“New York’tan İlk Haber”

New York’tan herkese merhaba!

Geleli iki gün oldu bile, belli ki güzel zamanımız pek hızlı geçecek.

B

enden bir ay kadar önce staja başlayan Pelin beni Manhattan başta olmak üzere epey oryante ediyor. TurkishWIN’den ve ERANYC’den Gökçe Gizer’in harika dairesinde kalıyoruz. Evin güzel bir enerjisi var, yeri de çalışacağımız yere çok yakın olduğu için gerçekten şanslıyız. Bize güvendiği ve evini açtığı için New York gibi bir şehirde kendi ayakları üzerinde duran, kendi hayalleri peşinde koşan, azimli ve güzel kalpli sevgili Gökçe Gizer’e tekrar tekrar teşekkür ederiz!! Kendisinin henüz haberi yok; evinde kaldıkça sürekli ilham aldığımı itiraf etmeliyim. Dizaynı hayatının tam da merkezine yerleştirmiş bu başarılı kadının işine aşık olduğu her halinden, en çok da evinden belli:)

Burada kendimi ne güzel şehrim İstanbul’da olduğum gibi hissettim, ne bayıldığım Paris, ne eğlenceli Münih, ne Türkiye ne Avrupa… Burası bir dünya ülkesi, bir dünya şehri gerçekten de. Her dil, din, ırk, cinsiyetin birlik olduğu yer. New York herkesin bildiği gibi kalabalık, fazla gürültülü bir şehir fakat sizler de benim gibi koşuşturmayı seviyorsanız, sevmemeniz imkansız. Tabi bu fazla hızlı şehirde sakinleşmek ve nefes almak için sahil kenarında bir sabah yürüyüşü ya da parklarda ufak bir yoga pratiği hiç fena fikir değil; dedik ve bugün güne güzel bir sabah koşusuyla başladık, ardından da hazırlanıp ofise geçtik.

Stajda ilk günüm beklentilerimin de ötesinde keyifliydi. Ofis ferah ve güzel,

insanlar çok tatlı, herkes meşgul, demo day’e kadar yapılacak tonlarca iş var ve start upların desteğe ihtiyacı var. Kısa bir ofis oryantasyonundan sonra Pelin’in de çalıştığı Musefind şirketi ile çalışmaya karar verdim. Daha doğrusu Murat Bey’in önerisi üzerine gidip ekiple tanıştım; ihtiyaçlarına, şirketin amacına ve değerlerine dair kısa bir toplantı gerçekleştirdik. Kanadalı 3 gencin girişim fikri gerçekten çok ilham vericiydi. Kendileriyle anlaştık ve ekibe ben de dahil oldum. ERA’da çok fazla start up var -bir kısmı alumni dedikleri program mezunu olup yatırım almış, işleri irili ufaklı büyütmüş şirketler, diğerleri ise bizim daha çok ilgilenmemiz gereken şu an ERA programında olan yepyeni girişimler. Başlangıç olarak tek bir şirketle sıkı sıkıya çalışmayı tercih ediyorum, çok fazla dağılmaktan kaçınacağım. Fakat ERA’da stajyerler genellikle 3 veya 4 şirketle çalışıyorlar. Yine de boş zamanlarımda alumni şirketlerle de ufak tefek “side project” yapmak istiyorum ki orta ölçekli bir start up’ı da deneyimleme şansını kaçırmayayım.

Musefind’ın iş geliştirme, müşteri iletişimi, yönetim ve strateji kısmına dair çalışacağım, zaten kendimi geliştirmek istediğim ve iyi olduğumu düşündüğüm alanlar da bu alanlar. Ayrıca fırsat bu fırsat TurkishWIN’in teknik kadını Pelo’m da yanımdayken, Musefind ekibinden HTML, SQL, Javascript gibi teknik altyapımı güçlendirecek döküman ve projeler de istedim. Ofise bugün Pelin’in hazırladığı sour creamli -en çok sevdiğim şeylerden biri olan yoğurdu özlüyorum- makarna salatamızla gittik. Pelin, ofise herkes yemeğini getiriyor, deyince gerekli hazırlıkları yaparak gittik. Birlikte her gün mutfak marifetlerimizi yarıştırıyoruz demek isterdim zira yemek yapma konusunda 6 yıldır taze

fasulye ve bulgur pilavından ileri gitmediğim için işi Pelin’e bırakıyorum ve karnımızı doyuruyoruz.

ERA’nın ajandası epey dolu. Bu haftanın misafir konuşmacılarını iple çekiyorum, NY girişimcilik ekosistemini bir de onlardan dinleyeceğiz. İlk günüm tanışma, araştırma ve Musefind’ı 2 ay içinde büyütebilmeye dair göstereceğim performansı düşünmekle geçti. Gerekli dökümanları okudum, yapılacaklar listesi verildi. Ufak tefek çalışma planı oluşturmaya başladım bile. İnanıyorum ki şirketi biz gitmeden uçuracağız! Hep birlikte!

İşte New York! Daha yeni başlıyor!

Sevgiyle,
#nysesver


Duygu Peker