turgut uyar ve uzanıp kendi yanaklarından öpmek üzerine

yaklaşık 1 saat sonra evden ayrılmam lazım. son zamanlarda çok sık olduğu gibi yine şehir dışına çıkıp birkaç gün yaylada kafa dinleme umuduyla gidip canımı sıkacağım. bunu neden yazdım önce onu açıklayayım. bu yazıyı yazmak ve eşyalarımı toparlamak için en fazla 1 saatim var. o yüzden çok da düşünemiyorum yazarken. yazıya başlık bile atmadan başladım ve de.

bilirsiniz, turgut uyar 89 yıl önce bugün, 4 ağustos 1927 günü öldü. twitter’dan falan bilir herkes, en azından her yıl 4 ağustos günü gelince haberleri olur insanların. bende ayrı bir yeri vardır turgut abi’nin. bir türlü tanımlayamadığım içimdeki karmaşıklığı tanımlayabilen yazar/şair yoktur ama turgut uyar’ın bazı şiirlerini okurken aynı karmaşıklığı tanımlama çabası olduğunu hissederim. daha doğrusu yıllar önce lisedeyken bir edebiyat hocamın okuduğunu görüp ben de okuduğumda hissettim. turgut uyar’ı yeni tanımış olmanın açlığıyla birkaç hafta bütün şiirlerini okudum. hepsinde aynı şeyi hissetmiyordum ama hissettiklerim oluyordu. hissettiklerimi ayıkladım. daha sonra diğer şiirlerine hiç bakmamak üzere kapattım turgut uyar defterini. biraz daha yaşadıktan sonra önceden pek de umurumda olmayan şiirlerin bazılarında da aynı hissiyatın uyanmaya başladığını şaşırarak fark ettim. yaşım biraz daha büyüdüğü için kelimeleri daha iyi mi anlıyorum acaba diye sormaya hazırlanırken hayır cevabını çoktan vermiştim.

hayatımın her dönemine ayrı şiirler yazmıştı turgut abi. çok sevmezdim şiir okumayı ama turgut uyar başkaydı.

şöyle diyordu mesela:

bir elim sağ cebimde, bir elim sol cebimde.
bu hüznü siz de bilirsiniz.

bunu okuduğumda ne aşık olmuştum, ne öylesine biriyle flört etmiştim ne de bir yakınımı kaybetmiştim henüz. flört falan işleri de hiç olmadığına göre ayrılık da yaşamamıştım haliyle. işin aslını duymak isterseniz zaten o zamanlar hiç sevmezdim karşı cinsimi. daha sonra bunun tanıdıklarımın geri zekalı olmasıyla alakalı olduğunu anladım. neyse işte, yalnızlık mükemmeldi, hüzünlenmek için de hiçbir sebep yoktu zaten. ama bir şeyler elimden kayıp gidiyormuş gibi olurdu bazen. yolda yürürken karmaşık duygulara dalıp giderdim. bakın işte hayatımın bu evresini ele güne reklam etmişti turgut abi.

her evreye ayrı ayrı yer verecek kadar vaktim yok şimdi. mühim olan birkaç noktaya daha değinip gitmem lazım.

sonra bir gün aşık oldum ben. o zamana kadar her konuda yaşımdan büyük konuşurdum. kimse de şikayet etmezdi bu konudan. zannederdim ki yaşımdan büyük konuşamayacağım bir konu yok. varmış. aşık olduktan sonra bırak yaşımdan büyük konuşmayı, konuşamayacak kadar küçülüverdim.

sonra şöyle dedi turgut abi:

ne şarap, ne sevda, ne yar adı 
daha tatlı kelime yok, “yarın”dan
insan sevdikçe iyileşiyor artık anladım
sanki rahat bir toprakmışım da, içime bir cemre düşmüş gibi ısındım
onda bulduğumu bilseniz
yalnız ona söylerim o kadar güzel.

bunun üstüne çok şey söylemeyeceğim. hem vaktim de yok zaten. ben susayım da turgut abi devam etsin:

bir insan birini yalnızken hatırlıyorsa sevmemiştir. 
ansızın aklına getirip yalnızlaşıyorsa; işte o zaman sevmiştir.

bunu çok acı tecrübe ettim. tecrübe ederken de turgut abi’ye sarılıp dertleşecek fırsatım olmadı, bu yazıyı okursa affetsin beni.

sonra:

bir ihtimalken bile güzelsin.

senin için ihtimal bile olmak istemiyorum dediler bu sözlerine turgut abi. sen oturdun yazdın da karşılığı “biz ihtimal bile değiliz artık.” oldu.

çünkü aşk bir suçlamadır
sonuna kadar yaşanmamışsa.

velhasıl, buydu işte turgut abi. 31 yıl önce hayatımın her evresini röntgenleyip ölmüştü. ben de hatırıma geldikçe bir fatiha okurum ruhuna. hatırımdan hiç çıkmaz ya zaten, öyle işte.

hepsi bu kadar değil ama vaktim yok ne yazık ki. eğer imkanınız varsa bırakın ihtimal olarak kalsın bazı şeyler. imkansız da olsa ihtimal olarak imkansıza karışsın. sonrası turgut uyar’ın deyişiyle şöyle oluyor yoksa:

evet önümüz bahardır biliyorum
leylaklar açacak biliyorum
kiraz da çıkacak yakında
iyi şeyler söylemek de gerek biliyorum
sevgilim, güzelim, bir tanem biliyorum da
şimdilik bağışla.

yoksa uzanıp kendi yanaklarımızdan öpüyoruz artık.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated hakim hekimoğlu’s story.