Kadın ve Erkek: Neden bu kadar farklıyız?

Hikayemiz uzunca bir geçmişe ve bilimsel kanıtlar üzerinden sonuca varmaya dayanıyor. Okuyacaklarınız kendi fikirlerim değil, biyolojik olarak ispatlanmış çözümlemelerdir. Roman yazmak istemediğim için 3 bölümlük mini dizi olarak yazmayı planlıyorum. Konu hakkında kitap okumak isteyenler de çıkarsa önerebileceğim bir kütüphane dolusu kitap var, yazmanız yeterli.

Primitif dönemde; atalarımızın atalarının, yaşamak, hayatta kalmak için kadın ve erkek arasında yaptığı herbir iş bölümü, bugün birbirimizin davranış ve hareketlerine bir türlü anlam veremememize sebeptir.

Kadınlar ve erkekler; bizler, birbirimizden farklıyız. Bu kadını ya da erkeği daha iyi ya da kötü yapmıyor, yalnızca farklıyız. Tek bir ortak özelliğimiz var; aynı türden olmamız.

Kadınlar, erkekleri; ilgisiz oldukları, dinlemeyi bilmedikleri, soğuk davrandıkları, az konuştukları, özel günleri hatırlamadıkları, sevmekten çok sevişmeyi tercih ettikleri, klozetin kapağını indirmeyi unuttukları için eleştirir.

Erkekler de kadınları kötü araba kullandıkları, yön duygularının olmadığını, gereksiz yere çok konuşup, çok detaycı olduklarını, sevişmeyi başlatmadıkları, dırdırcı oldukları için eleştirirler.

Peki neden? Karşımızdaki kişinin davranışlarına akıl sır erdiremediğiniz, nasıl böyle davranabiliyor ya dediğiniz olmadı mı? Bu farklılaşmanın tek nedeni biz kadınlara pembe kıyafetler ve bebek oyuncaklar, erkeklere ise mavi kıyafetler, futbol topu ve tabancının verilmesi mi?

Hayır değil. Bu bir türlü anlam veremediğimiz davranışların mantıklı bir sebebi var. Farklılaşan her fiziksel ve davranışsal değişikliğin bilimsel bir nedeni var. İş sandığımız kadar yüzeysel değil.

Farklı şekillerde geliştik, çünkü şartlar bunu gerektirdi. Erkekler avlandı, kadınlar topladı. Yani erkekler korudu, kadınlar besledi. Bunun sonucunda; bedenlerimiz ve beyinlerimiz tamamen farklı gelişti.

Bir Çinli’nin çekik gözlü olma sebebi nasıl ki evrimsel süreçte maruz kaldıkları doğa şartlarıysa, kadın ve erkeğin bu denli farklı olması da aynı şekilde evrimsel süreçtir. Bedenlerimiz, bazı işlere daha iyi uyum sağlamak üzere fiziksel olarak değişirken, zihinlerimiz de aynı şekilde değişim gösterdi.

Erkekler dışarıda çalışırken kadınlar içeride kalıp mağaradaki ateşi canlı tutmaya çalıştılar. Yani iki cins bilgiyi farklı şekilde işliyor. Farklı düşünüyor. Farklı şeye inanıyor. Farklı algıları, öncelikleri ve davranışları var.

Hala bir çoğumuz, bebeğin dünyaya boş bir zihinle geldiğini; annenin, babanın, öğretmenin, çevrenin kendi seçim ve tercihlerini bu boş zihine yazarak kişiyi şekillendirdiğini düşünüyor. Fakat artık biyolojik kanıtlar; hormonlarımızın ve beyinsel özelliklerimizin sorumlu olduğunu gösteriyor. Yani kızlar ve erkeklerin kendilerine yol gösterecek aile ya da toplumun olmadığı ıssız bir adada büyümeleri durumunda, kızların yine kucaklanmaya, okşanmaya, arkadaşlar edinmeye erkeklerin ise fiziksel olarak birbirleriyle yarışmaya, hiyerarşik gruplar oluşturmaya devam edeceği anlamına geliyor.

BUGÜNE NASIL GELDİK?

Uzun uzun zaman önce erkekler ve kadınlar birlikte çok mutlu ve uyum içinde yaşıyordu. Erkek her gün dışarı çıkıyor, ailesine yiyecek götürmek için avcı olarak hayatını riske atıyordu. Yiyeceklerin yerini tespit etmek ve bunları evine götürebilmek için uzun mesafe seyir becerisi, hareket halinde bir nesne vurabilmek için nişan marifeti gelişmişti.

Kadın da kendini değerli hissediyordu, sonuçta eşi kendisine yiyecek getirmek için hayatını tehlikeye atıyordu. Bu yüzden o da bulunduğu yerde elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyordu. Erkeğin başarısı, kadın tarafından mücadelesi ve çabası için takdir edilerek ölçülüyordu. Çöpleri dışarı çıkarması, bebeğin altını temizlemesi, ev işlerine yardım etmesi gerekmiyordu. :) Kadın da; evinden ve çocuğundan sorumluydu. Yakın çevresindeki (evindeki) ani tehlikeleri fark etmesi, çocuğunun fiziksel ve davranışsal değişikliklerini hissedecek duyarlılığa sahip olması gerekiyordu.

