‘Baro Seçimlerine Doğru — İstanbul’un Önemi

İstanbul Barosu belki de dünyanın simge barolarından biri. Sayısı bakımından listelerin “en”lerine giriyor. Türk tarihinde müdahale ettiği davalar bakımından da. Baromuz gerçekten değerli bir baro, önemli bir meslek kuruluşu.

Bir baro neden önemlidir?

  • Çünkü baro tek başına bir avukatın “mimlenmek”ten korktuğu bir konuda kolektif bir mücadele sunar.
  • Yukarıda anlattığım şekilde bir avukatın hak ararken yaşadığı sorunlara yardımcı olur.
  • Çünkü baro parası olmayan vatandaşlara yardım ederek sosyal devlet ilkesini sağlar
  • Çünkü baro özerk bir kuruluş olarak avukatları yürütme kanadından, iktidardan ayırır. “Talimat alınmasından” korur. 15 Temmuz sonrası FETÖ’ye resmen bağlandığı anlaşılan bir sürü kurum çıksa da “Baro” bunlardan biri olmamıştır. (Kimi baro başkanları bu soruşturmalar kapsamında işlem gördü, ancak baro başkanı avukatların tamamını ya da baroyu komple elde tutmaya yetmiyor) Bu anlamda Baro herhangi bir siyasi güç tarafından“ele geçirilemez” ve “ele geçirilmemesi gereken” bir yerdir.

Gelelim İstanbul Barosu’na. Ankara, İzmir ve İstanbul Türkiyede dava yoğunluğunun en çok olduğu üç şehirdir. İstanbul en yüksek olduğu bölgedir. Bu bölgedeki hakim ve savcılar genelde daha üst makamlara, örneğin Yargıtay’a terfi edilirler. İstanbul Barosu ayrıca 40bine yakın avukatıyla en kalabalık barodur.

Bu baro hukuksuz olaylara hukukçu gibi cevap vermeyi bilen, Orhan Apaydın gibi insanlar görmüştür. Orhan Apaydın, yasaklanmasına rağmen Adnan Menderes’i savunmuş, 12 Eylül’de de DİSKçileri savunmuş gerçek bir hukukçudur.


15 Kasım’da Baro Başkanı seçimleri yapılacak. Böyle bir baroya “aktivist”, “hukukçu” bir aday gerekiyor. Ancak bu adayları adlarıyla sanlarıyla göremiyoruz. Tüm adaylarımız muhalif, iktidarın otoritesine karşı demokrasiyi savunuyorlar. Acaba bunu eyleme dökme fırsatını avukatlarımıza verecekler mi?

Ümit Kocasakal başarılı bir akademisyendir, Mehmet Durakoğlu saygın bir üstattır. Ancak bu kişilerin yönetimlerinde bu baroya hakkını verebildiklerini düşünmüyorum. Kendilerinin siyasi görüşlerine sempati duysam da baroyu da siyasi bir arena olarak görmüyorum. Tabi ki baro başkanı memleketteki her hukuksuzluğa tepki verecek. Ama bunu bir partili gibi değil, bir avukat gibi yapacak.

Öte yandan meslekte karşılaştığımız reel sorunlar var.

  • Bir süredir, savcılıklar ve avukatlar birbirlerinden aşırı derece uzaklaştırıldı. Dosyaları vekaletsiz görmemize izin vermeyen savcı sayısı artıyor, üstelik önbürolara vekaletsiz sorgu yaptırmama talimatı veriliyor.
  • CMK avukatları da savcılara ulaşmakta güçlük çekiyorlar.
  • Kimi hakimlerin duruşmada avukatlara yaşattığı belli güçlükler var
  • Eskiden her dairede olan avukatın çalışma masaları örneğin Çağlayan’da uzun bir süre önce kaldırıldı. Fazlaca ayak altındayız.
  • Baro servislerinin ücretli yapılması da bizleri yoruyor.
  • Genç avukatların meslekte yaşadığı sorunlar fazlasıyla ortada. Bağlı çalışmanın şartlarını, özlük haklarını idari bir denetimle düzenleyecek bir mekanizma kurulabilmiş değil.
  • OHAL kapsamında olup bitenlerde avukatların hiçbir rolü yok, cezaevi görüşmeleri, karakol görüşmeleri güçleştirilmiş durumda. Bu konuda da aktif bir çalışma yok.

Bu konular uzar gider, ancak baromuzun bize verdiğinin sadece bedava su olması gerçekten üzücü geliyor. Bir de Baro’nun en çok üstüne düştüğü konunun “tesis açmak” olması üzücü. Telefonuma bugüne kadar Barodan aldığım mesajlar hep Barobahçede nişan düğün yapabileceğim şeklindeydi.

Bugün bir arkadaşımın ruhsat törenine katıldım. Sn. Durakoğlu alkışlanacak kadar güzel konuşuyor. Her kelimesinin altına imzamı atarım. Ancak yönetimlerini fazlaca eksik buluyorum. Önemli olan “hadi avukat oldun şimdi yargı bağımsızlığını koru” demek değildir. Önemli olan yanlış yapan hakimin savcının memurun gerekirse iktidarın bile karşısında baro olarak durmaktır. Dilerim beni haksız çıkarırlar. Ancak bu kadar önemli bir baroda gördüğüm boşluk üzücü.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.