İftira Gündemi : Bir Yazarın Akıl Tutulması

Eskiden çok ciddiye alarak okuduğum fakat şu sıralar “yine ne saçmalamış” demekten kendimi alıkoyamadığım bir yazar var. İsmi lazım değil…

Çalıntı cümleler ve çalıntı kavramlaştırmalarla kendisini göstermeye çalışan bu yazarın şimdilerdeki çalıntısı ise “paralel din” kavramı. Bu kavramı ilk defa kimin kullandığını burada söylemek istiyorum zira bu kavramı ilk defa kullanarak paralel devletten daha tehlikeli olduğunu söyleyen isim söz konusu yazarıın sürekli olarak hedefinde olan Mustafa İslamoğlu’dur.

Ne garip ki yazar, her fırsatta gayri ahlaki bir şekilde saldırdığı Mustafa İslamoğlu’nun kavramlaştırmasını kullanmak zorunda kalmış. Hem de kaynak göstermeden veya atıfta bulunmadan. Ama bu yazar bunu daha önceden de defalarca yapmıştı. O yüzden pek de şaşırmadım.

Bu aralar yazarımızın kafası bir hayli karışık gibi. FETÖ ile mücadele ederken diğer cemaatlerin de arada kaynamamasını isteyen yazarımıza sormak istiyorum: Arada kaynamasından korktuğunuz bir yapı/cemaat/tarikat mı var? Bence korkmaya gerek yok bu konuda. Çünkü eğer cidden yapılanmaya çalışan bir yapı varsa elbette ortaya çıkar. Yapılanma derdi olmayanlar zaten alınları açık şekilde korkusuzca geziyorlar. Korkanların ise herhalde yapılanma gibi bir dertleri var. Durun daha yeni kurtulduk Paralel Yapı/FETÖ’den… Hatta kurtulamadık daha…

Kalemini silah olarak kullanan yazarımızın ülke gündeminden pek de haberi yok anlaşılan. Bunu son yazısının konusundan anlayabilirsiniz. Yazar, bu sefer Ehl-i Sünnet’i müdaafaya soyunmuş. İddialı ama tutarsız bir yazı kaleme alarak kendince batının Ehl-i Sünneti yok etmeye çalıştığını iddia eden bu yazar, bin yıllık geleneğin savunmasını yapmaya çalışmış.

Yazıyı okuyanlar hatırlayacaktır; 15 Temmuz darbe girişimini Türkiye’nin önünü kapatmak ve İran’ın, dolayısı ile Şia’nın önünün açılmasıyla bağlantılandıran yazarımıza şu soruyu sormak yerinde olacaktır. 15 Temmuz’u FETÖ yapmadı mı? FETÖ ve onun teröristbaşı lideri Fethullah Gülen de sözde Ehl-i Sünnet değil mi? Ve bu örgüt katı bir Şia/İran düşmanı değil mi? Şimdi nerden çıktı bu komplo? Bari bu tezinin altını dolduracak belge ve bilgileri de paylaşsaydın ya…

Kalemşör yazarımız, bununla da kalmıyor ve olayı yine sürekli saldırdığı Kur’an Müslümanları’na getiriyor. Uydurulmuş din söylemi ile hadislerin ve Paygamberin devre dışı bırakılmak istendiğini söylüyor. Yazar, bu sözü ile “uydurulmuş din — İndirilmiş din” diyerek yeni bir tecdit çalışması başlatan tüm akl-ı selim insanların hakkına giriyor. Yahu kaç defa söylenmeli ki Kur’an Müslümanları’nın Peygamberi ve hadisleri devre dışı bırakmak gibi bir dertlerinin olmadığı. Ayrıca Kur’an Müslümanları’nı nasıl oluyor da FETÖ ve 15 Temmuz ile bağlantılandırıyorsun. Daha düne kadar Fethullah Gülen ile söz birliği yaparak “Kur’an Müslümanlığı sapıklıktır” diyen sen değil miydin?

Ayrıca mezhepleri tartışmaya açmayı sanki büyük bir ihanet gibi sunan yazarın mezheplerin çıkışlarından bu yana sürekli tartışıldığını bilmemesini de doğru bir mezhepler tarihi eseri okumayışına veriyorum. Sorsanız İslam tarihindeki ilk mezheplerin adını bile sayamaz belki…

Aklı baya baya karışmış olan yazarımız, kendi zihninde neredeyse putlaştırdığı Ehl-i Sünnet mezhebini savunurken de “aman yanlış anlamayın bu Sünniliği yüceltmek ve Ehl-i Sünnet’i dinleştirmek değil” diyor. Ama bakın yazısını nasıl sonlandırıyor.

“Özetle: Kim ki, Ehl-i Sünnet’e ve Ehl-i Sünnet’in çok zorlu şartlarda iyi kötü temsilcisi, sigortası sahih cemaatlere, tarikatlere saldırıyorsa, bilin ki, o kişi, çeyrek asırdır İslâm’la savaşan Batılıların değirmenine su taşıyan ya salak ya da asalak bir kişi veya “paralel din” şebekesidir.”

Yazarımızın bu son yazısı, kafası karışıklığın ve akıl tutulmasının en büyük örneği. Yazarın entellektüel görünme çabası ona tutarsız ve mesnedsiz yazılar yazdırıyor. Bütünleştiricilik beklediğimiz bu yazar, daha çok ayrıştırıyor ve toplumu dolduruşa getiriyor. Benden tavsiye; bu göle bu maya tutmaz…

Şunu da belirtmeliyim; Ben de şu içinde bulunduğumuz hassas dönemlerde İslami hareket dairesinde bulunan hiçbir görüşün, grubun veya mezhebin çatışmasını istemem. Elbette bizim ilk şiarımız vahdettir. Bizler Müslümanlar olarak vahdeti istiyoruz. Ama vahdet isterken bile birilerine saldıran, iftira atan ve karalayanların istediği parçacı vahdeti değil. Vahdet isterken, kendisini belirleyici olarak gören ve şu cemaat gelsin şu cemaat gelmesin, şu görüş gelsin, şu görüş gelmesin, falanca tarikat gelsin falanca tarikat defolup gitsin diyerek, vahdeti değil daha çok parçalanmayı sağlayanların istediği vahdeti istemiyoruz.

Mezhepçiliğin Müslüman toplumları ne hale getirdiği ortadayken halen vahdet adı altında mezhepçilik yapan ve iktidarı ele geçirdikleri ilk anda kendisi gibi düşünmeyenleri bertaraf edecek olan kişilere söyleyeceğim bir çift söz var.

Kardeşlik narası atsanız bile samimiyetinize inanmıyorum. Hatta sizin Ehl-i Sünneti bile anlamadığınızı düşünüyorum.”

Cuma Obuz
11.08.2016

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.