Mesele şu ki;
“Mesele sevmek değil azizim. Kime sorsam herkes seviyor zaten…”
Ben ne bir Şekspir’im; bir Romeo ya da Juliet aşkı anlatabileyim, ne de bir Mecnun ya da Ferhat’ım; onlar gibi bir efsanevi aşkı yaşayabileyim. Derdim kelamımda gizlidir. Gizli olan duyguların tarifi dilsizdir. Bizimkisi bir garip silsiledir. Mühim olan gönüllerimizin içinde ki bam telidir.
Ne çok aşk yaşadım, ne de çok aşka kapıldım. O konularda hep bir yabancıydım. Belki çok kalp kırdım, belki de çoğu kez kalbimin kırıldığını sandım. Her sandığım duygu halinden sonra bile; ne nefrete yol aldım, ne de duygularıma su kattım.Attığım tek doğru adım, ilişkilerimde hep doğru kaldım. Ne suratımı ağrıttım, ne de insanların adını karaladım. Yaşadıklarıma hep bir tat kattım, bazıları gibi ilişkilerimde yabancı kalmadım. Elbette her insan gibi belli rüzgarlar için de savruldum. Lakin hiç birinin rüzgarında eğrilip,yolumdan sapmadım. Her zaman bir şeyin farkına vardım; “Nereye ya da ne yöne bakarsam bakayım, kendime ve karşımdakine saygılı olmalıydım.”
Biliyor olmalısınız; dünya dönmüyor yalnız. Ben ve senden sonrası, pekte değil bizden farksız. Hiçbir şey olmamalı karşılıksız ve tatsız… Zaten hayatımızda acıyı ve tuzu kullanıyoruz. Bazen ne yaptığımızı bilmiyoruz. Karşımızdakinin bizim malımız olduğunu sanıyoruz.Ona istediğimiz gibi davranıyoruz. Hak verin bana,görüyorum ki bizlerde çok “saykoyuz”. Aslında ilişkilerimizde de hayatımız gibi “tersoyuz”. Bazı gerçeklerin farkına varamıyoruz. Sonra bulduğumuz ilk dert dinleyen omuza saldırıyoruz; “Kardeş biz niye mutlu olamıyoruz ?”…
Aslında bir şeyleri halı altına süpürmemeli. Eller vicdan üzerinde olmasada, “İnsaf yok,Vicdan izinde” dememeli. Şunu iyice bellemeli; teknik ve uygulamada da hata var emmi. Ne mi hatalarımız ? Birbirimizi çok şahane kandırmamız. Bunun üzerine ilişkilerimizi; mimar edasıyla ama birazda müteahhit çakallığıyla inşaa etmemiz. Devamında binayı tamamlasakta, ilk sarsıntıda göçük altında kalmamız kesin. Bazı şeyler bilinsin; ilişkiler yalan temeller üzerinde kurulmaz. Kurulsada azizim, ömrü fazla olmaz.
Kulakların pasını bu aralar en çok da; “Seviyoruz ama değerini göremiyoruz. Bizde çok iyi kullanılıyoruz” siliyor. Bilirsin azizim,mesele sevmek değil ki. Sen de seviyorsun. Bende seviyorum. Öküz bile seviyor yeri geldiğinde treni. Mesele sevmenin niceliğinde. Nasıl ve ne şekil sevebildiğinde.
Belki şu kardeşin aşkın kitabını yazamasada, sevmenin ve sevilmenin kritik noktasını görmüş durumda. Dedik ya; “Kime sorsam herkes seviyor zaten…” Yahu; “Mühim olan güzel sevebilmek.” Hislerinde oynama yapmadan,aşırılığa kaçmadan,yabancılık yaşatmadan sevebilmektir mühim olan. Mühim olan karşındakini “kırmadan,dökmeden,yormadan,acıtmadan” sevebilmektir. Bunların çizgisinde devam edebilirsek eğer, karşımızda görebiliriz yeteri kadar değer…