sanırım bu yıl beş milyarın altına düştük. Her şeyden önce, iki lider de siyasi ilişkiler ile ticareti bilerek birbirinden ayrı tutup, ticaretin devam etmesine izin verdi. İki ülkenin ekonomisi, İsrail ve Türkiye, son 15 yılda çok iyiydi. Hızlı büyüme vardı, pazar vardı ve ekonomiler iyi iş çıkardı. Her iki ülkenin de birbirinden ürün alacak parası vardı ve alışveriş oldu. Ancak ticaret, ekonominin sadece bir boyutudur. Örneğin; Yatırım yok! İsrailliler tüm dünyada yatırım yapıyor ancak Türkiye’de yapmıyor. Türkler de İsrail’de yatırım yapmıyor. Turizm çöktü, Yahudi turizmi çöktü, hala Arap turistler gidiyor Türkiye’ye. Askeri ticaret, silah satışları durdu, bitti. Ancak her şeye rağmen emtia alışverişi devam etti.

Ayrıca unutulmamalı ki, Türkiye’de bir Yahudi topluluğu var. Bunların çoğu iş insanı ve İsrail’le bağları var, aileleri var, karşılıklı gidip geliyorlar ki ticaret devam etsin. Uçağa, gemiye ürününüzü koyarsınız gönderirsiniz. Başka bir unsur da İsrail halkı İstanbul aktarmalı bağlantı uçuşlarında Türk Havayolları’nı sıklıkla kullanıyor. Evet, doğru! İki ülke arasındaki emtia ticareti arttı ancak bu sıra dışı bir durum değil. Ekonomiler hızlı büyüdüğü zaman ticaret artar ancak bu ilişkilerin iyi olduğu anlamına gelmez. Bizimle diplomatik ilişkisi olmayan bir çok Körfez ülkesiyle bile ticaret yapıyoruz. Düşman gördüğümüz ülkelerle bile ticaretimiz var, ürünler yerlerine ulaşıyor. Bu ilişkilerin iyi olduğu anlamına gelmez.”

DOĞALGAZ ANLAŞMASI OLMAYACAK

Türkiye ile İsrail arasındaki ticaretin son dönem en önemli ayağı ise doğalgaz anlaşması. Liel anlaşmanın olmayacağını, İsrail’in Yunanistan güzergahını tercih edeceğini söylüyor.

Liel: Şimdilik görünen Türkiye ile bir gaz anlaşması olmayacağı yönünde. Ekonomik göstergeler Türkiye’yi çok cazip bir pazar yapıyor. Türkiye göreceli olarak daha yakın, çok gaza ihtiyacı var, Avrupa’ya gaz ihraç edebilir ancak gaz diğer mallar gibi sıradan bir ürün değil. Hükümet için gaz stratejik ürün. Gazın satışına hükümetin onay vermesi gerekiyor ve Erdoğan’a yeterince güven yok. Türkiye’ye gaz satışı noktasında ciddi görüşmeler yok. Türkiye ile anlaşma yapmamak için Kıbrıs-Yunanistan hattı üzerinden Avrupa’ya gideceğiz. Bu da Türkiye ile ilişkilerin iyi olmadığını gösteriyor. Son bir kaç yıldır görünen tablo bu. İsrail daha uzun ve riskli Yunanistan-İtalya hattını daha güvenli ve ekonomik Türkiye hattına tercih ediyor. Burada sebep kesinlikle siyasi değerlendirmeler.”

LİDERLERİN ÖFKESİ TABANI YANSITIYOR

Liel, Erdoğan ve Netenyahu’nun karşılıklı sert söylemlerini tabanda duyulan öfkeyle açıklıyor.

Liel: “Öncelikle gizli görüşmeler yok. Söylemler liderlerin öfkesini yansıtıyor, aynı zamanda tabanın öfkesini de yansıtıyor. Netanyahu, İsrail halkının Erdoğan’dan nefret ettiğini biliyor ve halkta iyi karşılık bulacağını bildiği için bu söylemi kullanmayı göze alabiliyor. Muhtemelen Erdoğan da destekçilerinin çoğunun İsrail’den nefret ettiğini biliyor, onlar Filistin’i tercih ediyor. O da bu tarz söylemin tabanda kabul göreceğini biliyor. Bu yaklaşım kişisel öfkeyi mi yoksa tabanın öfkesini mi yansıtıyor? derseniz, anlatması zor. Ancak her iki durumda da genelde liderlerin düşmanca yaklaşımı halkın, tabanın öfkesini yansıtıyor. Birlikte oluşuyorlar. Liderler haşin söylemlere sarıldıkça halk daha öfkeleniyor ve liderler söylemdeki tonu daha da arttırıyor. “

ŞARTLARI İSRAİL-FİLİSTİN GÖRÜŞMELERİ DEĞİŞTİREBİLİR

Lien, iki ülkenin diplomatlarının Erdoğan ve Netanyahu’yu ikna edemeyecekleri, şartların ancak İsrail-Filistin görüşmelerindeki iyileşmeye bağlı olduğunu dile getiriyor.

