Emine Merve Topçuoğlu’nun Hikayesi

Bende, oğlumun hikayesini sizlerle paylaşmak istedim. Bir küçük gülümseme bile yaratabilirsem ne mutlu bana.

Kanser öyle bir hastalık ki yaşamadıkça anlamıyor insan nasıl bir şey olduğunu. Ve hep başkalarının başına gelebilir, yaşı ilerlemiş insanlar kanser olur zannediyoruz. Kanser bebekler de bile görülebiliyor. Sahi siz hiç 50 günlükken kanser teşhisi konan bir bebek gördünüz mü?

Benim oğlum, 4.evre nöroblastom ile savaştı. Temmuz 2015’de daha 48 günlükken karaciğerinin büyük olması nedeniyle pediatri gastroentrolojiye gitmişken, kendimizi aynı günün akşamında pediatri onkoloji kliniğinde buluverdik. Her şey o kadar hızlı gelişmişti ki, o şoku 3 ay üzerimden atamadım. Yapılan iki biyopsi, çeşitli görüntülemeler ve bir sürü tahliller sonucu 4. Evre nöroblastom teşhisi konuldu. Tümör, böbreküstü bezindeydi ve karaciğer, kemik iliği ve deri altında yayılımları vardı. Daha iki aylık bile değildi ilk kemoterapisini aldığı zaman. Size oğlumun çektiği acıları, bizim nefessiz kaldığımız günleri anlatmak istemiyorum. Yaşayan herkes tecrübe ediyor, biliyor ilaçların acılarını, tahlillerin can yakmasını, sonuç beklemelerin stresini… Ben bu süreci nasıl yönetmeye çalıştığımızı anlatmak istiyorum. Gördüğüm en önemli şeyin kendini toparlamayı bilmek ve motivasyonu, inancı yüksek tutmak olduğunu anlatmak istiyorum. Ve yalnız değilsiniz. Biliyorum kendinizi dipsiz karanlık kuyularda çaresiz hissediyorsunuz ama yalnız değilsiniz, her zaman umut var.

Ben elimden geldiğince kendimi bırakmamaya çalıştım bu süreçte. Çünkü hep şunu düşündüm, herkesten önce ben savaşmalıyım, bebeğimin dış dünyayla tek iletişim aracı anne olarak benim, ben varsam o da var, ben olmazsam o da bırakır. Savaşma gücünü bulacağı, neşeyi, mutluluğu, hüznü, stresi, kısacası hayatı öğreneceği tek kaynak benim. Bu yüzden yaşadığı acıların yanında hayatın güzelliklerle oldu, mutlu olunabilen, hatta kahkaha atılan bir yer olduğunu çizmeye ve bebeğimin yanında hiç ağlamamaya çalıştım. Ağlayacağım zaman odayı terk ettim. Kanserin, onun hayat neşesini çalmasına hiç izin vermedim. Tek yapmaya çalıştığımız onu rahat ettirmek ve mutlu hissettirmekti. Yeri geldi günlerce hiç kucağımdan inmediği oldu 24 saat yapışık yaşadık, yeri geldi makinalar başında beklediğimiz günler oldu. Yeri geldi sabaha kadar ağlamalarını, acı çekmelerini, inlemelerini dinledik, atlatamayacak bu geceyi dedik. Ama inanmaktan hiç vazgeçmedik. Hep inandık atlatacağına, dua ettik. Onlarca, yüzlerce arkadaşımız, bizi tanımayan ama hikâyemizi duyan herkes dua etti. İsyan etmedik. Çünkü Rabbim onu bize müjdelediğinde neden bize evlat müjdeledin diye isyan etmedik, ya da mutlu evimiz olduğunda da neden mutluyuz diye isyan etmedik, neden bize bu güzellikler demedik. Güzellikleri nasıl çok normal ve hayatta olması gereken şeyler gibi algılıyorsak, hastalıklara da öyle bakmayı bilmeliyiz dedik. Geliyor işte. Nedeni var mı, 50 günlük bebeğin kanser olmasının? Yok. Enerjimizi neden biz diye sorgulayarak harcamak yerine, oğlumuz için savaşmaya, yeni umutlar bulmaya, nasıl daha iyi geçirebiliriz bu süreci diye araştırmaya, neler yapılabilir başka diye düşünmeye ayırdık. Her yıkıldığımız da, sırf oğlumuza güç vermek için kocaman derin bir nefes alarak tekrar ayağa kalktık. Hep güzel hayaller kurduk. Güzel günler göreceğiz dedik. “Ağlamak yok, gülmek var, yarınlarda seni sevmek var, Yarınlarda mutluluk var, Yarınlar bizim yarınlar umut” diye şarkı söyledim hep, tam sözlerini bilmesem de… Güzel sonla biten masallar anlattım hep oğluma, evimize döndüğümüzde yapacağımız şeyleri anlattım.

