Hoi Hoi!!

Bu hafta Maastricht’ten yeni tecrübelerle karşınızdayım.

Hoi Hoi!!! :)

Umarım herkes benim gibi dopdolu bir ay geçirmiştir. Bu hafta Maastricht’ten yeni tecrübelerle karşınızdayım.

Öncelikle şunu söylemek istiyorum ki; Maastricht havalar güzelleştikçe daha bir güzel oluyormuş. Her hafta sonu, bu küçücük şehre diğer ülkelerden akın akın insan geliyor. Buraya ilk geldiğimde sessiz olduğunu sandığım bu şehir bir anda canlanmaya başladı. Mart ayında buraların nasıl göründüğüne başlamadan önce, şubatta gerçekleşen karnavaldan bahsetmek istiyorum. Karnaval her yıl şubat ayının belirlenen günlerinde bir hafta sürecek şekilde kutlanıyor. Bu karnaval onlar için dini bayram niteliğinde olduğu için bütün bir hafta boyunca iş yerleri ve okullar tatil ediliyor. Karnaval günümüzde dini özelliğini kaybetmiş durumda, bunun yerine insanlar daha çok eğlenmek için karnavala katılıyorlar. Karnavalda eğer dikkat çekmek istemiyorsanız günlük kıyafetler giymemelisiniz. Biliyorum kulağa biraz garip geliyor, ama gerçekten eğer benim yaptığım gibi bir şey olmaz deyip karnavala günlük halinizle giderseniz, insanlar size garip bakabilirler. Sokaklarda farklı şekillerde kıyafetler giymiş birçok grup görebilirsiniz. Hatta bebekler bile kostüm giyiyor. Açıkça söylemek gerekirse, hayatımın en renkli anlarını yaşamış olabilirim. Etrafta elfler, cüceler, prensesler, krallar, düşesler; Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Batman, Süperman, Örümcek Adam, StarWars gibi bir çok filmden fırlamış karakter kol geziyor. Bütün gece bir an olsun bile durmayan bando takımları, şarkılar söyleyen insanlar da bu renkli şehre sanki arka plan müziği veriyormuş gibi hissettiriyor insanı. Dolayısıyla da karnavalı gördüğünüzde neden yüzlerce insan ülkelerinden bu kalabalığa katılmaya geliyor anlıyorsunuz. Kalabalık demişken, gerçekten de şehir o hafta boyunca ‘iğne atsan yere düşmez’ denilebilecek kadar kalabalık oluyor. Dolayısıyla ilk 2 günden sonra şehirden kaçmak isteyebilirsiniz. Buradaki birçok Hollandalı arkadaşım bana karnavalı görmemi ama çok fazla vakit geçirmemi söyledi. Hatta bana o haftanın Avrupa turu yapmak için ideal bir hafta olduğunu ve şehirden dışarı çıkmamı önerdiler. Ben de denilene uydum ve 2 günden sonra küçük bir Avrupa turuna çıktım. Benim, buraya gelecek olanlara önerim de aynı yönde olacak: Karnavalı kesinlikle görmeden gitmeyin, ama tüm bir haftanızı da şehirde harcamayın; zaman kısa ve görecek çok şey var!

