
Şiilik mi Râfızîlik mi? -2-
Bölüm 2
İbn-i Sebe ilk olarak Hicri 659 senesinde fitnesini yaymak üzere Hicaz bölgesine gittiyse de burada halkın kendisine iltifat etmemesi sebebiyle tutunamayarak buradan Basra’ya gitti. Zamanın Basra vâlisi Abdullah b. Âmir İbn-i Sebe’nin faaliyetlerinden haberdar olunca onu huzuruna çağırtarak kendisine kim olduğunu sordu. O da ‘’Ben ehl-i kitaptan , İslam’a ilgi duyan ve senin yakınında bulunmayı isteyen biriyim’’ dedi. Bunun üzerine Abdullah b. Âmir ‘’söylediklerini duymamış olayım’’ diyerek İbn-i Sebe’yi Basra’dan kovdu. İbn-i Sebe, Basra’dan Kûfe’ye gitti fakat burada da benzer sebeplerle kovuldu ve nifak tohumlarını saçarak Mısır’ vardı. Mısır’da faaliyetlerine uygun ortamı buldu ve burada çalışmalarına başladı.
İslam alimleri, İbn Sebe’nin Mısır’da tutunabilmesinin en büyük sebebinin, Mısır’ın coğrafi olarak uzak olmasının Sahabenin buraya İslamı anlatmak ve tatbik etmek için yeterince zaman ayıramamasından ileri geldiğini belirtmişlerdir. Halkın Hicaz bölgesine nazaran daha bilgisiz olması İbn Sebe’nin nifak tohumlarını yaymasını kolaylaştırmıştır.
İbn-i Sebe’nin ortaya attığı sapık fikirler başlangıçta siyasi görünse de Ehl-i Sünnet inancını sarsıp yok etme amacını taşıyan fikirlerdi. Onun sapık fikirleri İslam Tarihi boyunca insanları fitne ve fesada boğmuş ve bugün bile korkunç etkileri devam etmektedir.
Ric'at Meselesi (Geri Gelme, Geri Dönme )
İbn Sebe ric'at meselesini ortaya atarak ‘’Şaşılacak bir durum.Bazıları İsa'nın (as) geri döneceğine inanıyor fakat ondan daha büyük bir Peygamber olan Muhammed’in (a.s) geri döneceğini inkar ediyor.Oysa ki Kur’an şöyle buyurmuştur ‘’Ey Peygamber, Sana Kur’an’ı indiren ve ona uymayı farz kılan Allah (swt), kesinlikle seni döneceğin yere döndürecektir’’ Muhammed geri dönme (ric'at) konusunda İsa’dan (ra) önceliklidir.’’ demiştir.
Bu fikrini bazen ayet-i kerimelere bâtıni bir mânâ atfederek ispat etmeye çalışıyordu. Sonra insanlar kendi aralarında bu konuyu konuşmaya ve kabullenmeye başladılar. Böylelikle halk arasında ric’at meselesi olağan bir şey gibi kabul görmeye başladı.
Vasîlik Meselesi
İbn Sebe ric’at fitnesi ile yetinmeyerek bu seferde vasilik meselesini insanlar arasında dillendirmeye, onları bu fikri kabul etmeye teşvike başladı. Hatta bununla ilgili ‘’Önceki dönemlerde tam bin tane Peygamber ve bunların hepsinin geriye bıraktığı bir vasisi vardı. Ali’de (ra) Muhammed’in (as) vasisidir. Muhammed (as) Peygamberlerin, Ali (ra) ise vasilerin sonuncusudur. Rasulullah’ın (as) vasiyetini caiz görmeyen ve onun seçtiği vasiyi tepeleyerek ümmetin işine el atandan daha zalim kim vardır’’ diyerek yeni bir fitneyi ortaya atmıştır.
Sapık fikirleri Mısır halkı arasında kabul gördükçe fitnenin dozunu artırarak bu kez ‘’Osman (ra) hakkı olmadığı halde bu işi ele geçirdi. Rasullulah’ın (as) vasisi ortadadır.Kalkın ve onu harekete geçirin. Yöneticileriniz hakkında ileri geri konuşun, emr-i bi’l maruf ve’n-nehyi ani’l münkeri (iyiliği emredip kötülükten men etme) açıktan yapın. Bu sayede insanların gönlünü çalar ve onları bu işe davet etmiş olursunuz’’
Bu açıktan bir isyana teşvikti ve ileride Hz.Osman’ın şehid edilmesine ile sonuçlanan korkunç fitnenin ilk adımlarıydı.
Bu sayede kendini İbn Sebe’nin görüşlerine nispet eden sözde davetçilerini çevredeki şehirlere yolladı ve sapık fikirleriyle aklını çeldiği kimselerle mektuplaşarak fitnenin yayılmasını ve büyümesini sağladı. İşte Rafızilerin ilk çıkışları bu şekilde olmuştur. Hz.Ali’nin (ra) halifeliği döneminde bu anlayış önceki döneme göre daha güçlü ve daha görünür hale gelmişti. Hz.Ali’nin kendisi de bu fikirden ve bunu savunanlardan beri olduğunu açıklamıştır.