Kadın; çocuğuna bakarak, evini koruyarak, meyve toplayıp diğer kadınlarla sosyalleşerek günün geçiriyordu. Ava çıkmasına, düşmanla savaşmasına gerek yoktu. Başarılı olmasının tek ölçütü; aile yaşantısına sahip çıkmasıydı.

Yaşamak zor ama ilişki kurmak kolaydı. Yüzbinlerce yıl boyunca avcılar avlarıyla eve dönüyor ve besleyiciler gelen avı yemeye hazır hale getirip servis ediyordu.

PEKİ ŞİMDİ?

Artık ailenin devam etmesi için avcı ve besleyici rollerin eskisi gibi devam etmesi gerekmiyor. Kadınların, eşleri avdayken evde oturup çocuk bakması beklenmiyor. Artık tarihte ilk kez; karşımızdaki kişiden sevgi, tutku, ilgi, kişisel tatmin bekliyoruz.

YUH İPEK, SENDEN KORKULUR NE ARA BAKTIN KADINA?

Avcı ve besleyiciyi anlattım. Atalarımız kadınlar; çocuklarına bakıp yuvalarını korudular ve bu iki durumda ani tavır ve tutum değişikliklerini fark etme zorunda kalarak bu yetimizi geliştirmiştir.

Bu nedenle bir yere girdiğimizde bize ya da eşimize bakan, kavga eden, bir şey ima eden kadının ne ima ettiğini anında farkederiz.

“Kadın içgüdüsü” denilen şey aslında 6. histen öte küçük detayları farkedilme yeteneğimizin gelişmiş olmasıdır, çünkü evde ağlayan ya da dudak büzen çocuğun acı, açlık, yaralanma gibi duyguların hangisini yaşadığını anlamaktan sorumluyduk.

Mağarada çok vakit geçirmeyen erkekler ise kişiler arası iletişim yetisini geliştiremiyordu.

AMA SEN DE GÖZÜNÜN ÖNÜNDEKİ ŞEYİ GÖRMÜYORSUN

diyen kadınlar online mı? Evet erkekler gözlerinin önündeki şeyi görmüyorlar. Kadınların retinadaki konları erkeklerden daha fazladır ve görüş açıları da yine erkeklerden daha geniştir. Erkeğin avlanmaya koşullanmış olan beyni, daha dar bir alanı görüyor. Kadın beyni, yuvayı korumakla yükümlü olduğu geçmişin etkisiyle, daha geniş bir görüş açısındaki bilgileri çözüyor. Şimdi oturdu mu, adamın yakın mesafede arayıp arayıp bulamadığı çorabın gözünün önünde çıkması?

ERKEKLER NEDEN YALAN SÖYLEYEMİYOR?

Beynimizin iki farklı lobu vardır; sağ ve sol lob. Her iki lob da farklı bilişsel duyuları gerçekleştirir. Bu iki lob arasındaki transferi sağlayan bir de kablo vardır. (Korpus kallosum) Bu kablo kadınlarda erkeklere göre daha kalın ve hızlıdır. Bu nedenle beynin farklı loblarına ait; sözel, görsel, işitsel ve diğer işaretleri ustaca birleştirip hızla çözümleyebiliyoruz. Erkeklerde bu transfer daha incedir ve süresi daha uzundur. Bu nedenle düşündüğünü hareketiyle birleştirip inandırıcı bir şekilde söylemeleri daha zordur.

PROGRAMLANAN CENİN

Madem farklarımız bu kadar net; kendini kadın gibi hisseden erkek ve erkek gibi hisseden kadın nasıl bir kimyaya sahip?

Eğer cenin genetik olarak erkekse (XY) hücreler büyük miktarda erkeklik hormonunu, özellikle testesteronu vücutta harekete geçiriyor, böylece erkek organları oluşuyor ve beyin de erkeksi özellik ve davranışlara programlanıyor.

Diyelim ki erkek ceninin (XY) erkek genital organları oluşturmak için en az bir birim, beyinde erkek işletim sisteminin gelişmesi için de en az üç birim erkek hormonuna ihtiyacı var ve gerekli dozajı alamıyor. Örneğin dört birime ihtiyaç duyarken üç birim alabiliyor. İlk birim erkek genital organlarını oluşturmak için kullanılıyor, beyinse iki birim daha alabiliyor. Böylece beyin üçte iki erkekleşmiş oluyor, üçte biri dişi kalıyor. Sonuçta erkek çocuk doğuyor ve beyni esasen erkek olsa da bazı dişi düşünce kalıpları ve yetenekleri de içeriyor. Eğer erkek cenin yalnızca iki birim erkeklik hormonu alırsa, biri testis oluşumu için kullanılır; beyin de üç yerine bir hormon alır. O zaman beyni yapı ve düşünce açısından dişi olan, ancak genetik erkek bedenine sahip bir bebeğiniz olur.

(Dilerseniz bu ayrımı detaylı olarak çözümleyecek çok detaylı testler var, paylaşabilirim)

Bir sonraki bölümde “Kadının Söyledikleri — Erkeklerin Duydukları” başlığıyla karşınızda olacağım. Muck!