Lien: “Türkiye ve İsrail gibi ülkelerde diplomatların yapacağı çok bir şey yoktur. Türkiye’de oyunu Erdoğan yönetiyor. Özellikle de dış politika ve İsrail’le ilişkiler noktasında. İsrail’de ise yönetmen koltuğunda iki bakan var, Netanyahu ve Savunma Bakanı Libermann. Diplomatlar çok bir şey yapamazlar, toplantı yaparlar, görüşürler ancak ilişkinin türünü siyasetçiler belirler. Türk diplomatların, Erdoğan’ı farklı adım atması yönünde ikna edebildiklerini görmedim, burada İsrail’de de diplomatların Netanyahu’yu ikna edebildiğini görmedim. Risk çok büyük, güven en düşük seviyede ve sorunlar diplomatlar seviyesinde tamir edilemeyecek düzeyde. Ne ki, İsrail-Filistin görüşmelerindeki şartlar değişir, süreç devam ederse o zaman değişim olabilir. Fakat şu anda diplomatlar ortamı yatıştıramaz, tarafları sakinleştiremez. Erdoğan ve Netanyahu gibi dış ilişkileri ve ikili ilişkileri elinde tutan liderlere karşı diplomatların yapabilecekleri sınırlıdır.”

S: Siz Bağımsız Filistin devletini savunan birisiniz. ABD’nin Kudüs kararına karşı Müslüman dünyasını tepkisi ne olur? Orta Doğu’da diplomasi hala bir zafer kazanabilir mi?

TRUMP’IN ATTIĞI ADIMLAR ÇOK DRAMATİK

Liel’e göre İslam İşbirliği Teşkilatı’na Suudi Arabistan ve Mısır’dan lider düzeyinde katılım olmaması Erdoğan için büyük bir darbe, ancak asıl dramatik olan Trump’ın attığı adımlar.

Liel: “İstanbul’da İslam İşbirliği Örgüt’ünün toplantısı oldu ve Doğu Kudus’ü Filistin’in başkenti kabul ettiler. İslam aleminin tepkisi bu. Tanıma, İİT’nin sadece Trump’ın kararına sadece karşı çıkmakla kalmıyor, Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti ilan ediyor. Ancak çok önemli iki Arap ülkesi; Mısır ve Suudi Arabistan İstanbul’daki toplantıya devlet başkanı değil daha düşük seviyede bakanlarını göndererek katıldı. Bu kesinlikle Erdoğan için bir darbedir. Başka bir unsur ise Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti kabul edilmesi çok da dramatik değil. Bu zaten Arap dünyasının her zamanki görüşüydü. Asıl Trump’ın attığı adım çok ama çok dramatik. Trump, uluslararası kamuoyunun on yıllardır ala geldiği kararları hiçe saydı, aksine karar aldı. Trump’ın tüm Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesi çok sarsıcı. Buna karşılık, İİT’nın kararı düşük seviyeden, tuhaf olmayan bir cevap.”

RUSYA-İRAN-TÜRKİYE BLOĞUNA KARŞI ABD-SUUDİ-İSRAİL BLOĞU

Liel, Erdoğan’ın Ortadoğu’da ya da İslam Alemi’nde gücünü kaybettiği görüşüne “sanmıyorum” cevabını veriyor.

Liel: “Erdoğan, İran’la çok güzel anlaşıyor, Irak’la arası iyi ve şimdi de Suriye krizinde kazananlardan biri. Uçuşa yasak bölge kapsamında Suriye’nin kuzeyinde bir bölge Erdoğan’ın kontrolünde olacak. Referandum sonrası Barzani’ye ağır darbe indirdi, Kuzey Irak Kürt meselesinde de başarılı oldu. İsrail, Orta Doğu’da herşey demek değil. Suriye’yi, Rusya, İran, Türkiye arasında böldüler. İsrail bu işin bir parçası değil. Yakında yanı başımızda Suriye’de İranlılar olacak. Lübnan’da İranlılar olacak, Gazze’de İranlılar olacak. Şu anda Türkiye İran’la çok yakın ilişki içinde. Bu bir anlaşmazlık. Bloklar oluşuyor. Bugün, Suriye özelinde Rusya-İran-Türkiye bloğuna karşılık ABD-Suudi-İsrail bloğu oluştuğunu söyleyebiliriz. Ancak bu durum Suriye’nin ötesine de geçecek.”