Ebû’l-Ferec el-Bağdadi vasilik konusuyla ilgili olarak şunları söylemiştir. ‘’Onun (İbn Sebe)hakkında anlatılanlara göre, kendisi insanlara güya Tevrat’ta her nebînin bir vasisinin olduğunu, Muhammed’in de (as) vasisinin Ali (ra) olduğunu, okuduğunu söylemiştir’’
Yine ünlü tarihçi Şehristani ‘’İbn Sebe, Ali’nin (ra) imametine ilişkin olarak ilk delil ortaya süren kimsedir’’ demiştir.
İbn Sebe, vasilik konusunda ortaya attığı görüşlerin Hz.Ali’nin halife olmasıyla sarsılacağını, taraftarlarını kaybedeceğini düşünmüş olacak ki bu kez de Hz.Ali’nin (ra) halifelik dönemini etkisi alacak başkabir sapık fikri ortaya atmıştır; Hulûl meselesi, yani Hz.Ali’ye (hâşâ) ilahlık atfetmek.
Hulûl Meselesi
İbn Sebe’nin Müslüman toplumları ifrad etmeye dönük ve belki de en sapıkça fikirlerinden birisi de Hz.Ali’nin (hâşâ) ilah olduğu ve evlatlarına da bu ulûhiyetin (ilahlığın) bir kısmının hulûl edeceğini (aktarılacağı) ilan etmesiydi.
Ebü’l-Hüseyin Malatî’nin aktardığına göre İbn Sebe ve taraftarları Hz.Ali’ye (ra)
— ‘’Sen O’sun’’ dediler.
— Hz.Ali (ra) ‘’Anlamadım, ben kimim?’’ dedi
— ‘’Yaratıcı Allah’’ dediler.
Bunun üzerine Hz.Ali (ra) hemen bu sözlerinden tövbe etmelerini istedi, fakat onlar iddialarından dönmediler. Bunun üzerine Hz.Ali (ra) ceza vermek maksadıyla onlar için hendekler kazdırdı. Sonra bu hendeklerin içinde ateşler yaktırdı ve bu adamları yanan hendeklerin içine atmak sureti ile yaktı’’ ve sonra şöyle dedi ‘’İşin çığrından çıktığını görünce ateşi yaktım ve Kanber’i (Hz.Ali’nin kölesi) çağırdım’’
Yine İbn-i Asakir’in naklettiğine göre ; Hz.Ali (ra) minberde iken Müseyyeb bin Lecebe İbn Sebe’yi getirdi. Bunun üzerine Hz. Ali (ra) ‘’Hayırdır, bu adamın neyi var?’’ dedi. Müseyyeb ‘’Allah ve Resulü adına yalan söylüyor’’ dedi. Bir başka kanalla gelen sahih bir rivayette ise Hz.Ali (ra) şöyle demiştir ‘’Benim bu adamla ne işim olabilir? Bu adam Ebubekir (ra) ve Ömer’e (ra) küfrederdi’’
Seyid Şerif Cürcânî İbn Sebe için ‘’Rafızilerden ilk tekfiri yapan kişi budur’’ demiştir.
Bazı tarihçiler Hz.Ali’nin (ra) İbn Sebe’yi yaktırmayıp sadece sürgün ettiğini aktarmışlardır.Hatta Hz.Ali’nin (ra) vefatından sonra tekrar ortaya çıktığını ve İbn Hazım’ın aktardığına göre ‘’Onun beynini bana yetmiş kap içerisinde getirseniz yine de onun öldüğü konusunda size inanmam’’ dediğini rivayet etmişlerdir.Ama yakıldığına dair rivayetlerin sahih olduğu görüşü hakimdir.Sahih-i Buhari’de İkrime’den rivayet ederek şöyle denilmiştir; ’’Hz.Ali’ye bazı zındıklar getirildi ve o da onları yaktı.’’ Hatta bu olay İbn- i Abbas’a iletilince ‘’Ben olsaydım kesinlikle onları yakmazdım, çünkü Resulullah (as) bu şekilde cezayı yasaklayarak şöyle dedi: Allah’ın azabı ile (ateşle) kimseyi cezalandırmayın’’ Bundan dolayı ben olsaydım yakma yerine onları öldürürdüm.Çünkü Resulullah (as) şöyle demiştir ‘’Dinini değiştirenleri öldürün’’
Yine Ebu Tahrir Müslim kanalı ile gelen rivayette ; Hz.Ali’nin (ra) hendek kazdırarak ‘’ Sen bizim Rabbimiz, yaratıcımız ve rızkımızı verensin’’ diyen İbn Sebe ve taraftarlarını yaktırdığı aktarılmıştır.