Ona bir süper kahraman olduğunu, içine kötülerin geldiğini ve onlarla savaştığımızı anlattım. Ve tüm sürecimizi, kötülerle yaptığımız savaş hikâyelerimizle sürdürdük. İlaçlara, muhteşem süper kahraman sıvısı dedik. Doktorlarımızın hepsine profesör dedik, bizimle iş birliği yapıyorlardı kötüyü yenmek için. E her süper kahraman biraz yardıma ihtiyaç duyar değil mi? Ve kahkahamız en güçlü silahımız. Görünmüyor ama kahkahanın yaydığı ses frekanslarına dayanamıyormuş bu kötülük biliyor musunuz? Hem bu hastalık hep güçlüleri gözüne kestiriyor. Ama bilmiyor ki, süper kahramanlara bulaşmış. Siz de bir süper kahramansınız, içinizdeki gücü henüz keşfetmediyseniz, sizi bekliyordur. Öyle herkesin harcı değildir, bu hastalıkla savaşmak ve süreci götürmek. O yüzden özel bir kahraman olduğunuzun farkına varmalısınız…

Ve şanslıydık, oğlum ilaçlara olumlu yanıt verdi. İkinci biyopsiler temiz çıkınca, yaklaşık 10 aylık tedavinin ardından bizde yeniden doğduk. Ama bitti mi sürecimiz? Hayır. Çünkü kanser tedavisi uzun yıllar süren bir hastalık. Evde ilaç vermeye ve kontrollere devam ediyoruz. Her kontrolü yüreğimiz ağızda geçiriyoruz. Kanser, öyle grip gibi biraz ilaç aldım, biraz meyve yedim ya da apandisit ameliyatı oldum geçti gitti, hadi devam edelim gibi bir hastalık değil. Artık hayatınızın bir parçası oluyor. Tüm hayat alışkanlıklarınız ona göre değişiyor. Tamam kanseri yendik demek için bile tedavi sonrası ilk beş yıl tüm kontrollerin temiz çıkması gerekiyor. Normal hayata geri dönmek ise büyük bir çaba ve çok zaman gerektiriyor. Oğlumun hayatın gerisinde kalmasını istemiyorum, tecrübe etmesini, her şeyi keşfetmesini sağlayacak ortamı çeşitli hijyen kuralları çerçevesinde sağlamaya çalışıyorum. Eve döndükten sonra en zorlandığım şeylerdir hayatı normalleştirme ve çevrenin tepkisi. İnsanların anlayamadığı şey; neden hâlâ oğlumu koruduğum, yemesine içmesine dikkat ettiğim, parka ya da kalabalığa çok fazla sokmadığım, bir yere gitmeden önce hasta olan var mı diye sorduğum… Anlatamam, anlatamazsınız da, kanseri yaşamamış bir insana olanı biteni, neler yaşadıklarınızı, her şeyden önemlisi neler hissettiğinizi anlatamazsınız. O yüzden insanların yargılamalarına, olumlu olumsuz yorumlarına, hatta kendi olumsuz yorumlarınıza bile kulaklarınızı tıkayın… Bu hayat bizim hayatımız, oğlumuzun hayatı… Her anın tadını çıkarmaya, her anın kıymetini bilmeye çalışıyoruz… Bir uçurtmanın havada süzülmesini izlerken ki heyecanda, bir kedinin gezmesini izlerken ki şaşkınlıkta, bir kuşun pencereye yanaşmasında, bir çiçeği koklamayı öğretirken ki burun şirinliğinde, ilk defa kaydıraktan kayarken ki gülümseyen yüzde, yeni çıkan saçların rüzgârda savrulacak kadar uzadığını gördüğümüzde buluyoruz mutluluğumuzu… Bu hayat sizin hayatınız. Mutluluk bu kadar yakınınızda… Siz de kendinizi gülümsemekten alı koymayın, kanserin hayatınızı ve neşenizi çalmasına izin vermeyin. Güzel günler gelecek… Süper kahraman gücünde, süper bir hayat dilerim herkese…

Sevgiyle, umutla kalın.

Emine Merve Topçuoğlu — 28 yaşında