Şimdi size ilk yazımda da söz verdiğim gibi biraz derslerden ve buradaki üniversite hayatından bahsedeyim. Maastricht Üniversitesi, Hollanda’daki en zor üniversitelerden biri olarak kabul ediliyor. Siz de buraya geldiğinizde gerçekten öyle olduğunun farkına varacaksınız. Bunu söylemekteki amacım kesinlikle gözünüzü korkutmak değil, ama kabaca tabir ettiğimiz “exchange kafası” buraya bek uygun değil. Derslere devam zorunluluğu üniversite için çok önemli. Eğer 2 defa ders kaçırırsanız, o dersen direk kalıyorsunuz. Oryantasyon haftanızda öğretmenleriniz üstüne basa basa bunu belirtecek. Gelgelelim ki, bu üniversiteyi zor yapan şey devamlılık zorunluluğu değil, PBL (Problem-Based Learning) dedikleri sistem. PBL denilen sistemde hocanızın önerdiği çoğu kaynağı okuyup, iyice anlayıp derste arkadaşlarınızla tartışmak zorundasınız. Burada Türkiye’dekinden farklı olarak asistanlar sadece sınıfı izlemekle yükümlü, size konuyu öğretmekle değil. Dolayısıyla 2 saat boyunca, ders hocası kenarda oturup sınıfı izliyor ve her şeyi öğrenciler anlatıyor demek yanlış olmaz. Tartışma grupları genelde 10–15 kişi oluyor ve her hafta 1 kişi tartışılanları tahtaya not etmekle, diğer 1 kişi de bütün sınıfı yönetmekle yükümlü oluyor. Yani kesinlikle bir kere tahtada not alan ve bir kerede grup lideri deneyimini yaşıyorsunuz. Şunu da küçük bir not olarak ekleyeyim; grup lideri olmak için konuyu iyice özümsemeniz şart ki insanlar yanlış bir argüman ürettiğinde bunu saptayabilesiniz, dolayısıyla o hafta kaynakları daha dikkatli okumalısınız. Bunun haricinde benim bildiğim kadarıyla hepsinde olmasa da çoğu derste makale yazmak ve yazdığınız makaleleri 20 dakika boyunca sunmak zorundasınız. Makale sunum günlerinde, sabah saat 8.30’dan akşam 18.00’ a kadar sınıftan çıkamazsınız-aralarda mola veriliyor, o kadar da katı olmadıkları anlar da var-. Benim size verebileceğim en büyük tavsiye ise korkmamanız ve her şeyi zamanında yapmanız olacaktır. Evet, üniversite çok kolay değil; ama abartılacak kadar da değil. Derslere düzenli gidin — dersler haftanın 2 günü, bu da demek oluyor ki haftanın beş günü boşsunuz- okumaları elinizden geldiğince yapın ve tartışmalara katılın. Sınavlar için ise söyleyeceğim en önemli şey, sınav vakti tam zamanında orada olun. Geç kalırsanız hiçbir şekilde sizi almazlar. Genel anlamda bu ülkede en katı oldukları konu zaman. Diyelim ki sınavınız saat 9.00 da ve siz sınav salonuna 9.01’ de geldiniz, sizi gerçekten içeri almazlar. Bu kadar abartma demeyin gerçekten böyle! Zaman konusuna değinmişken, burada tren ve otobüs saatlerini yakalamanız çok önemli. Diyelim ki; yine bir dakika geç kaldınız, otobüs şoförünün kapıyı yüzünüze kapatması olası bir durum. Otobüsün arkasından koşsanız da fayda etmeyecektir. Trenlerde de eğer 19.07 ise kalkış tam 19.07 de tren kalkacaktır. Kısacası planlı olmanız gerekiyor.

Şimdi size biraz şehirdeki kütüphanelerden bahsedeyim. Maastricht’te iki tane sıklıkla kullanabileceğiniz kütüphane var; bir tanesi üniversitenin kendi kütüphanesi (Inner Library), diğeri ise dünyanın en güzel kütüphanesi unvanına sahip Coffelovers Dominicanen Kütüphanesi. Üniversitenin kendi kütüphanesi çok geniş çalışma masalarına sahip. İnsanlar genellikle çalışmak için Inner Library dediğimiz bu kütüphaneye geliyorlar. Maastricht’te ders kitaplarını kütüphaneden dışarı çıkarmak yasak, dolayısıyla kütüphanenin içerisinden hocanızın söylediği kaynakları fotokopi çektirmeniz gerekiyor. Her katta yeteri sayıda fotokopi makinesi mevcut. Kaynakları satın almak çok pahalı olacağı için her hafta kütüphane kalabalık diyebilirim. Sınav haftası ise sabah erken saatte kütüphaneye girmek için sıraya girmeniz gerekebilir. Dolayısıyla kaynakların fotokopisini sınav haftası gelmeden kütüphaneden alın. Yoksa çok sıkıntı yaşayabilirsiniz.

Bu sıkıcı konuları biraz geçip daha eğlenceli bir konuya geçiyorum: Maastricht’ten diğer şehirlere seyahat. Maastricht eğer Avrupa’yı gezmek istiyorsanız, hatta sık sık gezmek istiyorsanız, gelinebilecek en iyi şehir. Konumu itibariyle Almanya, Lüksemburg ve Belçika’nın ortasına sıkışmış bir şehir. Dolayısıyla bir trenle Almanya’ ya, Belçika’ya ya da Lüksemburg’ a gidebilirsiniz. Maastricht, ülkelerin tam kesiştiği yerde olduğu için arkadaşlarınızla günlük gezintiler düzenlemek mümkün. Şahsen ben, arkadaşlarımla neredeyse her hafta başka bir yere gidiyorum ve farklı şehirlere gitmek artık bizim için haftalık sosyal etkinlik gibi oldu. Benim için Maastricht’ in en güzel taraflarından biri kesinlikle bu kadar kolay seyahat etmeye olanak sağlamasıdır. Hatta size küçük bir sır verecek olursam, bazen bisikletinizi kullanırken yanlışlıkla kendinizi Belçika’ da bile bulabilirsiniz… Böylelikle arkadaşlarınızla bisikletlerinizi alıp günübirlik Belçika gezisi yapabileceğinizi de bir öneri olarak sunmuş olayım;)

Bir dahaki yazıya kadar kendinize çok iyi bakın ve eğer sormak istediğiniz bir şey olursa da yorum kısmına yazabilirsiniz!

Hoi Hoi! ( Vedalaşma için de kullanılabiliyor:))

Kübra Altın