otobüs

Uyandım. Hava güneşli görünüyordu. Sessizce kalktım uyanmasın diye, telefona baktım aramamış hala. Koridora çıktım, buz gibi. Dördüncü çalışında açtı.

-Neredesin?

-Hmm, bilmiyorum. Anlatırım. ‘40 geçe buluşuruz, giyinmem lazım.

Giyindim çabucak. Biraz su, hapı yut, biraz daha su. Neyse ki uyandırmadım, çok erken saat.

Karlar erimiş. Vaktim de var. Yürürüm. Elimde bez torbalar. Pek kimse yok dışarıda. Kim olsun zaten. Gün içinde de pek kimse yok zaten. Beklemeye başladım. Nerede acaba? İyi mi?

Saçları pek bozulmamış. Sakin geçti demek. Başım ağrıyor, kahve alalım dedi. Yüzüne baktım, uyumamış gibi, gergin.

-Hemen sabah olsun istedim, midem bulanıyor. Kahvaltı yaptıracaksın değil mi bana, meyve salatası istiyorum.

Kahve aldık, markete girdik. Her şeyin en renklisinden, en sahtesinden birer tane. İstediği meyveler. Benim sevdiğim krakerler. Bez torbalar yetmedi.

Otobüse bindik zar zor. İkimiz, bir de otobüs şoförü.

-Günaydın.

-Günaydın.

Kahvesini içmeye devam etti şoför. Bize baktı, küçük radyosunun sesini biraz daha açtı. ‘A Horse with No Name’ çalmaya başladı. Heyecanlandım. Güneş vuruyordu cama. Günlerdir bekliyorduk. Tesadüf dedim. Şarkı biterken, omuzuma yaslanmıştı. Az kaldı, iyi olacağım dedi. ‘Lemon Tree’nin sesi geldi. Dikildi birden. Bana sürpriz mi hazırladın dedi.

http://www.youtube.com/watch?v=bCDIt50hRDs

İki günde bir hava kararmadan, kahve/meyve/kek üçlüsü aramızda yatakta oturup günü değerlendiririz. Gün biter, hayaller başlar. Haritayı açarız bilgisayarda, en uzakta nereler varsa oralara gitmeyi dileriz. Müzik hiç susmaz. Aynı şeyleri dinlemeyi sevmeyiz. İki şarkı var ikimizin de sevdiği. Geri kalanlar zaten dans etmek için.

http://www.youtube.com/watch?v=zSAJ0l4OBHM

Son durak anonsuyla kalktık. Şoförün yanından durdu, teşekkür ederiz dedi. En sevdiğimiz şarkıları dinledik sayenizde. Bugün bizim doğumgünümüz de, diye ekledi şımarak bir ifadeyle.

“Şanslısınız, bahar geldi bugün” dedi şoför.