Bir başka rivayette ise bir gün mescid çıkışı kendisine secde edenleri gören Hz.Ali’nin (ra) tövbe istemesine rağmen üç kere üst üste ‘’Sen Allah’sın’’ diyen İbn Sebe ve müntesiblerini hendeklerde yaktırdığı aktarılmıştır.Görüldüğü üzere Hz.Ali’nin (ra) İbn Sebe ve sapık fırkasına mensup adamlarını yaktırdığı (eline sağlık) görüşü alimler ve makalat sahibi kimseler arasında yaygın ve kabul görmüştür.
Oysa Allah (swt) ondan razı olsun Hz.Ali (ra) kendisini Hz.Ebubekir (ra) ve Hz.Ömer’den (ra) üstün görüp onların önüne geçirenler için şunu söylüyor ; ‘’Beni Ebubekir ve Ömer’in önüne geçirip onlardan üstün olduğumu söyleyenlere iftira cezası vereceğim’’ Farklı zamanlarda farklı sebeplerden dolayı yaklaşık seksen defa şu sözü söylediği rivayet edilmiştir:
‘’ Peygamberden (as) sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebubekir , ondan sonra Ömer’dir’’
Sebeiler
Her ne kadar bu sapık fırkanın ismi günümüzde Râfızîler olarak geçse de , nifak tohumunu ortaya atan ve yayılmasından ötürü bu fırkaya İbn Sebe’ye nisbetle, Sebeiler denilmektedir. Sebeilik inancı yazıda da izah edilmeye çalışıldığı gibi üç temel iddiaya dayanmaktadır; ric’at ,vasilik ve hulûl. Sebeiler’e ait bazı başka sapık fikirleri ise kısaca şöyle;
- Hz.Ali’nin (ra) ölmediğini ve tekrar dünyaya dönerek adaleti tesis edeceğini söylediler.
- Hz.Ali’nin (ra) katili olan İbn-i Mülcem’in Hz.Ali’yi öldürerek onun ruhunu cesedinin zulmünden kurtardığını ve bu sebepten ‘dünyanın en hayırlı insanı olduğunu’ söylemişlerdir.
- Kur’an’ın bir zâhir bir de bâtın manası olduğunu söylemişlerdir ki bunu daha önce Mecusîler ve Yahudiler de görüyoruz.
- Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebb (Ebu Leheb’in elleri kurusun, zaten kurudu da) âyetindeki iki elden kastın Ebubekir (r.a) ve Ömer (r.a) olduğunu ima ve iddia etmişlerdir.
- Kendilerinin ölmeyeceğine ve ölümden sonra uçacaklarına inandıkları için onlara ‘Uçanlar’ ismi verilmiştir.
- ‘’Hz.Ali (ra) bulutlardadır, gök gürültüsü onun sesi, şimşek ise kırbacıdır’’ demişlerdir.
- Hz.Ali’nin (ra) ‘’Dabbetü’l-arz’’ olduğunu, her şeyi yaratan ve her şeyin rızkını veren olduğunu’’ söylemişlerdir.
Kolaylıkla anlaşılacağı gibi ilk dönem Şiilerin bazı halifelere fazla muhabbet beslemesiyle başlayan Şiilik, İbn Sebe kafirinin Hz.Ali’ye (hâşâ) ilahlık atfetmesiyle çıktığı nokta ve anlayışın tam aksi yönde bir noktada son bulmuş ve tarih içerisinde bir çok farklı fırkaya ayrılarak günümüzdeki çeşitliliğine ve bir o kadar da sapık haline kavuşmuştur. Yazının önceki bölümlerinde de belirttiğimiz gibi, İslam alimleri ve tarihçilerin kaynaklarda geçen olumlu ifadeler, sonradan Râfızîlik olarak isimlendirilecek olan sapık anlayışa değil , ilk dönem halifelere duyulan muhabbetten ileri gelen Şiiliğe atfedilmiştir. Tipik Râfızî takiyyeciliğinin gereği olarak onlar hala bu olumlu ifadelerin kendileri ile ilgili yazıldığını söyleseler de Ehl-i Sünnet itikadına bağlı berrak zihinler ve feraset sahibi Müslümanlar, aslında bu sapıkların kim olduklarını ve gerçekte ne amaçladıklarını gayet iyi bilmektedirler. Bugün başta Suriye, Irak, Yemen ve S. Arabistan topraklarında sürdürülen iman ve küfür savaşının en tehlikeli aktörlerinin Râfızîler olduğunu akıl ve iman sahibi herkes bilmektedir. Allah (swt) bu sapık fırka ve onun azgın katillerinden İslam ümmetini muhafaza eylesin, şerlerinden bizleri emin kılsın, tez zamanda kıt’al ehli vasıtasıyla bu sapıkları Müslümanların topraklarından def etsin. Amin.Amin. Amin.
Allah’tan (swt)bu yazıyı, derleyen kardeşinizden ve vaktini ayırıp okuyup sizlerden bir sadaka olarak kabul etmesini niyaz ederim.
(Nisâ:139) الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ العِزَّةَ لِلّهِ جَمِيعًا
H.Mehmet Cemal @iyyaakenestain
2 Zilkâde 1438
