Baba Yorgun

“Sen, hiç çekizlemediğin nargilenin, duman verdiğini gördün mü ?”

Bi sancı var en solumda. Kelimelerle tabiri kifayetsiz kalır kanımca. Hiç kimse de kalmadı yanımda. Hoş, öyleleri kalmamalıydıda! Sıkıntıların kokusu burnumda. Acı ve yoğun bir tat var ağzımda. Çalkalasam bile kan kusarım aslında. Yoruluyorum, gittikçe bunca olanlara…

Aklım yeterince firari. Kendime verdiğim sözler, hayli bir sivri. Dertlerim gömüyor beni diri diri. Naaşımı kaldıracak bi kaç dosta söylemeli; “Bu dünyadan göç eden herkesin sebebi belli”

Bugün yine çıktım dışarı, bunalımlar sarıyor dört bi yanımı. Ziyan edilen onca günün hatrı, hesap soruyor ayrı ayrı. Verecek cevabım var mı ? Yoksa yüzümüzden anlaşılır mı gayrı ? Gayrı hesap edilenler yaşanılsaydı, pekte matrak olurmuydu bu yaşam dayı ? Elbette bunu bizim köşe kahvehanede nargile tüttüren “Pişpirikçi” dayılara sormalı. Vardır onların, içimdeki bu ziyan ve harabe olmuş ruha bi kaç kelamları…

Hüseyin dayı; 55 yaşında, pos bıyıkları sararmış, nargilesini hep tömbeki içen ve; “Tüttürdüğüm nargile gibidir benim hayatım” diyebilen mahallenin yadigarıdır. Her pişpirik oynayışında hayata dair yorumları ile içimdeki depresif duygulara, adeta inceden seans uygulayan sevdiğimiz bir dayı. Hayatı, tabir-i caizse yalamış ve yutmuş bir edâ ile bana baktı. Nargilesini tüttürüp,yavaştan dumanını verirken söylenmeye başladı; “Sen, hiç çekizlemediğin nargilenin, duman verdiğini gördün mü ?”

Hüseyin dayı belki çok basit bir cümle kurmuştu, belki de kurduğu cümlenin bu kadar beni etkileyip,düşüncelere sokacağını tahmin etmemişti. Ama o dayı, dünyanın en zor paradoksuna en basit cevabı verebilmişti. “Ben neden yorgundum !?” sorusunun cevabını bulmama yol göstermişti.Benim neden yorulduğumu ve yorgun bir şekilde bu hayattan çekip gideceğime, içtiği her zamanki nargilesiyle cevap verebilmişti. Hüseyin dayı aslında bana; Hayatın bir nargile gibi olduğunu, içindeki tadı alabilmek için bir karşı tepki vermek gerektiğini göstermişti. Ben ise hayatımda ki zorlukların üzerinden gelmeden mutlu olabilmenin peşine koşmuştum. Biçare derviş olmuştum.Etrafıma çember çizip durmuşum,haberim yokmuş. Bunlarda beni epey yormuş ve yorulmuş bedenin üstüne külfetler doğurmuş. Sonra çıkıp etrafıma “Baba Yorgun” derken kendimi bulmuşum.

Peki bunu dememe neler sebep olmuştu. İşte bunlarda, hepimizin suçuydu. Bi’gün koynumuzda olandan,bi’gün nefret ediyor olduk.Bi’gün taptığımıza,bi’gün dönüp bakmıyor olduk.Bi’gün kin duyduğumuza, bi’gün bağlanıyor olduk. O değilde, “Asla!” dediğimiz her şeyi tek tek yapıyor olduk. Sonra ne mi olduk ? Hayatımızın bir parçası olan birisi için, hayatımızın sahibi olan kendimizi parçalıyor olduk. Güvenmediğimiz her şey bize destek olup,güvendiğimiz her şey köstek olurken, her şey tepemize düşüyor oluyor. Bize ihanet edenlerle barışırken, kendimizle çelişmemiz ve güzel duygular beslerken, intikam duygularına bürünmemiz bizi yorgun düşürüyor.

Bunca şeyi düşünürken; içinde misin?,üzerinde misin?; sahibi misin?,kölesi misin bu hayatın anlayamıyorum dostlar. Tek farkına varabildiğim bu aralar; son kez dilimden çıkacak olan ve hayatıma da hüseyin dayı gibi davranmama sebebiyet verdirecek sözü bir kez daha kullanmamak; Baba Yorgun. Şimdilik….