Aşk fedakârlıktır

Aşk feda etmektir. Abdullah oğlu Muhammed’in gördüğünü gören başkaları da vardı. İnsanlığın nasıl bir zifiri karanlığa gömüldüğünü görmeseydi, Zeyd b. Amr b. Nüfeyl öleceğini bile bile gönüllü bir sürgünle çöle kaçar mıydı? Varaka b. Nevfel, Osman b. Huveyris, Ubeydullah b. Cahş ilk akla gelen isimler. Bunlar Kureyş’in hak yol arayıcıları. Birde civar kabilelere mensup olanlar var. Hepsi de iyi, ama aktif değil pasif iyi.

Abdullah oğlu Muhammed’i farklı kılan bir şey var: O her şeyini terk edip, kendini Hıra’ya vuruyor. Ticaretini, işini, evini, eşini, çocuklarını, akrabasını, hısımını, arkadaşlarını, kabilesini, kavmini ve şehrini… Bu bir fedakârlıktır.

Dava adamı, feragat ve fedakârlık abidesi olamadıkça hiçbir şeyin adamı olamaz. Entelektüel düdük gibi son fikri son duyduğu olan, her telden çalan ama hiçbir işe yaramayan cins tipler, potansiyelleri olmadığı için değil, fedakâr olmadıkları için iş çıkaramazlar.

Aşk fedakârlıktır. Bu fedakârlığı yapabilenler daima azdır. Allah Rasulü’nün nübüvvetten sonra çektiği “adam yokluğu” başta fedakârlık olmak üzere aşkın üç rüknüne sahip olan adam yokluğuydu. Allah Rasulü’nün çektiği adam yokluğunu, dertlendiği bir seferinde söylediği şu söz göstermiyor mu: “İnsanlar da develer gibidir; yüz tanesini bir arada bulursun da, binecek bir tane bulamayabilirsin.” (Buhari ve Müslim)

İbn Sa’d naklediyor: Hz. Ömer halifeyken bir seferinde huzurda bulunanlara sormuştu: “Allah’tan bir tek şey dileyecek olsanız ne isterdiniz?” Oradakilerden kimisi tasadduk etmek için bir oda dolusu altın ve gümüş, kimisi cennet istedi. Sıra Ömer’e geldiğinde cevabı şu oldu: “Allah’tan bir oda dolusu Salim, Muaz, Ebu Ubeyde gibi adam isterdim.”

Anam babam sana feda olsun ya Rasulallah! Gerçek sahabeden sık duyulan bu söz, yeryüzünde görülebilecek fedakârlıkların abidesiydi. Bunu söylemek kolay, fakat gerçekleştirmek zordur. Sahabe içinden öyleleri vardı ki, savaş meydanında kafir babasıyla çarpışmak zorunda kalmış ve öldürmüştü. Ebu Ubeyde b. Cerrah ve Muaz b. Amr b. Cemuh bunlardandı. Bu sonuç bir gözü dönmüşlük değil, büyük bir fedakârlıktı. Zira Ebu Ubeyde ne kadar kaçtıysa babası arkasından öldürmek kastıyla gelmiş, onu çarpışmaya ikna etmek için de ne kadar kutsalı varsa ağız dolusu küfretmiş ve onu tahrik etmişti. Buna rağmen Ebu Ubeyde onu öldürmeye mecbur kalışını hiçbir yerde iftihar vesilesi olarak anlatmadı. Zira bu onun için âşık olduğu iman uğruna katlanması gereken bir fedakârlıktı.

Âşıklar arkalarına bakmazlar. Arkalarına bakanlar âşık olanlar değil, âşıkmış gibi yapanlardır. Hz. Lut ile karısını ayıran da buydu. Lut’un gözü arkada kalmadı, ama karısının gözü arkada kalmıştı. Gözü arkada kalanların, gerçekte gönlü arkada kalmış demekti. Allah da onu gönlünün kaldığı yere döndürdü.

Kur’an’da acı hatırası yâd edilen Firavun’un karısı Asiye bir aşıktı. Mü’min suresine adını veren mü’min gibi imanını saklayabilir, Hz. Musa gibi ülkeyi terk edebilirdi. Fakat bunları yapmadığı için kocası Firavun’un işkencesine uğradı. Bu öyle dayanılmaz bir işkenceydi ki, sonuçta ölüm mukadder görünüyordu. İşte o halde Asiye’nin kendisine küfrü dayatan kocasına söylediği şu dillere destan sonsözleri, vahiy insanlık tarihinin hafızasına kaydetti. Bu tavır akılla değil, ancak aşkla izah edilebilirdi:

“İman edenlere ise Allah, Firavun’un karısını örnek göstermiştir: Hani o “Rabbim! Lûtfu kereminden bana cennette tarifsiz bir köşk ihsan et; beni Firavun’dan, onun (çirkin) amelinden ve zalim kavmin (şerrinden) kurtar!” (66:11)

Firavun’un mü’min karısı Asiye’ye göre “kurtuluş” imansız yaşamak değil, imanla ölmekti. O da öyle yaptı ve âşıklar kervanına katıldı.

Hz. Nûh bir âşıktı. Karada gemi yapmanın rasyonel bir izahı yoktur. Karada gemi yapanlar ve karada gemi yapanların peşine düşenler, hep davasına âşık olanlardır.

Hz. İbrahim’in ateşe atlayışı içinde aşk olan bir imandan başka ne ile izah edilir? Ateşin onu yakmamasının verdiği ders şuydu: Hiçbir Nemrud’un ateşi imanı ve aşkı yakamaz.

Bunların hepsi aşkın fedakârlık hanesine yazılmalıydı. Allah da öyle yazdı.

Topraksanız, diken dibine değil gül dibine toprak olun.

Suysanız, bulaşık suyu değil zemzem suyu olun.

Taşsanız, deli taşı değil hacerü’l-Esved olun.

Balta ve bıçaksanız, bir İbrahim’in elindeki balta ve bıçak olun.

Dağsanız Uhud olun.

İnsansanız, pasif değil aktif olun.

26.11.2012

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.