Şükredin…

Benim hikayem bir başarısızlık hikayesi. Hayatımın çoğu kişi için erken olan yıllarında, ne kadar çok fırsat tepebildiğimi, hayatın sizlere ne gibi fırsatlar tanıdığını ve sizin ne kadar şükretmeniz gerektiğini, daha önce olduğu gibi sert bir dille değil, şu anda dahi size ve dünyaya olan sevgimden gözlerim dolarken, hepinizi kucaklayarak anlatmak istiyorum.
Neredeyse bebekken başladı hikayem. Çoğu için erken olabilecek bir zamanda konuşmaya başladım, İstanbul Türkçesiyle. Çok sevilebilecek bir şehrin, tarih kokan sevimli sokaklarında, büyüklerine yardım eden, onları yolda görünce hal hatırlarını soran, küçükleri alt devremiz olarak değil, kardeşimiz olarak gören, onları koruyup kollayan çocuklar arasında yetiştim.
Parmakla gösterilirdik her zaman, “O mu, çok akıllı, çok saygılı.” dendi hep bizler için.
Aynı zamanda bu şehirde kültür, sanat, yaşam standardı gibi hususlar çok ön planda olduğu için de bu lezzetli, ruhu doyuran bilgi ve ahlak çorbasından içme fırsatı buldum.
Diğer yandan deniz şehri olan bu şehirde, yaratıcı, denizi ormanla ve güneşle bezer, her günün her saatinde farklı bir renk, farklı bir tat yakalama fırsatı bulurdum.
Bu durum, ilköğretim ve lise yıllarında da devam etti. Oturaklı bir kültürün içinde, böyle bir zenginliğin içinde, bir de başarılı bir öğrenci olma özelliği bahşedilmişti bana.
(Çok fazla kendimden bahsettiğimin farkındayım, lütfen okumaya devam edin.)
Lise yıllarında derslerim kısmen kötüleşse de hiç göze batmadı. Çünkü yine genel itibariyle başarılı ve saygısından ötürü öğretmenlerin gözdesi bir öğrenci oldum.
İnsanlar çoğu zaman başarıyı nasıl yakalayacaklarını ararlar. Ben dersane öğretmeniyle neden daha iyi net yapamadığını değil, bu çalışmayla nasıl bu kadar başarılı olduğunu tartışan bir öğrenci oldum.
Her şey ne kadar da güzel gidiyor değil mi? Ülkenin geleceğine göz kırpan, tanınacak bir çocuk diyorsunuz belki de. Şu ana kadar öyle olmadı, şimdiden söyleyeyim.
Üniversite sınavını kazandım. Bir lise öğrencisinin hayalini süsleyebilecek idealler ve istediği alana gidebilen bir öğrencinin mutluluğu ile. Bunu bozan tek şey okulu kazandığım şehirdi. O zamandan hissetmiş olmalıyım.
Üniversiteyi çok farklı hayal etmiştim. Sürekli açık laboratuvarlar, öğrencilerle çay içip, yemek yiyen öğretim görevlileri, her sorusuna cevap bulan öğrenciler, son teknoloji bir kampüs…
Ders anlatımına ve takibine çok önem veren bir öğretim görevlisinin sorduğum masumca ve geleceğe göz kırpan soruma verdiği dalga geçer cevapla dünyam başıma yıkıldı. Kendini kanıtlamak isteyen bir üniversitenin, daha başarılı olmak için daha zor sormaları gerektiğine şartlanmış bir bölümünde (üniversitenin çoğu bölümü için kanı bul şekilde) okumayı sürdürdüm.
Rengarenk olmasını beklediğim hayat her soru mahiyetli davranışa gelen, balyoz gibi bir cevapla griye dönmeye başladı. Renk çalan canavarlar sarmıştı sanki etrafımızı.
İdealist birçok öğrenci benim yaşadığım bu durumu yaşamıştır ve yaşıyordur eminim. Ve yaşadığım ülke çığır açan insanları kabul etmiyor, görmezden geliyor.
Böyle olunca her girişimim daha başlamadan başarısızlıkla sonuçlandı. Alanımla alakalı olmayan birçok proje geliştirdim. Sermayesiz olamayacağı ve “Önce önümdeki işi (okulu)” bitirmem gerektiği için çoğu zaman yapacağım işten caydım. Şu an büyük potansiyele sahip bir şirketin ortağı olarak dünyanın sıkıntılarıyla ilgili neler yapabileceğimizi anlatacak bir yazı yazmak yerine bu yazıyı yazdıracak hâle geldim.
Okulum hâlâ bitmedi. 7. sınıf öğrencisiyim. Hâlâ kafamdaki fikirler ile kös kös oturmaktan başka bir çare bulamıyorum kendime.
Yazımın başında şükredin demiştim size.
Şükredin, eğer hayat size küçük yaştan itibaren kendiyle mücadele fırsatı verdiyse;
Şükredin, eğer idealist veya öncü bir kişilik olamadıysanız hiç, Orta halli yerlerde gidip geldiyseniz zaman zaman hayatın akıntısıyla, buna rağmen bir iş sahibiyseniz veya olabileceğinizi biliyorsanız;
Şükredin, sevdiğiniz insan(lar) yanınızdaysa veya telefonu açtığınızda sevgiyle, araya herhangi başka bir konu sıkışmadan konuşup, seni seviyorum diyerek kapatabiliyorsanız;
Hayat size aşabileceğiniz şekilde kötü yüzünü göstermiş ve kendi yapabileceklerine karşı sizi yetiştirmiş demektir. Bu yüzden şükredin…
Ben bu kadar karamsar bir insan değilim. Elimde fırsatlar olduğunu ve sizin elinizde de her nerede ne şekilde yaşıyorsanız elinize fırsatlar geçirildiğini çok iyi biliyorum. Fırsatları değerlendirmeye, insanlara gülümsemeye, hayatı paylaşmaya bakın.
Sizden çok daha iyi yerlerde olduğunu düşündüğünüz kişiler, maddi varlıkları içerisinde neden mutsuz oldukları hakkında derin düşüncelere dalıyorlar.
Unutmayın siz gülerseniz hayat güzel. Sokakta benimle karşılaşabilir ve gözlerime gözlerinizi denk düşürebilirsiniz. Siz bana güldüğünüzde ben de size mukabili ile karşılık verip, yeni bir arkadaş kazanmış olacağım. Böylelikle hayata daha sıkı sarılabileceğim.
Not: Bu yazıda amacım kesinlikle kendime methiyeler düzmek değil. Sürekli pohpohlanan, övgülerle bir şey başarıyormuş ilüzyonuna kapılan bir kişinin ne durumda olduğunu anlatmaktır.
Kucak dolusu sevgilerimle…