“Nasıl Siz Olabilirim?”

Odamdayım, kapı yumruklanıyor. Umursamıyorum. Annem sesleniyor sonrasında.. Pog ve Sic’in geldiğini haber veriyor. Yaşam enerjim emiliyor. Beni dışarı çağırıyorlar. En son ne zaman dışarı çıktığımı hatırlamıyorum.

Pogla eskiden beri tanışıyoruz. Onu severim. Bazen beni anlıyor ve beni gerçekten anladığını düşündüğüm zamanlar ona tahammül edemeyecek kadar zıttım olduğunu görüyorum. Herkesten uzaklaşmaya çalıştığım gibi ondan da uzaklaşmaya çalışıyorum. Ben kendi sınırları içerisinde yaşayan insanlardanım. O sınırlardan çıkmayıp, (ya da çıkamayıp) o sınırlara kimseyi dahil etmeyerek yaşayanlardan. Kendi yaşamımın yükünü taşıyamıyorken, başka yaşantıları anlamaya, düşünmeye, yük edinmeye gücü olmayan insanlardan. Bu girdapta sıkışıktı bizim Pog’la dostluğumuz. Sicle ise Pog aracılığıyla son zamanlarda tanıştım. İyi biri olduğunu görebiliyorum. Fakat dünyaya dar sokağın dar penceresinden baktığını da görüyorum. Benim sınırlarım varsa düşlerim de var. Onun ise sınırlarının içerisinde başka sınırları var. Dayanılamayacak kadar duvarları.

Onlarla birlikte olduğum zaman düşüncelerim, hayallerim, sevdiklerim veyahut sevmediklerim tamamen değersizleşip anlamını yitiriyor. Aşağılayıcı bir tavırla bunu bana hissettiren onlar! “Bakın bu benim” demek yerine “Nasıl siz olabilirim?” derken bulduğum zaman kendimi, beni aşağılayan en nihayetinde yine ben oluyorum. Her dediğime gülüyorlar, İyi ki varsın bizi çok güldürdün diyorlar. Gülünecek bir şey demedim, demek yerine onlarla gülüyorum. Onların ‘güzel’ hayatları, güzel işleri var. Evlenilecek bakire kızlar da buldular üstelik. Bu konudan bahsederlerken cümlelerine hep ‘bu zamanda’ diye başlıyorlar. Sic nişanlısının daha önce hiç sevgilisi olmadığını anlatıyor gururla. Bu zamanda… Takdir bekliyor. Takdir ediyoruz.

Böyle bir geceye maruz kaldığımda eve dönüp annemle karşılaşıyorum. İyi misin, diyor. İyiyim dememi bekliyor. Beklediği cevabı verip odama, kendi sınırlarıma dönüyorum. Aynaya bakıyorum, aynaya tükürüyorum. Yatağıma girip ağlıyorum. Ağlaman da anlamsız, diyor iç ses. Kesiyorum derhal ağlamayı. Ne zamandan beri iç ses’in sözünü dinler oldum? Düşüncelerin tekrardan ve tekrardan beni kemirmesine izin veriyorum. Yaşama böyle büyük iştahla ve böyle sefil sancıyla tutunmak ne kadar olasısa öyleyim.

Yatağımdan radyoya uzanıp, açıyorum. ‘Mother’ çalıyor. Annemi düşünüyorum, yalnızlığım pekişiyor. Roger Waters anneme soramadığım her şeyi radyo hoparlöründen haykırıyor. “Anne duvar örmeli miyim?” derken Roger Waters “Anne yeterince duvar örmedim mi?” diye fısıldıyorum.

“Anne gerçekten ölüyor muyum?”

“Anne yeterince ölmedim mi?”

Saat 05.18. Her gece bir sonra ki geceye umutla bakıyor. Gece kendini gündüze devrediyor ve ben usulca uyumaya başlıyorum bir başka umutla.

Like what you read? Give Kenan Toprak a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.