Sansüre Karşı Sivil İtaatsizlik

İlkan Akgül

Sivil itaatsizlik “Sivil yönetim tarafından uygulanan yasaların özüne uyarak yasalara riayet etmeme, karşı koyma” anlamına geliyor. Ülkemizdeki STK’ların geçmişte ve günümüzdeki sivil itaatsizlik eylem ve çağrı sebeplerine bakarak, buna ihtiyaç duyma sebebini ise “Hükümetin baskıcı politikalarını değiştirmek” diye tanımlayabiliriz.

Sivil itaatsizlik her şeyden önce meşru bir eylemdir. Meşruiyetini ise insancıl taleplerinden ve şiddetsizliğinden alır. Halklar istedikleri amaca hukuki olan her yolu denedikten sonra ulaşabilmek için böyle bir eyleme başvurur. Devlete göre yasadışıdır. Ancak yasadışı kategorisine sokulması eylemin haklılığını hiçbir şekilde söndüremez. Özellikle ülkemizde bu tür çoğu eylemler adalet arayışı için olduğundan, kamuoyuna karşı da tamamen şeffaf olarak gerçekleştirilir. Sivil itaatsizlik eylemleri aynı zamanda kesinlikle hiçbir şekilde şiddete dayanmayan politik eylemlerdir. Mekan işgalleri, kendini ihbar, yasaklanmış gösteri yürüyüşleri , DNS ayarları değiştirerek yasaklanan sitelere girmek ve hatta ölüm oruçları bile geçmişte ve günümüzde sivil itaatsizlik örnekleri olarak sunulabilir. Ülkemizden örnek verecek olursak Cumartesi Anneleri’nin yıllar boyu süren eylem mücadelelerini bu konuda insanların önüne getirebiliriz. Onun dışında örneğin Türkiye’deki Twitter sansürünün ardından herkesin (bürokratlar dahil) bir şekilde siteye girerek sansürü eleştirmeleri ülkede bugüne kadar gerçekleştirilen en çarpıcı sivil itaatsizlik eylemi olarak da tarihe geçti. Sivil itaatsizlik kavramını Gezi Direnişi üzerinden de pekala anlayabiliriz. Çünkü Gezi Direnişi, benzer düşünceyi paylaşan insanların hükümet yetkililerine karşı alenen ve şiddetsiz olarak gerçekleştirdiği eylemlerdir. O yüzden hükümet ve taraftarları dışında, Gezi Direnişi’nin meşruiyetini sorgulayan bir kesim yoktur.

Ancak sivil itaatsizlik eylemlerinin en nihayetinde hedefine ulaşması için medyada “Çarpıtılmadan” yer alması hayati bir önem taşıyor. Zira eylemler sadece erk’e değil, aynı zamanda toplumsal barış ve huzur isteyen insanlara karşı da dayanışma örneği olarak gerçekleştiriliyor. Ancak gelin görün ki Türkiye’de işler hiçbir zaman böyle işlemedi. Ne medyada Cumartesi Anneleri’nin çığlıklarını duyduk, ne son 2 yılda gerçekleştirilen “İnternetime Dokunma” yürüyüşlerinden haberdar olduk, ne de Gezi protestolarını sağlıklı bir biçimde takip etme imkanımız oldu. Sokağın sahip olduğu gerçeklik, medyaya hiçbir zaman yansımadı ve yansıyanlar ise halkın üzerinde güç yanlısı algı yönetimi yapılmak için kullanıldı.

Günümüz Türkiye’sinde ve “Modern Demokrasi” diye kendini tanımlayan çoğu ülkede sansür, bir çok koldan baskıcı bir biçimde hala devam ediyor. Hükümetler vasıtasıyla medyaya uygulanan baskılar hem basının haber üretme özgürlüğünü, hem de halkın en doğal hakkı olan haber alma özgürlüğünü tehlikeli bir şekilde ihlâl ediyor. Teknik olarak değil de toplumsal olarak bile baksak, birinden bir şey saklayan insanın masum olmadığına hepimiz kendimizi inandırırız. Devlet mekanizmaları da böyledir. Erk, hesabını veremeyeceği şeyleri halktan gizleyerek bunu günümüzde bir tür savunma refleksi olarak geliştirdi. Örneğin toplumsal olaylar hakkında medyaya getirilen yayın yasakları ve bu olayların dava dosyalarına konulan gizlilik kararları halkı meraka sevk ederek “Ne gizleniyor acaba?” sorusunu sormasını ve kaçınılmaz da olarak güven duygusunun zedelenmesini beraberinde getirdi.

Sansür aynı zamanda basında manipülatif bir ortam da yaratabilir. Basın, kendisinin en özgür olduğunu sandığı zamanlarda, en çok kontrol altında olduğu durumda olabilir. Bunun en çarpıcı örneğini ise Türkiye’deki havuz medyasından gösterebiliriz. 7 Haziran 2013 Cuma günü havuz medyası olarak tabir edilen bazı medya kuruluşları “Demokratik talebe can feda” manşeti ile çıkarak kendilerine bizzat sansür uygulayıp tek bir amaca hizmet etmişlerdir.

Jiyan.Org sitesi yazar/editörü, daha da önemlisi emekçisi olarak konuyu tarafımıza uygulanan sansüre getirmek istiyorum. Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde sitemiz erişime kapatıldı ve haber verme özgürlüğümüzü sonuna kadar savunmak için farklı mecralardan gerek haberlerimizi yine yazılı gerekse de sesli olarak sizlere ulaştırmayı deniyoruz ve ulaştırıyoruz da. Sivil itaatsizliğin en iyi örnekleri, muhalif kanal ve sitelerin kapatılmasından sonraki tavırlarındadır. Ve bunları da iyi gözlemlemek de bir o kadar önemlidir. Sansüre karşı boyun eğmeyin. Yasaklanan sitelere girin, çalışın. Okumamanızı istedikleri yazıları okumaya gayret edin ve bu utanca siz de ortak olmayın. Sivil itaatsizlik eylemleri ile gelin mücadelemize ortak olun.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.