Gökyüzünde buluşsak, ordan yıldızlara zıplasak?

Kerem Sevencan
Oct 15, 2017 · 3 min read

Sıklıkla kendini uzayın boşluğunda düşlerken buluyorsan, insanların basit konseptler ile yaşamayı kabul etmeyişini anlamlandıramıyorsan, tam olarak aynı noktada olabiliriz.

Bu satırları anlamsız ve hoyratça yazıyor olduğumu bilmek istersin diye düşünmüştüm. O yüzden tam olarak burada araya gireyim, bu yazının bir anlatısı yok.

İlişkisel konseptlerin bir türlü oturmayışından mı toplumsal algılarımızın çöküşü diye düşünmüyor değilim. Övüne övüne bitiremediğimiz aile ilişkilerimiz dahi karman çorman bir hale gelmedi mi? Ah! korkma. Tıpkı senin gibi düşünen, dinlemekten sıkıldığın eleştirmeye bayılan arkadaş olmayacağım. Birkaç soru sorayım istedim, öyle.

Eleştirme egzersizi listesi olsa ve günlük dozumuzu bi’ 15–20 dakika içerisinde alsak yeterli olur belki. Bu liste hep gökyüzüyle başlayabilir, hemencecik başlamış oluruz listeye.

“Ah bugün hava kapalı!” “Bu ne sıcak!” “Rüzgar insan kesiyor” “Götüm dondu”

Ne yalan söyleyim, hoşuma gidiyor bu bir hışımda eleştirebilme yetisi.

Sarıldığımız dünyalar aynı, kitap|müzik|sahne ve bilumum dünyamızı genişleten mutluluk seviyemizi arttıran hayat parçaları. Müzik, kolay erişilebilir halde her durumda yanıbaşımızda, buraya gelirken bi’ playlist dolduruverdiydim, kendisini yazının sonuna iliştirdim. Soğuk havalara birebir belkim seversiniz, belli mi olur.


Kitaplar… Dikkat dağınıklığım olduğu için tek bir konuyu takıntı haline getirip onun hakkında kitaplar okuyorum, bazen bir konu hakkında 6–7 kitap bulduğum oluyor, sevdiğim insanların nadide önerileri sağolsun. Bu insanları daha az bunaltmak için ufakta olsa bir katkısı olur diye güzel bir projeye başladık.

Kendisi umarım yakın gelecekte o son sayfasını “ah, keşke bitmese” diye okuduğunuz kitaplara bi’ yenisini eklemenizi sağlar.


Kendi kapanımızı kendimiz kurmuş, kapanın etrafında tiyatral hareketler içerisinde dolanıyoruz. Bazılarımız farkına varıyor bu “hızlı olmak” füryasının yıprattığını yavaştan alıyor, keyfini çıkarmaya çalışıyor bulduğu her güzel detayın. İnsanları bir istiyor, bir istemiyoruz, hep bir yoğunuz, hep bir meşgul.

Artık insanın doğası kendisini fazlasıyla dışavurmuş, “asla yetinememezliği” gözler önünde ama bizler bu hikayenin neresinde olduğumuzu bulamayışımızdan sürükleniyoruz.

Beklentilerimiz var, mutlu olmaya koşullar getirerek kendi kendimize yarattığımız. Bazıları duygusal dünyamızdan, bazıları maddi dünyamızdan. Maddi dünyanın huzuru sağlanabilir gözüküyor, başarılı olmak, hırslı olmak, oldurulabilen gözükürken, duygusal dünyanın huzuru kimseye bahşedilmemiş gibi. Mutlu olmak için bir başkasının size güzel bir cümle kurmasını bekliyorsunuz, tüm mutluluk çözümleri onun eline geçmiş oluyor, bu sadece ikili ilişkiler değil, neredeyse toplumdaki her ilişki tipi bu alışverişi içeriyor.

Bu sıralar beklentilerimi bir çuvala koyup, hızlı hızlı yürümeyi bıraktım, varacağım yere elbet varacağım diye bir inançla doldurdum kendimi.

6 kez kıyamet görmüş bu insanlık halen “yetinememezliği” ile doğasını doldurmuşken benimkisi sadece arayışta, arafta kalmak sanırım. Son düzlükte işler iyiye gitmiyor diye bırakmak olur mu bilemedim ama 7. kıyamet en güzeli olacak.


İnsanlığın yaratılışında içinde bulunan kötülüğü empatiyle kaybedip iyiliği tercih etmesinden binlerce yıl geçmesine rağmen iyilik kazanamadı, betonlar içerisinde “metropolleşme” canavarları sağolsun, kaybediyor gözüküyor. Görebildiğimiz bir varlık olsa bu dünya bankası neye benzerdi merak etmiyor değilim, en çılgın uzaylı tasviriyle yarışabilirdi sanırım.

Tamam, tamam daha negatif etki yaymayım,

Doğa çıplak haliyle çok güzel! Hani bizim mahvetmediğimiz hali yani.

En güzel zamanlarından birindeyiz, sonbahar. Doğanın “ben buradayım” diyerek üstünü betonla kapladığımız yollara yapraklarını saçtığı, mevsim. Gökyüzünde dönen renk geçişlerini farketmemiz için bastıran yağmurlar, yüzümüze çarpan rüzgarlar, hep biz uyanalım diye.

Güzel bir soru var, kış aylarında doğanın kucağında birkaç gün yalnız başınıza kalsanız, eve dönüşünüz sizi ne denli mutlu eder?

Kar kış kıyamet diye nitelendirdiğimiz soğuk ayların bu yalnızlığı bizim suçumuz gibi geliyor. Temiz nefes almakta zorlandığımız dört duvarlı kapanımızın içine gömülmüş, gözümüzü bol bol kapayıp biran önce bitsin dediğimiz kış aylarına; sahip çıksak ya biraz? Yağmurdan kaçışmak yerine hissetsek yaşadığımızı, az biraz dikkatli olup keyfini çıkarsak sokakların, dolansak korkusuzca, üşenmeden! Ah bir de kış sporları, ne güzel şans kayak yapmak, tırmanmak tepelere; yükseklerden süzülmek doğanın kucağına doğru. Haydi, bu kış sokaklar yalnız kalmasın.

Hayatın tam olarak neresinde olduğunu bulduğunuz, çevrenizi güzelleştirip, ona, on’lara teşekkür etmeyi eksik etmediğiniz güzel günler dilerim, sayınburayakadarokuyasıca.

Sevgiler,

Kerem Sevencan

Written by

http://kerem.ws front-end developer #react #redux #gulp #js